15 Ocak 2009
New York'ta 146 yolcu ve 5 mürettebat taşıyan bir uçak, Hudson Nehri'ne düştü, ölen olmadı ve bu olay tarihe "New York Mucizesi" olarak geçti.

New York'taki -24 Ekim 1945'te kurulan-Birleşmiş Milletler (BM) binasının bulunduğu arazinin sahibi Rockefeller hanedan lığıdır. Az ilerisinde Rockefeller merkez binaları yükselmektedir. BM'yi de Rockefeller'a ait sayabiliriz! BM Rockefener'ın olur da, BM'nin yan örgütlerinden Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kimin olur? Tabii ki 7 Nisan 1948 tarihinde kurucusu Rockefeller idi!

Saklı Seçilmişler, Soner YalçınSaklı Seçilmişler, Soner Yalçın

Sahip olmak hiçbir şey dir...
Bir başka ABD Başkanı Theodore Roosevelt, 27 Mart 1922 tari h inde New York Times gazetesine şöyle diyordu: "Bu uluslararası bankerler ve Rockefeller-Standard Oil, ülkedeki gazeteleri ve gaze tecilerin çoğunu kontrol ediyor. Bir görünmez hükümet oluşturmuş. Yozlaşmış, güçlü hizip grubu, toplumu onlara itaate zorluyor ya da kendilerine itaat etmeyen devlet görevlilerini işinden ediyorlar." Haklıydı ... Rockefeller diyordu ki, "Sahip olmak hiçbir şey dir; kontrol her şeydir."

Saklı Seçilmişler, Soner YalçınSaklı Seçilmişler, Soner Yalçın
Sema Öztürk, bir alıntı ekledi.
16 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Bu sebeple mağara devrinden beri dünyanın bütün kadınları, bütün erkeklere üç soru sorarlar: Nereye gidiyorsun? Ne zaman geleceksin? Beni seviyor musun? Bu iş mağara devrinde böyleydi, günümüzün New York'unda da, Paris'inde de, İstanbul'unda da böyle!

Mutluluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 330)Mutluluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 330)

Orhan Pamuk'un Beyaz Kalesi üzerine eleştiri:
Orhan Pamuk, Beyaz Kale Romanı ve Kurmacalar Üzerinden Tarihimiz

Bir kaç hafta önce Orhan Pamuk’un 1986 basımlı post – modern etkiler de taşıyan romanı Beyaz Kale’yi okudum. Kitap, tarihi bir roman olma özelliği de taşıyor. Fakat, kitap ben de biraz hayal kırıklığı oluşturdu. Dünya edebiyatında, benzer temalı romanlarda neredeyse hiç karşılaşmayacağımız biçimde, yazar, Beyaz Kale’nin konusunun geçtiği toplumun sosyal hayatını gerçekte olmadığı şekilde sunmakta, bana göre bunu da gerçeğe dayanmayan kurmacalar üzerinden yapmış görünmeketdir.

Roman’da Orhan Pamuk, 4. Mehmet (Avcı Mehmet) dönemi Osmanlı toplumunu ve İstanbul’u tasvir eder. Türk Gemiciler tarafından esir düşen bir Venedikli romanın baş kahramanıdır. Bu esir diğerlerinden farklı olarak mühendislik, edebiyat ve anatomi alanında eğitim görmüştür. Venedikli, zindanda özellikle doktorluk bilgisi ile dikkat çekmeyi başarır ve “Paşa” (Osmanlı idaresinde güçlü) tarafından makamında kabul edilir. Burada kendisine çok benzeyen bir şahsiyet olan “Hoca” ile tanışır. Daha sonra Paşa tarafından zindan alınıp bu Hoca’nın yanına yerleştirilen Venedikli, Hoca ile Paşa için görkemli bir havai fişek gösterisi yapar, sonrasında da Padişah’ın dikkatini çeker. Venedikli, görevlendirildiği önemli icat ve incelemeleri Paşa ile birlikte yaparlarken, aynı zamanda birlikte bir çok yazı yazmaya da başlarlar. Bu yazma sürecinde “Venedikli” ile “Hoca” karakterlerinin farklılıkları okurun zihninde daha belirgin hale gelir. Roman boyunca Venedikli, Hoca kadar hatta bazen ondan daha kabiliyetli bir şahsiyet halinde tasvir edilir.

