Niccolo Machiavelli
İnsanlar korktukları kimseleri incitmektense, sevdikleri kimseleri incitmeyi yeğ tutarlar daima.

Ertug bagcı, bir alıntı ekledi.
16 Kas 21:02 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Herkes senin nasıI göründüğünü biIir ama çok az insan nasıI oIduğunu hisseder.

Prens, Niccolo MachiavelliPrens, Niccolo Machiavelli
Yavuz Atakay, bir alıntı ekledi.
12 Kas 07:37 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hükümdarın sağduyusu akılcı fikirlerin ürünü değil, akılcı fikirler hükümdarın sağduyusunun ürünü olmalıdır.

Hükümdar, Niccolo MachiavelliHükümdar, Niccolo Machiavelli
Hüseyin, Prens'i inceledi.
12 Kas 01:22 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Ahlâki hayalcilik ile hakikatin acı fakat bariz durumuna yönelik bir pusula olma görevi üstlenen Prens, müellifi Niccolò Machiavelli’nin Lorenzo de Medici’ye sunduğu hacimli eseridir. On beşinci yüzyıl sonları ile on altıncı yüzyıl başlarında Floransa kent devletinin ikinci dereceden diplomatı olan fakat Papalık ile Fransa arasındaki rekabette Floransa’nın kaybeden tarafa oynaması sonucunda bakanlık konumunu kaybeden Machiavelli’nin bu eseri, açıktan iktidara oynama hevesi olarak algılanır. Machiavelli, 1512 tarihli Prens’te aynı anda hem ahlâki kaygıları bir tarafa bırakıp hedefe odaklanmayı vazeden duruşuyla siyasi mecrada kirli ellerin meşruluğuna cevaz veriyor hem de Lorenzo de Medici’nin şahsında tüm iktidar mekanizmalarına Nihilist prens karakterini idealize ediyordu. Onun bu girişimi kendisine bir yandan ilkesiz, entrikacı, düzenbaz gibi yaftalamalar kazandırıyor, diğer yandan da olması gereken ile olan arasındaki ince çizgiyi berraklaştırmayı başaran realist kimlik atfediyordu.

İktidarı ele geçirmenin değil, daha çok onu elde tutma marifetinin tavsiyelerini içeren Prens, yirmi altı bölümden oluşur. Her bir bölümün toplamda hale etkisi yarattığı eserin 1-11. bölümleri farklı prenslik türlerine yönelik incelemeleri içerir ve bu esnada incelenen prensliklerin başarılarının talihten ziyade fırsatları avantaja çevirmelerine dayandığı anlatılır. 12-14. bölümler, Prens’in orduları tanımlama gayretine giriştiği fakat bunu yaparken savaş merkezli değil, ordu gücünün salt işlevsel -hatta açık şekilde pragmatist- muhtevasına yönelik tanım ve tavsiyeler barındırır. Bu bölümler, paralı ordu, -destek kuvvet olması noktasında- yardımcı ordu ve temelde kıvrak savaş pratiğine maruf prens/prensliklerden örneklerle eserin genel maksadından kısmen bağımsız noktaları içerir. 15. bölüm, devamındaki dokuz bölüm ile birlikte, tarihin Prens’e acımasızca davranmasına sebebiyet verecek içeriği taşır. Bu bölümlerde, o ana değin nispeten tanımlama ve ‘olanı ortaya koyma’ güdümünde ilerleyen eser, yirmi dördüncü bölüme kadar soluksuz bir ‘olması gereken’ tipolojisi sunmaya başlar.

