Neps

Artık ne gidilecek, ne dönülecek bir yer kalmıştı. Geçmişin kayıp anıları, yuvaları dağıtılmış kuşlar gibi acı çığlıklar atarak zihinlerinde umarsızca dolanıp duruyordu.
Sayfa 82·Kitabı okudu
Reklam
Az önce on üç-on dört yaşlarında beş-altı kız ellerinde uzun değneklerle gülüşerek yanımdan geçip, sapmaya çekindiğim bir patikada kayboldular. Masal yaratıkları gibi zamandışı, hülyalı, uçucuydular. Sesleri savrulup gitmeden önce, boş arazideki sert kısa otlara, tuhaf dikenlere birkaç saniye boyunca takılıp kaldı. Şimdi geride onlardan hiçbir iz yok. Kayıp zamandan gelip kayıp zamana karışmışlar gibi... Masalın en güzel yanı da bu ölçülüp biçilmemiş, kaydedilmemiş, bölünmemiş zamanın öyküsünü anlatmasıdır. Bir varmış bir yokmuş diye başlayan unutulmuş zamanın... Ama zamanı unutabilir miyiz? Belki de şöyle sormalıydım; masalla görmezden gelmeye çalışsak da zaman bizi unutur mu?
Sayfa 63·Kitabı okudu
Naciye Abla, iyice yaşlandığı yıllarda mahalleyle ilgili sohbetlerimizden birinde, benim de mahallede gördüğüm Sevdiye adlı küçük kızın önce babası sonra da ağabeyleri tarafından "kullanıldığını" anlattı. Böyle şeyleri anlamsız, düz ve hiçbir merhamet izi barındırmayan bir yüz ifadesiyle söylerdi. Yıllarca beni öfkelendirmiş olan bu kayıtsız ifade, Çingenelerin hayatta kalmak için kullandığı en önemli silahlardan biriydi. Sevdiye kötü kadın olmuş, sonra da ağabeylerinin küçük olanı tarafından öldürülmüştü. Bu kaba saba anlatım beni pek etkilemedi. Yalanın kalbinde gizli olan, içimde çoktan yer etmişti. Ama küçüklüğümde dinlediğim ürkünç masalla birlikte, Naciye Abla'nın esmer, genişçe yüzünün ardından, bir yeraltı ırmağı gibi bilincime akan gerçeğin o dingin, acımasız sesini hâlâ tüylerim ürpererek anımsarım. Masal gerçekle aynı bedendendir. Onunla aynı kanlı etten ve kemikten..
Sayfa 56·Kitabı okudu
Bakışıyla karşılaşanı çılgınlıkla ödüllendirir şehir, şefkati yoktur, bütün gördüklerinden sonra öfkesini ve sevgisini kaybetmiştir; şimdi yalnızca akıllı ve zalimdir
Sayfa 25·Kitabı okudu
Uğruna bunca yalan söylediği şey, öykülerinin gerçeklikte açtığı kocaman deliklerde, olan bitenin karanlık yüzünde, zihnin kuytu köşelerinde, söylenmeyen sözlerin, gerçekleşmeyen olayların bıraktığı boşlukta gizli. Naciye Abla'dan öğrendiğim en önemli şey, anlatılamayan, okunamayan, öğrenilmeyen, öğretilemeyen ve hiçbir kitapta yazılı olmayan bu şeye ulaşmak için ışık kadar karanlıktan, gerçek kadar yalandan da geçmek gerektiğidir; yalanın, masalın, öykünün gerçekle aynı olan etinden...
Sayfa 21·Kitabı okudu
Reklam