Venedikli’nin Hoca’dan daha bilgili, daya yetenekli olması, Hoca’nın bir çok konuda Venedikli ile çatışmalarına neden olur. Çatışmalarda Hoca Venedikli’ye gör hep haksız, hep kötü duygulu, kötü niyetli olarak görünür; Batı iyi, Doğu kötü…..

Romanın sonunda post modern eserlerin genel özelliği olan okuyucuyu yanıltma hali karşımıza çıkar; Hoca Venedikli’nin yerini alarak İtalya’ya gider. Venedikli esir de Hocanın yerini alır gibi görünürken aslında bu esirin Hoca’nın bir hayali kurmacası olduğunun anlaşılması ile roman da biter.

Orhan Pamuk tasarladığı bu iki karakterin sırtına Doğu ve Batı’nın değerlerini yüklemiş, bu iki zıt kavramı bireyler üzerinden anlatarak okuyucuya sunmuştur.

Orhan Pamuk’un bu tarihi romanı, içerdiği tasvirlerle, sunuları ve anlatısı ile aklımızda bir çok soru işareti oluşmasına neden oluyıor. Öncelikle, yazarın her ne kadar kurguda özgür olması gerekse de bir tarihi roman, tarihi bu denli yaşanmamış kurmalarla okuyucuya nasıl sunabilir ? Bu, o topluma, o sosyal yapıya bir haksızlık olamz mı ? Haksızlık olursa etik sorunlar taşıamz mı ? “Roman’da “kasıt yapılmış”  yorumlarına neden olamz mı ? Ayrıca, Roman boyu Orhan Pamuk, bazı tarihi olayları olduğu gibi almış, bazılarını ise kurmaca olarak işlemiştir. Eğer Orhan Pamuk Beyaz Kale’yi gerçek bir kurmaca amacı ile tasarlamış ise ve o dönemi kendince yorumlamayı amaçlıyor ise o zaman işlenen dönemdeki bazı tarihi gerçeklikleri olduğu gibi alıp bazılarını neden göz ardı etmeyi ve kendince değiştirmeyi tercih etmiştir ? Dahası, neden kurmaca yolunu tercih ettiği olaylar ve tiplemeler Osmanlı tarihinin en hassas en belirleyici noktaları olurken, gerçekte olduğu gibi aldığı kısımlar ya genel bilinen isimler, olaylar ya da dönemde yaşanan idari zayıflıklar olmuştur ?

Romanın genelinde okur yükselen ve üstünleşen yüksek ahlaklı bir Batı ve güçlü olsa da zayıflamaya yüz tutmuş, ahlaki değerlei zayıflamış bir Doğu ile karşılaşmaktadır. 17. yüzyıla doğru uzanan bir tarihte bu tasvir bazı yönleri ile kabul edilebilir, ancak, Osmanlı ve Türk toplumu üzerinden yazılan yanlış kurmacalar Türk tarihinin ve Osmanlı portresinin özellikle yabancı ve Osmanlı tarihine uzak okurların zihninde ister istemez yanlış şekilde şekillenmelere, yanlışlar gerçekmiş gibi kanaatlere neden olmaktadır.

Bu bağlamda, Pamuk’un yaptığı bazı tasvirleri şu şekilde sıralayabiliriz;

Bütün direklerin tepesine sancaklar çektiler, bizim bayrakları (Venedik), Meryem Ana tasvirlerini, haçları tersinden asıp külhanbeylerine aşağıdan oklattılar. Askerlerimizi (Venedik) gülünç göstermek için zırhlarını ters giydirdiler, kaptanların ve subayların boyunlarına demir çemberler taktılar. (syf 14)1