Her bir bölümün temelde neleri içerdiğine yönelik etraflıca analizlere ve tartışmalara tekrar döneceğim, fakat 15-24. bölümlerin politikayı ahlâktan koparmaya yönelik girişimi oldukça önemlidir. Bu girişim, tereddüt edilmeksizin soyunulan ve nihayetinde çok uzun yıllar boyunca gölgesinde yaşanan Hıristiyan etiğinin, Pagan Roma’nın kamusal etiği karşısında aldığı mağlubiyet yetmezmiş gibi, onu içselleştirmeye ve kabullenmeye yönelik radikal bir girişimdir. Bu bölümlerin önemi, yurttaşların ülkelerine hizmet etmeleri söz konusu olduğunda inançlarını –alenen ruhlarını- satmayı normal gören ifadeleri ve hiç olmazsa bu vazgeçişten dolayı üzüntü duyması beklenen Machiavelli’nin ortada herhangi bir trajik durum göremediğini söylemesiyle ikiye katlanır. Her ne kadar Rousseau bu ifadelerin Machiavelcilere yönelik açık bir yergi olduğunu düşünüp aynı fikirde olmasa da, zannımca bu bölümler tam da ideal Machiavelci karakteri inşa eder. Kim bilir, belki de Prens’i Hitler’in başucu kitabı yapan da tam olarak bu görüşlerdir.
Eserin 24. bölümüne gelindiğinde, takip eden 25. bölümle birlikte gelinen noktaların İtalya’ya uyarlaması başlar. Önceki bölümlerde eteğindeki taşları döken Machiavelli’nin Prens’i, hızını tekrar alçak tutarak prenslerin yaptıkları hataları ortaya koyar ve bundan alınması gerekilen derslerin geride bırakılan yirmi dört bölümde barındığını ima eder. Bu ortaya koyuş bir kronolojik düzlem üzerinde gerçekleşmez, aksine ilk on bir bölümde çerçevesi çizilen ideal yöneticinin İncil’deki metaforik anlatımlarla da desteklenen kurtarıcı olduğu yönündeki bildik söylemi tekrar eder. Diğer yandan ilk on bir bölümde ortaya çıkmayan kurtarıcı aktör, yirmi altıncı bölümde Medici ailesi olarak ilan edilir. Bu ilan ediş, doğru uygulanan şiddet ile yanlış uygulanan gaddarlığı birbirinden ayırabilme yeteneğine sahip olduğu söylenen Medici ailesine bir de şiddetin ekonomik kullanım tekelini de bağışlar. Tüm bunlar, Prens’in şiddet içeren araçları kullanmayı dikte eden ve bu vesileyle siyaset biliminin meşum sonuçlarıyla yüzlememizin arasına mesafe koyan tutumunun da delilidir. Bu deliller paradoksal şekilde hem ‘eli kanlı Machiavelli’ olmayı hem de kimsenin Machiavelli’den daha az Machiavelci olamayacağını da beraberinde getirir. Bu durum ahlâki değerlerin olmaması gerekliliğine yönelik eleştirilere karşı bir itirazı barındırırken göz ardı edilemeyecek bir de ‘’ama’’ taşır. Kırılmayı oluşturan da budur.

Kırılmanın ana hatları Prens’in açıkça iktidarda kim oturuyorsa ona öğüt vermeye soyunma girişimiyle, o ana değin tarihsel süreçte yaşanmış olan taht kavgalarının Prens’i haklı çıkarmış olması arasındaki gidiş gelişlerden doğar. İlk on bir bölüm, farklı birçok prensliklerin olduğunun izahına girişirken prenslere amaçları konusunda çok az şey söyler. Onun mottosu, daha çok amaca yönelik araçlar üzerinde yoğunlaşır. Ona göre soydan geçme prenslikler, karma prenslikler, yardımcı kuvvet ve/veya hasbelkader kazanılan prenslikler, sivil prenslikler ve kilise prenslikleri gibi birçok prenslik vardır ve üzerinde mürekkep akıtılmaya değer olanlar, güç tekelini yerinde ve tek seferde kullanmayı başarıp otoriter hükümranlığı sağlayabilenlerdir. Açıkça söylediği şey, şiddeti yerli yerince kullanmayı beceremeyen iktidarların ellerini silahlarından –kılıçlarından- hiç çekmemek zorunda olacakları, dolayısıyla sürekli bir tedirginlik içerisinde kalacaklarıdır. Soydan geçme ve kilise prensliklerinin sırtlarını yasladığı bir geçmiş bağın varlığıyla rahat bir nefes aldığı gerçeğini ıskalamayan Machiavelci Prens, kendi gaddarlığını imal etmeyen diğer prensliklerin ise er ya da geç “aslan ve tilki” olmayı başaran prenslikler tarafından lağvedileceğini vurgular. Burada Prens’in argümanları da dikkat çekicidir zira onun prenslere atfettiği ‘aslan’ ve ‘tilki’ benzetmeleri kadar kutsal kitaptaki Musa örneği de takdire şayandır. Aslan, kendisini herhangi bir tuzaktan koruyamaz, bununla birlikte tilki de kurttan sıyrılma noktasında maharetsizdir. Gereken hamle, yerine göre aslan olmak, gerektiğinde ise tilki olmakta saklıdır. Bu tarz bir argümanın Musa örneği ile desteklenmesi de ilginçtir zira Tanrısal kudretle desteklenen ve ahlâki söylemin aktörü olan Musa’nın da kendisine inanmayanlar üzerinde yer yer başvurduğu silahlı mücadele tarzı, Prens’in şiddet kullanma kılavuzluğuna da önayak oluşturur. Takip eden bölümlerde ordu ve şiddet arasındaki bağı ölçülü tutan Prens’in, şiddeti sivillere, yurttaşlara yönelik uygulamanın da nefret kazandıracağını ve prenslere karşı ayaklanma ihtimalini kuvvetlendireceği iddiaları da onun bir yandan da olabildikçe gaddarlık karşıtı duruşunu temsil eder. Dolayısıyla Prens’in bütünü, bizi zorunlu olarak başka bir tartışma alanına dâhil eder: hangi araç, hangi amaçlara yönelik ne tür bir kullanım ile “meşru” olur?

