Hayatındaki çok değerli bir şeyi kaybeden insanların, geri kalan her şeyi de kaybetmek isteyen o hastalıklı güdüsü onu zorluyordu. En dibe, daha aşağıya düşemeyeceği yere kadar inmek için garip bir istek, önüne geçilmez bir arzu duyuyordu.
Sanki içinde iki kişi yaşıyor, biri öbürünün yapacaklarından korkuyor, onu durdurmaya gücünün yetmeyeceğini biliyor, onu kışkırtacak koşulların ortaya çıkmaması için uğraşıyordu.
Bir zaman tanrıların arasında yaşadıktan sonra yeniden ölümlülerin arasına fırlatılıp atılan bir zavallı gibi hissediyordu kendini; eski hayatını, dostlarını, tanıdıklarını, o tanrılar katına hiç çıkamadıkları için küçümseyip, onlardan uzaklaşıyor ama tanrıların arasına da dönemiyordu, yaptığı hatadan dolayı cezalandırılıyordu. Artık gidecek bir yeri, sığınacak kimsesi, ona yaşadığını hatırlatacak bir oyun arkadaşı yoktu.
Korkudan ruhu parçalanıyor, bedeni sanki zerrelerine ayrılıp ateş tozları gibi karanlık bir kâinatın sonsuzluğuna savruluyordu. Hayatının en büyük suçunu işliyor, bu suçun kendisine bağışladığı o korkunç haz karşılığında bütün varlığını kurban etmeye hazır olduğunu hissediyordu.