Osmanlı tarihinde gerek toplum gerekse de yönetici kesim Türk töresinin ve İslam’ın emirlerinin doğrultusunda hep hoşgörüyü tercih etmiş, düşmanın kültürüne, esirlere, tüccarlara karşı Pamuk’un betimlediği gibi davranışlarda bulunmamıştır. Dahası Meryem Ana bizce de mübarek bir kadın değil midir ? Bu özelliklerimiz aslında Türk tarihi karakteri bakımından en hassas noktalardan birisidir, Batılı sömürgeci ve emperyal zihniyetten farklı bir büyük devlet ve millet oluşumuzun da kanıtıdır. Işte bu noktada Orhan Pamuk Osmanlı’nın en hassas ve temel noktasında çok zıt bir kurmaca ile okuyucuyu karşı karşıya bırakmaktadır: 

Paşa derdini öyle bir anlatmaya başladı ki, bunun, “düşman iftiraları”1 ile Allah’ı kandırdıkları için yeryüzünde bir tek bu Paşa’nın yakalandığı özel bir hastalık olduğunu düşünmeye başladım. Oysa derdi nefes darlığı idi. (syf16) 1

O dönemde, Paşa rütbesi ile anılan bir çok asker veya yüksek devlet memuru çocukluktan itibaren Enderun Mektebi gibi özel okullarda özenle yetiştirilmiş, üstün yetenekli ve hayatlarını devlete adamış kimselerdi. Bir çok Türk ve yabancı tarihçilerin bu kişilerin kahramanlıklarının, üstün yeteneklerinin ve çalışkanlılıklarının altı çizilirken, açıkça görülmektedir ki Orhan Pamuk bir Osmanlı askerini ‘zayıf’ bir karakter olarak betimleyerek, adeta onu, onun tiplemesinde Osmanlı Paşa’sını alçaltmıştır:

Din değiştirmeyeceğimi söyleyince, Paşa bana öfkelendi. Hücreme döndüm.  Müslüman olmazsam Paşa boynumun hemen vurulmasını emretmiş. Kalakaldım. (syf 26) 1

Her dönemde hoşgörüsü ve saygısıyla anılan, bunu temel özelliği olarak taşıyan Osmanlı, Beyaz Kale’de tamamen tersine çevirilerek okyucuya sunulmuş haldedir. Hiç din değiştirmedi diye boynu vurulan bir kişi bizim tarihimizde var mıdır ? Tam tersi, kuruluşundan yıkılışına Osmanlı Devleti, tebasını dininde açıkca serbest ve devlet güvencesi altına almamış mıydı ?

Gerçek tarihe zıt düşen bu anlatılar, baştan aşağı kurgulanmış bir imparatorluk (hayali), karakterler ve şehirden bahsetseydi “bir tarihi tema işleyen kuramsal roman haliyle” kabule edilebilir olurdu. Fakat, Orhan Pamuk Osmanlı tarihinde geçen gerçek olaylara, isimlere, karakterlere ve İstanbul’a romanında yer vermiştir; Padişah 4. Mehmet’e yer verilmiş, Evliya Çelebi’ye gönderme yapılmış, Sokullu Mehmet Paşa’nın ismi geçmiş, Havai Fişek gösterileri, siyasi bağlamda Hoca aracılığı ile anlatılan müneccimbaşı meselesi, ve dönem siyaseti ile ilgili bazı kesitleri gerçek tarihten doğruca alıntılamıştır.2 Bu vurgularla Beyaz Kale, doğrudan Osmanlı’nın bir dönemini işlemektedir; tasvirleri ve kurmacaları ile de o dönemi “kötü Doğu” olarak tanıtmaktadır.  

Ortalam bilgi sahibi bir Türk okur veya Osmanlı tarihini ortalama seviyede bilen bir okur, romanın anlatısının tarihi gerçeklik ile örtüşmediğini ve çoğu yerde yazarın kurmacaları olduğunu açıkça anlayabilir. Ama bunu, etkilenmiş Batıcı aydın zihniyetine ya da yabancı (küresel) okuyucu kitlesine vurduğumuz da durum çok değişebilmektedir. Batıcı aydın ya da Batılı okuyucu, 16. – 17. Yüzyıl Osmanlı’sını bu denli yaşanandan tam tersi şekide anlatan bir tarihi romanı okuyunca, ya görmek istediği “kötü Doğu”yu görecek ve ön yargılarına doğruluk gerekçeleri bulacak, ya da, iyimser bir ifadeyle yanlışlar ile gerçekte olmayanlar ile bizi tanıyacaktır. O zaman, bir Batlı kişi, önce iyi niyetli bile olsa, bu tür romanları okuduktan sonra, bizi Batı’ya göre “öteki” yapan zihniyeti haklı görmeye başlayacaktır.  Boşuna bir yığın ödül vermez Batılılar Doğu’dan insanlara…