Bu tarz bir tartışmaya girişmek ile Prens’i, dolayısıyla Machiavelci duruşu sorgu masasına oturtup hiçbir soru sormadan, yalnızca ondan kendisini anlatmasını beklemek aynı anlama gelir. Çünkü başlangıçta da ifade ettiğimiz gibi Prens’in kendisini iktidara yakınlaştırma girişimi ile yazıldığı ve bu girişimlerin kapsamına her türlü şiddet ve mezalim tavrı, ölçüsüzlüğü dâhil ettiği açık olsa da onun tuttuğu yolun şiddeti uygulamak değil, uygulamak zorunda kalma durumunda nasıl bir ölçü tutturulması gerekliliğine yönelik araçsallığı kapsadığı da apaçıktır. Benzer şekilde, söylendiği gibi Prens’in ürküntü veren içeriği onun siyasal portresinin esaslarını oluşturuyor olsaydı, uzun yıllar boyunca ülkesinin iki numaralı diplomatı görevinin de bu şiddet üzerinde yürütülüyor olması beklenirdi. Oysaki tarih, talihi dışlayarak gerçeklerle yüzleşmeyi gerektirince, Prens’in de çizgisi iktidarı elde tutma metotlarını deşifre etmek ve cumhuriyetçi rejimlerin bile önünde sonunda iktidarı elde tutma yoluna başvuracakları gerçeğini çırılçıplak ortaya koymaya doğru evirilmiştir. Cumhuriyet gibi farklı aktörlerin uzlaşı ile yönetimde pay sahibi olmayı önceleyen rejimlerin bile kirli eller sorunsalına dâhil edildiği bu yeni iddia, kendi içerisinde haklılıklar taşıyor olsa da iktidarı elde tutmak için kullanılan araçların şiddeti içselleştirip ahlâkçılığı dışlamayı gerektirmesi ile yeni bir çıkmazı da doğuruyor: iktidarı sürdürmek için başvurulan yöntemler terörizmi gerektiriyorsa, ‘terör’ yaftalamasını nasıl izah edeceğiz? Her başarı kendi haklılığını doğuruyorsa –ki bu Prens’in iddiasıdır- sansasyonel eylemler ile başarı elde eden grupların damgalanmasını ve sapma eğiliminde olduklarına yönelik güncel ithamları nereye bırakacağız? Elbette bu sorular havada kalmaya adaydır ancak zorlama bir gayret ile Prens bu engellerin arasından da kıvrak manevralar ile sıyrılmayı başarır. Onun manevrası, kötü insanların kötülüğü öğrenmek gibi bir kaygı taşımadıklarını, içsel dünyalarında bunun yeterince var olduğu üzerine şekillenirken, siyasetin iyi amaçları bazen kötü araçlarla elde ettiği gerçeğini ispat etmesiyle iyice kıvraklık kazanır.

