• İyi bir polisiye romanda boşa harcanan hiçbir şey yoktur, önemsiz bir tümce ya da bir sözcük olmaz. Önemsiz olsa bile, önemli olmaya adaydır; bu da aynı şey demektir. Kitabın dünyası olasılıkların, sırların ve çelişkilerin birbiriyle kaynaşmasından oluşur. Gördüğümüz ya da dediğimiz her şeyin, en küçük, hatta en önemsiz şeylerin bile, öykünün sonucuyla bir ilgisi olabileceğinden, hiçbir ayrıntıyı es geçmemek gerekir. Her şey öz olur; kitabın merkezi onu ilerleten her olayla birlikte değişir. Öyleyse, merkez her yerdedir ve kitap sonuna ulaşmadan bir çember çizilemez." Paul Auster/Newyork Üçlemesi
  • 368 syf.
    ·1 günde
    Kitabı üniversite birinci sınıfta okumuştum. Üç bölümden oluşan kitabın her biri ayrı kitap olduğu halde, konular birbiriyle ilintili olduğu için birarada basılmış. Okurken bana Christopher Nolan'ın ilk filmi Takip'i anımsatmıştı. Roman durağan gibi gözükse de parçaları birleştirdiğinizde konu sizi içine çekmeyi başarıyor. Konunun NewYork'ta geçmesi ilgimi canlı tutmaya yetti. Polisiye beklentinizi tam anlamıyla karşılayacak bir kitap olduğunu düşünmüyorum ancak içeriğindeki üç ayrı hikaye birbiriyle bağlantılı olduğu için okumakta zorlanmadım.
  • 576 syf.
    ·4 günde·8/10
    Sanırım uzun zaman önce bu yazarın romanını okumuştum. Elimde Mephisto Çıkmazı vardı, İblis'in devamı olduğunu duydum, bunu bitirmek zorunda kaldım. Ve biraz araştırdım ki İblis'in orijinal ismi 'Relic' ama çeviri de kalıntı ismi çıkıyor. Devam Kitabı Mephisto Çıkmazı'ymış. Devam derken seri değil yani. Daha doğrusu yazarın Ajan Pendergarst başlıklı 12 kitabı var. Diogenes ve Helen Üçlemesi diye ayrı seri grupları da var. Tabii bunları yazar Lincoln Child ile beraber yazmış. Sanırım bu iki yazarın kitaplarına başlamadan evvel vikipedi'den biraz araştırmak lazım. Nitekim çevirilerde yani Eser ismi çevirileri yanıltıyor bu da okuma zevkini düşürüyor. Fakat şunu belirtiyim ki gerçekten başarılı bir yazar Preston ve arkadaşı.

    Kitaba giriş bence çok mükemmel olmuş. Amazon ormanlarında eski kabilelerin bulunduğu yerde, tapınılan şeytan suratlı bir heykelcik var. Orada bitki araştırması için seyahat-araştırma yapan bir grup, felaket dolu bir ortamla karşılaşırlar ve bir kişi hariç hepsi ölür. O bölgeye giden kişiler Newyork Tarih Müzesi'nin çalışanlarıdır. Ölmeden evvel birkaç sandığı kurtarıp uçakla Müzeye göndertip ortadan kaybolan kişinin durumu da şüphelidir. İşin esrarengiz tarafı ise Müzede yaşanılan olaylar. Nitekim Müze sergisinin yapıldığı bir günde annesiyle müze koridorlarında gezinen iki çocuk aniden kaybolurlar ve cesetleri bulunur birkaç gün sonra. Bu olayların DNA açısından bağlantısı, yine o lanetler dolusu kabilelerin yaşadığı ormanla birleşir. Ve bunu çözmek imkansızdır. Yüzbaşı D'agosta ve Özel Ajan Pendergast bu olayın üzerine gittikçe ne kadar aciz kaldıklarını göreceğiz okuyunca.

    Korku-gerilim türü olan bu eserin dediğim gibi girişi gerçekten çok güzel. Sanki bir film izliyoruz gibi. Ortalarda tabii biraz sıkılıyoruz. Çünkü adımlarımız, seslerimiz hep müze koridorlarında geçiyor. Fakat yazarımız bazı yerlerde düşen tempoyu sonlara doğru topluyor. Ve gerçekten ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Kesinlikle zayıf veya orta bir eser değil. Orta üstü diyelim. Hayvanlar ve bitkiler aleminde epey bilgiler ediniyoruz. Mesela dinozorları kim yok etti veya nasıl yok oldular? Onları, kendilerinden daha güçlü canlılar mı yok etti? Gerçekten çok düşündürücü terimler var. İnsanları yok etmek içinde bir virüs meydana geldi. Ve bu insanlığın sonu mu olacaktı ve biz insanlardan sonra bize benzer veya bizden daha güçlü daha zeki canlılar mı gelecekti?...
  • Cam Kent, Hayaletler ve Kilitli Oda

    Daha önce, yine bu köşeden sizlere Paul Auster’in dört kitabının tanıtımını yapmıştım. Newyork Üçlemesi adlı bu eserini bitirdiğimde, acaba kendi hayatını mı anlatmaya çalıştı diye düşünmedim değil. Daha önce, biyografik anlamda kendisini anlattığı kitaplarının üzerine bu eseri gelince, zihnimde hep aynı soru dolaşıp durdu. Acaba mı?

    Kitap yukarıda belirttiğim üç öyküden oluşuyor. Ama öyküler bir şekilde birbiriyle bağlantılı. Paul Auster takipçileri bu kitabı okurken mutlaka öyküler arasında ki bu ince bağlantıyı fark edeceklerdir.

    Auster’in yaşamındaki ;

    Kırılgan bir çocukluk… Bu süre zarfında “Kayboluş” yaşanıyor bir süreliğine,
    Korkular… Bir aranma, sorulma duygusu içerisinde beklentiye girme,
    Yükselme arzusu… Ve kendi kendini aramaya çıkma,

    gibi duygu gel gitlerinin bu romana yansıdığını düşünüyorum. Yanılıyor da olabilirim ama sonuçta burada da yazmaya çalıştığım şey, kitabın ben de bıraktığı etki...

    Paul Auster’e karşı bir ilginiz varsa ve bütün kitaplarını okumak istiyorum diyecekseniz, bir sınır koymak istemem. Ama en iyilerini sadece okumak istiyorum diyorsanız, bu kitabı en sona bırakmanızı tavsiye ederim.

    Erkan ERGÜL
    Twitter : @Kutoz_