Başta değindiğim iki soru ile tüm bu argümanları birlikte değerlendiricek olursak; Orhan Pamuk,  Beyaz Kale’de, hayal gücünün ürünü olan bir (hayali) kurmaca yaratmaktan ziyade, gerçekte var olanı farklı (kötü ve yanlış) göstermeye dayalı bir romancılık ile okuyucunun karşısına çıkmıştır.

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın, Pamuk’un şahsına yaptığı “toplumun alışkanlık ve kültürünü doğru bilmeden Nobel Ödülü almış olsa bile doğru eserler çıkarması beklenemez” şeklindeki eleştirisi de tüm bu bahsettiklerimi desteklemektedir.

Tartışılmasına rağmen altını çizmemiz gereken önemli bir nokta da, İlber Ortaylı ve bir çok Türk entelektüel tarafından ciddi şekilde eleştirilmesi ve hatalı bulunmasına rağmen Orhan Pamuk’a  Publishers Weekly, The Intepended, New York Timesgibi en büyük yayın kuruluşlarında olumlu eleştiriler yapılmasıdır. O ve eserleri, Emperyal Batı’lı edebiyat tarafından benimsenmiş, sevilmiş ve dünyaya tanıtılmıştr. Acaba, Beyaz Kale’de sunulan “Doğu” ve hep özenilen, arzulanan “Batı” tasvirleri nedeniyle mi sayın Pamuk bu kesimlerce çok sevilmiş ve kabul edilmiştir ?

Sonuç olarak, Beyaz Kale’den aldığım ders, romancı gerçekte yaşanmış bir tarihi, çeşitli nedenlerle kurmacalarıyla kötülediği an asgari edebiyat değerinin ve hatta estetiğinin dışına çıkmış demektir. Yazımda, bahsettiğim gerçeği yıpratan kurmacaya yazar özgür olmalı eleştirileri gelebilir. Bu eleştiriyi yapanlara söylemek isterim ki, gerçek bir romancı kurmacada özgür olduğu kadar, sanatını siyasetten, emparyal güçlerden, kariyer, yükselme ve tanınma arzusundan ve bunun gibi daha bir çok yan beklentiden de uzak tutmalıdır. Aksi halde o sanat güdümlü, toplum mühendisliğine maksatlı bir çalışma haline gelir. Son olarak şunu da belirtmek isterim; edebiyatçı ya da sanatçı üzerinde uğraşacağı medeniyetin dilini, kültürünü, insanlarını ve tarihini olabildiğince en iyi şekilde bilerek yola çıkmalıdır. Beyaz Kale’nin buna bir örnek olması dileğiyle !

Dipnotlar

1- Orhan Pamuk: Beyaz Kale, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları
2- Bensu Funda Gür; Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü: Orhan Pamuk’un Romancılığı ve Beyaz Kale (Makale)

http://www.kirmizilar.com/...-uzerinden-tarihimiz

Sizin olandan asla vazgeçmeyin...
Yalnızca ateşli bir sabır ulastırır bizi muhtesem bir mutluluğun kapısına...

PABLO NERUDA

Sylvester Stallone yüzünün sol alt kısmı felçli doğmuştu ve bu yüzden yamuk ağızlıdır, konuşması da düzgün değildir..
New York'a geldiğinde kimse ona aktörlükte iş vermedi..O kadar fakirdi ki köpeğiyle otobüs terminalinde 3 hafta yattı..Parası bitip köpeğini tanımadığı bir yabancıya 25 dolara satmak zorunda kaldı.. Vurduğu en dip buydu.. Bir gün Muhammed Ali'nin bir maçını izlerken Ali ona ilham kaynağı oldu ve Rocky'nin tüm senaryosunu 3 günde yazdı..
Prodüktör buldu, ona 125.000 dolar önerdiler, ama tek bir sorun vardı, filmde Rocky'yi başkası oynayacaktı.. Kabul etmedi.. Haftalar sonra ona 325.000 dolar teklif ettiler, ama yine kabul etmedi..
En sonunda onun oynamasına izin verdiler, ama 35.000 dolar teklif ettiler ve kabul etti..
Bu 35.000 doların 15.000'ini köpeğini satın alan adamı bulmak için harcadı,ve köpeğini geri aldı..Filmde oynattığı köpek Butkus kendi köpeğiydi..
Rocky filmi Sylvester'a toplamda 200 milyon dolar kazandırdı.. "Sizin olandan, Hakkınızdan ve Hayalleriniz den ASLA VAZGEÇMEYİN"

