İnsanlar için umutsuzluk denilen şey imkânsızdır. İnsanlar genellikle umutla kandırılır; ama aynı zamanda “umutsuzluk” kavramıyla da aynı şekilde kandırılırlar.
Spinoza’nın gözünde olduğu gibi Marx’ın gözünde de hiçbir zaman problem, çoğumuzun düşündüğü gibi, “sevilmek” değildir ve “Birisi bizi nasıl sever?” sorusu hiçbir zaman temel soru değildir; temel soru bizim sevme yeteneğinimizdir ve etkin bir nitelik olarak sevginin niteliğidir. “Eğer karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani seven bir kişi olarak dışa vurma yoluyla, kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, o zaman sizin sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir.”
Bir varlık, kendi kendisinin efendisi olmadıkça kendini bağımsız saymaz ve ancak varoluşunu kendisine borçlu olduğu zaman kendi efendisi olur. Başka birinin lütfuyla yaşayan bir insan, kendisini bağımlı bir varlık olarak görür.