Galip bir prense ithaf edilmekle başlayan serüven, bugün Machiavelli’yi ve Prens’i siyasal sosyolojik alanda nerede konumlandırmak gerektiğine dair muammayı taptaze tutmayı sürdürürken itiraf edilmeyi bekleyen gerçeklerle de burun buruna getirir. Prens, siyasetin farklı uzlaşılar gerektirdiğini ilan ederken bu uzlaşılara o güne değin eklenmemiş ahlâki değerleri pasifleştirip demi yumruğu bilemeyi ekleyerek bir bakıma bilmeye de cüret etmiş oldu. Ne yazık ki onun bu cüreti, kendisine aynı zamanda şöhreti ve kötü talihi bir arada kazandıran bir girişim olmayı da ihmal etmedi.

Berke Can Turan, Hükümdar'ı inceledi.
 11 Kas 14:09 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

Machiavelli ismini siyaset bilimi hocam sağolsun son zamanlarda fazlasıyla duyuyorum. Bir sabah bir aile kahvaltısında Machiavelli konusunu açınca annem Hükümdar'ı getirdi bana. Kitaplığımızda olduğunun farkında değildim. Hemen başladım okumaya.

İçeriğini düşününce ve araştırınca ağır ve üzerine kafa patlatmak gereken bir eser gibi gelebilir fakat kesinlikle öyle değil "Hükümdar". Aksine Machiavelli öğütlerinin anlaşılabilir olması için dilini sadeleştirme yolunda fazlasıyla uğraşmış. Verilmek istenen öğütleri başlıklara bölüp madde madde örneklerle birlikte açıklama yoluna gitmesi hem okurunu uzun uzun sayfalarla sıkmamasını hem de dikkat bütünlüğünü sağlıyor.

Genellikle atlanan önsözlerin aslında ne kadar önemli olduğunun da bir kanıtı çeviri sahibi Necdet Adabağ tarafından gösteriliyor bizlere. Siyasi içerikli bir kitabı yazıldığı dönemin şartlarını göz önünde bulundurmadan anlamaya çalışmak yanlış sonuçlara yol açabilir. Eserdeki birkaç bölüm nedeniyle Makyavelcilik'in tamamen Machiavelli'ye yüklendiğini anlatıyor, ayrıca; bunun bir haksızlık olduğunu düşündüğünü ekliyor. Şiddet ve kötülüğün belli başlı zamanlarda işe yaradığını savunup örneklerinde şiddet yanlısı bir hükümdar olan Cesare Borgia'yı kullanınca bu bölümler yapıtın en "etiğe uymayan" kısımları olarak damga yiyor. Bu düşüncelerin hepsine mantıklı yanıtı bulmak için dönemin siyasi tarihini incelemek gerektiğini savunuyor Adabağ. Çünkü onun ulaştığı sonuç şudur ki; Machiavelli'nin Hükümdar'ı yazmasındaki amaç ülkenin işgalden kurtulması ve tek egemenliğe kavuşmasıdır.

Politik bir şaheser olarak tarihe adını yazdıran "Hükümdar"; egemenliği, askeriyeyi, bağımsızlık ve özgürlüğü, en önemlisi devletin nasıl olması gerektiğini işliyor.

Schrödinger'in Kedisi, Prens'i inceledi.
31 Eki 23:26 · Kitabı okudu · 2 günde · 7/10 puan

Le petit prince; Sahra çölüne düşen pilot ile prensin karşılaşmasıyla başlya… Ne bu o prens değil mi? Prensleri mi karıştırmışım. O.o

Evet bu inceleme biraz sıkıcı olcağından en başından biraz neşe katayım dedim. Hadi hazırsanız başlıyoruz.

Kitap şu ünlü düşünürleri bile karşı karşıya getirerek zaten merakınızı çeliyor. Bakınız kimlermiş.

Hume, Rousseau ve Montesquieu gibi düşünürler, Machiavelli’yi siyasi zorbalığın doğasını açığa vuran bir düşünür olarak görür. J.J Rousseau Toplum Sözleşmesinde ‘’Krallara öğüt verir gibi yapıp halklara büyük öğütler’’ verdiğini belirtiyor hatta.
Bertrand Russell İse Prens’i ‘’gangsterlerin el kitabı’’ olarak nitelendirmiştir. Peki nereden kaynaklanıyor bu fikir ayrılıkları? Hadi gelin biraz kitap hakkında konuşalım belki bir cevap buluruz.

