• Hayatın tek üzüntüsü ölümdür. Bir insanı eğitmek için bir asır ancak yetişir, elde edilenlerin meyvelerinden faydalanmak için ise en az iki asır lazımdır. Bilimin ilerlemekte olduğuna dair yapılan bütün gevezelikler küstah palavralardan başka bir şey değildir. Bilim ortadan ölümü kaldırmadıkça bir şey yapmış sayılmaz. Beni bir gün bir taşın altında çürümeye atacaklarına göre Londra'dan New York'a yarım saatte uçmuşum, bana ne?
  • New York California'dan 3 saat ileride ancak bu California'yı yavaş yapmaz.
    Kimi 22 yaşında mezun olur ama sağlam bir iş bulmak için 5 sene bekler.
    Kimi 25 yaşında ceo olup 50 yaşında ölürken kimi 50 yaşında ceo olur ve 90'ı görür.
    Kimi evlenirken kimi bekar kalır.
    Obama 55 yaşında emekli oldu, Trump 70 yaşında görevine başladı.
    Bu dünyadaki herkes "kendi zamanına" göre yaşar.
    Etraftaki bazı insanlar senden bir adım önde gözükebilir.
    Ancak herkes kendi yarışında, kendi zamanında.
    Onlara kıskançlık da besleme onları taklit de etme.
    Onlar kendi zamanında sen kendi zamanında yaşayacaksın.
    Hayat harekete geçmek için doğru zamanı beklemektir.
    Yani sakin ol.
    Geç kalmadın.
    Erken de değil.
    Tam zamanında yaşıyorsun.

    (Sözlerin sahibini bilmiyorum. Instagram'da @dostoyevskipage isimli bir hesapta görmüştüm, fakat bu hesap da alıntının kaynağını belirtmemişti. Belki de hesabın sahibinin bir yazısıdır. İçime ferahlık veren bir gönderi olmuştu, buraya da ulaştırmak istedim.)
  • Peki şu yere göğe sığdırılamayan barış süreci neyin nesidir? Neyi başarmıştır; eğer bu gerçekten bir barış süreciyse, Filistinlilerin can kayıpları ve sefil hayat koşulları niye Oslo Anlaşması'nın imzalandığı Eylül 1993'ten öncesine kıyasla çok daha kötüye gitmiştir? New York Times'tan William Orme Jr.'nin 5 Kasım'da yazdığı üzere, "Bugün Filistin toprakları neden vaktiyle barışçı entegrasyonun geleceği sayılan projelerin yıkıntılarıyla doludur?" Bu kadar çok İsrail askeri ve yerleşim birimi varlığını sürdürürken barıştan söz etmenin anlamı var mıdır? Yine RISOT raporuna göre, Oslo'dan önce Gazze ve Batı Şeria'daki yasadışı yerleşimlerde yaşayan Yahudi sayısı 110 bindi; 2000 yılına gelindiğinde bu sayı 195 bine çıkmış durumda ve buna (yine yasadışı biçimde) ilhak edilen Doğu Kudüs'te ikamet etmeye başlayan 150 binin üzerinde Yahudi dahil değildir. Dünya aldatılmış mıdır? Yoksa şu her şeyi ezip geçen 'barış' söylemi, özünde muazzam bir üçkağıttan mı ibarettir?
    Edward Said
    Sayfa 6 - Agora Kitaplığı
  • Maalesef seriye son verdiğimiz kitap olacak. Aslında seri 25 kitaplık ve biz 24 kitap bitirebildik. Son kitaba ne yaptımsa ulaşamadım. Bunun üzüntüsüyle bitiriyorum kitabı da.
    Kitabımızsa oldukça güzel. Gezegenleri ve zamanları dolaştık hep beraber. Kaçaklar göçükler derken hoş bir macera yaşadık.
    Serimizin tamamını da kolaylık olması açısından buraya ekledim. Araştırmak ya da bir göz atmak isterseniz sizlere de kolaylık olacağına inanıyorum.
    https://i.hizliresim.com/Z3GRz0.png
    Şimdi yazarın aslında bu tarza ilgi duymasından bahsedelim birazda. Yazarımız dünyaca ünlü Thomas Edison’un kişisel asistanı.
    Ayrıca şunu belirtmek istiyorum. BASKAN bu seriyi sadeleştirerek bastığı için çok fazla detaya girmiyor. 1998 yılında Gün Yayınlarının bastığı eseri okursanız (kapak resmi farklı) tüm içeriğe erişebilir ve daha geniş metne sahip olabilirsiniz.
    Şimdiden mutlu tatiller ve keyifli okumalar dilerim. Kendinize iyi bakın. Mutlu akşamlar..
  • Kadın her yerde kadındır!
  • New York Times'in Ocak 1923 tarihli haberi şöyledir: Bir avuç Türk dünyaya meydan okudu. İşte o Türkler.. Bir avuçtular ama kazandılar.
  • Livaneli'nin dili sizi başka diyarlara götürüp o diyarlarda tadının damağınızda kalacağı bilgiler öğrenmenizi sağlıyor. Bu sayede siz de kendi hayatınızda yeni yönler keşfetmiş oluyorsunuz. Elia İle Yolculuk kitabında ise ünlü yönetmen Elia Kazan ile ilgili bir yolculuğa davet ediyor sizi Livaneli. Bu yolculuk fiziksel olarak New York ve Türkiye sokaklarında dolaşırken ruhsal olarak geçmişin, köklerin, sevginin ve saygının yolculuğu aynı zamanda.