Zihnisinir, bir alıntı ekledi.
23 May 00:26 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Gece geç saatlerde New York'ta birinin kahkaha atması dehşet verici bir şeydir. Millerce öteden duyabilirsiniz. Bunu duyunca yalnızlığınız daha da artar, moral diye bir şey kalmaz insanda.

Çavdar Tarlasında Çocuklar, J. D. Salinger (Sayfa 83 - Epub)Çavdar Tarlasında Çocuklar, J. D. Salinger (Sayfa 83 - Epub)
MAKASAPATU, Bir Sır Saklı İçimde'yi inceledi.
 20 May 11:18 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Bu kitabı satın almamın en büyük sebebi, kitabın arkasında yer alan New York Times'ın yorumu oldu:
"Kadın sesinin değeri ve susturulduğunda neler kaybedileceğine dair güçlü mesajlar içeren farklı bir roman yaratmak için, edebiyatın geleneksel tarzlarını etkili bir şekilde birleştiriyor."

Judith dört yıl önce arkadaşı Lottie ile birlikte kaybolur. İki yıl sonra geri döndüğünde Lottie'siz ve dilsizdir. Konuşamadığı için dışlanır, lanetli olarak görülür.
Kitap Judith'in ağzından, sevdiği erkeğe (Lucas'a) yazılmış. Şiirsel ve akıcı bir anlatımı var. Gerçekten güzel ve etkileyici bir kitap. Karakterler de çok güzel yaratılmış bence. Judith ve Lucas arasındaki ilişki yüreğimi burktu, ikisine de bayılarak okudum kitabı.
Yaşanan o kadar olaydan sonra böyle bir sonu olması da beni çok mutlu etti. İçinden çok anlamlı dersler çıkarabileceğiniz, vurucu bir kitap. Tavsiye ederim:):)

Murat Sezer, bir alıntı ekledi.
19 May 21:20 · Kitabı okuyor

1965'de New York'a dünyada meydana gelebilecek en büyük felakate karşı 5000 yıl dayanabilecek şekilde yapılmış kapsüller gömüldü. Kapsüllerde, geleceğe aktarmak isteyeceğimiz ve önümüzdeki nesillerin, atalarının yaşamı hakkında açıklamalar bulacağı bilgiler vardı.

Tanrıların Arabaları, Erich Von Daniken (Sayfa 86)Tanrıların Arabaları, Erich Von Daniken (Sayfa 86)
Burcu Erguvan, Yemezler Güzelim'i inceledi.
19 May 16:45 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bilişim İstihbarat Servisi Zack ve Mila'nın hikayesini gururla sunar...
Zack ve Mila, Kuzey ve Masal'ın düğününde bir çarpışma sonuncunda tanışırlar. Ve ilk karşılamaları biraz sinirli geçse de aslında ikisi birbirinden etkilenmiştir. Düğünden sonra Mila okumak için New York'a gitmiştir. Ama bilemezdi yollarının Zack ile kesişeceğini. Biri devetabanı derken, diğeri ise bücürük diyecekti. Ama aşk ne olacaktı? İşte onu zaman gösterecekti.
Çok keyifli ve sürükleyici bir kitaptı. Sırada 'Mert ve Azra'nın' hikayesi var onu da sabırsızlıkla bekliyorum.
Okuyacak arkadaşlar varsa asla pişman olmayacakları ve yüzünüzde gülümsenin eksik olmayacağı bir kitap olacak...

Yeni bir kitap yorumu ile buluşuncaya kadar sağlıkla kalın :)