Öncelikle o romantik düşüncelerinizi, hümanistliğinizi ve pembe gözlüklerinizi bir kenara bırakın. Machiavelli size bu iğrenç dünyada hayatta kalmanın yollarınında aynı iğrençlikten geçtiğinden bahsedecek çünkü. (Yani bir devletin bekası üzerinden yapacak bunu ama olsun. Öyle işte.)

Bu kitabın ardından Makyevelcilik gibi terimler doğuyor. Günümüz sözlüklerinde şu manaya gelir. Her türlü ahlak yasasının hiçe sayıldığı siyaset anlayışı; dürüstlükten yoksun siyaset ya da siyasette amaca ulaşmak için her türlü aracı meşru sayan görüş.

Machiavelli’nin kendisi bizzat kitabında şöyle söyler;
‘’Bu yöntemler egemenlik kazandırabilir ama şan kazandıramaz. ‘’ Kendisi de yöntemlerin çirkinliğinin farkında ama devletin bekası için kirli oyunlar oynamaktan kaçınılamaz gibisinden konuşuyor. Kitabın kırılma noktası, yine kendi ifadesiyle şöyle bence ‘’Her zaman İyi bir insan olmak isteyen kişi, İyi olmayan onca insan arasında kesinlikle yıkıma uğrayacaktır.’’ Yani diyor ki bende iyi olmak isterdim ama böyle bir dünyada sonu anca yıkım olur. Bireysel olarak belki kötüleri görmezden gelip iyi kalmaya çaba gösterebiliriz. Ama bir devlet olduğunuzu düşünün. Bekanızı korumak için saf bir Pollyanna gibi ortalıkta gezemezsiniz di mi?
Hela’nın Odin’e dediği gibi sahip olmaktan gurur duyar elde etme şeklinden utanır. Devletlerde böyledir. Diplomasi, siyaset ve politika her türlü çirkinliği barındırır. Ama işin sonunda bir kar payı varsa bunları kaç kişi umursar ki şu dünyada.

Kitabın arka tarihi ve yapısı hakkında genel değerlendirmeler şu şekilde;

Kitabın tarihi arka planı İtalya rönesansı zamanlarındadır. Leonardo da Vinci ve Michelangelo, Machiavelli’nin çağdaşlarıdır misal. Modern devlet kavramının doğduğu, Avrupa uluslarının genel çizgilerinin belirginleşmeye başladığı bir tarihi arka planı var kitabın.

Prense ithaf mektubuyla 26 bölümden oluşmakta kitap. 1-11 arası bölümler prensliklerden, 12-14 arası bölümler orduyu ele alır, 15-23 arası bölümler prensin vatandaş ve dostlarına karşı nasıl tutum alması gerektiğini ve 24-26 arası bölümler İtalyan prenslerin hatalı tutumlarından bahseder.

Kitap benim için tehlikeli kitaplar listesinde. Farkındalığı yüksek ve algısı açık olmayan kişilerin elinde Russell’ın dediği gibi gangsterlerin el kitabına dönüşeceğine eminim. O yüzden tavsiye etmekte çekimserim. Sıkılmayıp sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler. Bir daha ki incelemede görüşmek üzere. :D

``İnsanlar korktukları kimseleri incitmektense,sevdikleri kimseleri incitmeyi yeğ tutarlar daima.``
NİCCOLO MACHİAVELLİ

Schrödinger'in Kedisi, bir alıntı ekledi.
31 Eki 14:47 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Sana Kaç Kere Genelleme Yapma Dedim Machiavelli ://
Çünkü insanlar hakkında genel olarak şu söylenebilir:
Nankör, gelgeç gönüllü, sahtekar ve hilebaz olurlar, tehlikeden kaçar, kar peşinde koşarlar.

Prens, Niccolo Machiavelli (Sayfa 99 - Can Yayınları)Prens, Niccolo Machiavelli (Sayfa 99 - Can Yayınları)
Schrödinger'in Kedisi, bir alıntı ekledi.
31 Eki 14:41 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Çünkü insanlar hep başkalarının açtığı yollarda yürür ve eylemlerinde taklitle yol alırlar.

Prens, Niccolo Machiavelli (Sayfa 55 - Can Yayınları)Prens, Niccolo Machiavelli (Sayfa 55 - Can Yayınları)