Dünün dünyası kitabı 1914 yılında birinci Dünya Savaşı’ndan önceki dönemden başlayıp birinci Dünya Savaşı’nın buhranlı dönemlerini kapsayan ve ikinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla son bulan bir kitap. Kitap edebi bir kişiliğin bakış açısıyla yazılmış biraz tarihi biraz otobiyografik biraz o dönemde yaşamış edebiyatçı sanatçı ressam müzisyenlerin çok küçük de olsa bahsedildiği bir eser. Okurken o dönemde yaşayan ünlü kişilerin Stefan Zweig’in arkadaşları olması onlarla sürekli sohbet içinde olması beni çok mutlu etmişti çünkü tanıdık isimlerin simaların sürekli aynı yerlerde yer alması ve etkileşim halinde olması onları da güçlü yapan bir öyleydi. 1914 yılından önce insanları ne kadar özgür olduğunu sürekli olarak istediği yere istediği şekilde gittiğini anlatıyordu Zweig. Fakat bu özgürlüğün birinci Dünya savaşı ile birlikte azaldığını ve zorlaştığını söylüyor. Kitap sadece tarihi açıdan değil de o döneme bir edebiyatçının gözünden tanıklık etmişti. Savaşlarda hep tarihi kitapları okuruz ve özellikle kendi ülkemizdeki tarih hepimiz için daha önemli gelirken aslında dünyada da aynı sorunların yaşandığını ve insanların aynı dertlerden muzdarip olduğunu gördüm. Savaşın çıkmaması için edebiyatçıların toplanıp yazılar paylaştığını etkinlikler yaptığını ancak hiçbir işe yaramamıştı. Kitap uzun olmasına rağmen çok akıcı bir şekilde ilerledi zaten hayatını baz başlıklar altında bölümlere almıştı ve o başlıklar hemen hemen aynı konu üzerinden anlatılıyordu. Avrupa’nın pekçok yerine seyahat ederek oralar hakkında da belli başlı bilgiler vermişti. Ben kitaba başladığımda ve kitabın yarısına geldiğimde Avusturya’ya gitme şansı buldum kısa bir süre Viyana’da ve Salzburg’da bulundum. Stefan Zweig’in kitapta bahsettiği tiyatroları opera binaları’nı gezme fırsatı buldu ve geri
Dünün DünyasıStefan Zweig · Ren Kitap · 20202,678 okunma
Son ziyaretlerimden birinde, Freud’un da hayran olduğu, bana göre yeni kuşağın en yetenekli ressamlarından biri olan Salvador Dali’yi de yanımda götürdüm. Ben Freud ile konuşurken Dali onu resmetmeye başlamıştı. Fakat Dalin’nin bu çalışmasını Freud’a göstermeye cesaret edemedim, çünkü ileri görüşlü olan Dali onun yüzünde ölümü çizmişti.
Tren sınırdan geçerken, tıpkı kutsal kitaptaki Lut peygamber gibi arkamda bıraktığım her şeyin toz ve kül olduğunu, geçmişin acı bir tuza dönüştüğünü biliyordum
Yapacak tek bir şey kalmıştı: sessizce kendi dünyamıza çekilip kendimizi işimize vermek!…………
Kişisel hırsımın olmayışı o dönemde çok işime yaradı o süre içerisinde bir şeylerle meşgul olmak adına dünya fikir mimarları başlıklı serime başladım son derece dingin bir ruh haliyle Amok koşucusu ve bilinmeyen bir kadının mektubu isimli öykülerimi yazdım