“Her ne olduysa belki de seni affetmek istiyordur, sadece gururu buna izin vermiyordur. bazen birine çok değer verirsin ve o hata yapar, ondan nefret etmeyi öğrenmen gerekir ama edemezsin, sadece etmen gerektiğini bilirsin.”
İnsanlar çok kolay kalp kırıyor, bir kol kırmaktan farklı olduğunu sanıyorlar. Sonra bir sürü insanın içeride kimsenin görmediği, görmek de istemediği çatlaklarla yaşamak zorunda kalıyor. Daha çok inciten daha güçlü olduğunu sanıyor. Ruhları katletmek de cinayet ama bu hiçbir yasada yazmıyor. Bu yüzden suç sayılmaz, bu yüzden bir sürü kırık kalbin katili aramızda dolaşıyor. Bu yüzden herkes mutsuz. Bu yüzden pencereden baktığımızda dışarıda savaş varmış gibi kasvetli bir yaşam görüyoruz.
Üzerinden kaç yıl geçerse geçsin, yarım kalmış kitaba yeni bir karakter yazarak devam etmek mümkün değildi. Kimse sevmezdi ki onu. Benim bu kasabada bir yerim yoktu.
İşte hikâyenin sonu.
Bazı ölüler hayattakilerden daha canlı, benim gibi yan karakterler ise hep perde arkasındaydı.
"Kalbin ağrıdığı zaman bütün dünya durur," diye fısıldadım. "Ne kadar zeki ne kadar güçlü olduğunun önemi kalmaz. Kalbin kırıksa işin bitmiştir." Başımı göz göze gelebileceğimiz şekilde kaldırdım. "Çünkü kalp kurallara uymaz, başına buyruktur. Doğru ve yanlışı yoktur."