Belki çocukça bir fikirdir, felsefe kitaplarında yeri yoktur ama ben saadeti ikiye ayırırım. Başkalarından alınan saadet, başkalarına verilen saadet. Benim için hakiki saadet başkalarına verilen saadettir.
Acımak… Ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir… Fikrimce yalnız doğruluk hastalığı, bir hak ve hakikat meselesi etrafında toplanmak kabiliyeti, bir toplumu mesut etmeye kafi gelemez… Bunun için acımak, birbirimizin feryadını, iniltisini duyabilmek de lazım!..
… Başkalarıyla birlikte olduğu zamanların kahkaha ve süprizlerle dolma ihtimali daha fazlaydı. Kendi kendine kaldığı zamanlarda ise insanın dönüp dolaşıp en baştan düşünmek istemediği düşüncelere varması daha olasıydı.
Benim fikrime göre profesör, bu hayatta değeri olan her şey için mücadele edilmeli. Hak edilmeli. Kazanmak zorunda kalmadan değerli bir şey verilen insan onu ziyan etmeye mahkûmdur.