Nasıl da zamansız geliverdin, dağıtıverdin bahçemdeki kuruyan hüzün yapraklarını.
Silip süpürdün bu zemheri yalnızlığın dağılmış tortularını.
Oysa çocukluğumda kaldı sanıyordum utangaç gülüşlerim ve güldüğümde kirpik uçlarımda oluşan kıvrımlar.
Asi düşleri, mahcup kalmış keşkeleri boynunda asılı dururken ömrümün,
Bir fitille ateşleyip küle çevirdin kömür karası hayallerimi.
Yaktıkça yaktın aşkı içimde çırasız, çıkarsız.
Küllerimden doğdum yeniden ve savurdum acıyı gökler dolusu.
Şimdi karşında bir ben var yalnız sana çaresiz.
Kırıldı su testisi su yolunda,
Aşk doldu göz pınarlarıma.
Yıllar silindi, yollar çizildi sınırlarıma...
Nasıl da zamansız geliverdin,
Sildin zehir zemberek cümleleri.
Ağız dolusu şiirler düştü düşlerime hesapsız kitapsız.
Umudun tükenmekte olduğu bir sokakta yürürken, gözlerini gördü gözlerim.
Ömrümde ilk defa çıkmaz bir sokağa girince küfretmek yerine şükrettim varlığına...
Neşe Ağaoğlu