    "Elia Kazan, 7 Eylül 1909 tarihinde Kayseri kökenli bir Rum ailenin çocuğu olarak İstanbul‘da doğmuştur. Rum asıllıdır. Asıl adı Elias Kazancıoğlu’dur. Babası George Kazancıoğlu’dur. Annesi Athena ŞiŞmanoğlu’nun köyü Kayseri’deki Germir köyüdür. Ailesi henüz O 4 yaşındayken 1913 yılında Amerikaya göç etti. Elia Kazan New York eyaletindeki New Rochelle’de büyüdü. New Rochelle Lisesinden mezun oldu. Massachusetts’te Williams College’de yüksek öğrenimini tamamladı. Yale Üniversitesi‘nde tiyatro öğrenimi gördü.

    1932 yılında New York kenti’ndeki “Group Theatre”da oyuncu olarak tiyatroya başladı. 1939 yılına kadar burada çalıştı. 1940 yılında tiyatro yönetmenliği yapmaya başladı. Tüm Amerika’da ünlü oldu ve Broadway‘in en iyi yönetmenleri arasına girdi. 1944 yılında sinema filmleri yönetmeye başlamıştır.

    1947 yılında “Actors Studio” adında oyunculuk okulunu Cheryl Crawford ve Robert Lewis‘le birlikte kurdu. Marlon Brando ve James Dean gibi efsane oyuncular yetiştirdi. “İhtiras Tramvayı”, “Rıhtımlar Üzerinde”, “Cennet Yolu” gibi başyapıtlara imza attı. En gözde öğrencilerinden biri unutulmaz filmlerinde başroller verip bir ikon haline getireceği Marlon Brando‘ydu. ‘Rıhtımlar Üzerinde’ ve Tennessee Williams’ın oyunundan uyarladığı ‘Arzu Tramvayı’yla Brando’yu yaratırken, en iyi filmlerinden biri sayılan ‘Cennet Yolu’yla James Dean efsanesini ortaya çıkarttı. Kazan, tanınmamış oyuncularla çalışmayı severdi. Rod Steiger, Natalie Wood, Lee Remick, Warren Beaty gibi isimlerin onunla çalıştıktan sonra yıldız oldular.

    1952 yılında Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’nce (HUAC) sorgulandı. Sinema sanayiinden komünist eğilimli sekiz arkadaşını ele vererek onların kariyerlerinin sona ermesine yol açmıştı. Bunlardan birisi olan senarist Abraham Polonsky, Elia Kazan’ın 1999 yılında onur Oscar’ı alacağını duyunca “Umarım ödülünü alırken birisi onu vurur” demişti. 1999 yılında 71. Akademi Ödüllerinde Yaşam boyu Onur Ödülü’nü, HUAC sorgusu nedeniyle protestolar arasında aldı. Kendisi de Komünist Parti üyesi olan Kazan, Senatör McCarthy’yle işbirliği konusunda hiç geri adım atmadı. 1997‘de İstanbul Film Festivali‘nden Onur Ödülü almaya geldiği sırada Cumhuriyet Gazetesinden Ahu Antmen’e verdiği röportajda konuyla ilgili şunları söylemişti: “Doğru olduğuna inandığım şeyi yaptım. Özür dilemiyorum. Utanmıyorum. Ve beni mutsuz etmiyor.”

    1960-1964 yılları arasında da New York‘da Lincoln Sahne Sanatları Merkezi Repertuar Tiyatrosu’nda yönetmenlik yaptı.

    1960’ların ortalarında tiyatrodan uzaklaşmaya başladı; sinemayı da ikinci plana bırakarak yazarlık yapmaya başladı.

    1988 yılında 7. Uluslararası İstanbul Film Festivalinde seçici kurul başkanlığı yaptı. Ayrıca 1988 yılında yönetmenliğini ve senaristliğini Zülfü Livaneli‘nin yaptığı Uğur Polat, Sevtap Parman, Rutkay Aziz, Menderes Samancılar, Kenan Pars, Fikret Kuşkan‘ın oynadığı “Sis” adlı filmde küçük bir rolde konuk oyuncu olarak oynadı.

    Elia Kazan, 28 Eylül 2003 tarihinde ABD, New York, Manhattan‘da 94 yaşında ölmüştür."

    Roman, Livaneli'nin Elia Kazan'ı New York'taki evine onu ziyaret etmesi ile başlıyor. benim dikkatimi çeken konu ise şu oldu; Evde klarnet çalması bende aitlik duygusunun eksiğini (İstanbul'da doğması ve göç etmesi) hissettirdi. O klarnetin sesi ile olmak istediği yere gidiyor. Belki de Livaneli'den onu Kayseri'ye götürmesini istemesinin nedeni de bu olabilir.

    7 yaşındayken Elia'nın sinemalarından birini izlerken onunla arkadaş olacağını kim bilebilirdi? Bazen kaderin ipini siz ne yaparsanız yapın ördüğünü fark etmek gerekir.

    Eğer Livaneli'nin dilini seviyorsanız bu kitabın sizi başka diyarlara götüreceğine eminim. Ayrıca kitabın içinde bulunan illüstrasyonlar da M.K: Perker'e ait. Bu illüstrasyonlar da kitap ile bütünleşmenize yardımcı oluyor.