Arifler,"Edebin,etmektedir un, ibadetinse ekmekteki tuz gibi olsun" demişler.
Ibadeti yerine getirmekle yetinmek değil,ibadeti,ondan daha yoğun ve çok olan bir edebin içinde eritmek anlamına gelir bu.
Peygamber reçetelerindendir:
Yetim başı okşamak, hastəla ziyaret etmek, kabristana uğramak, iyi gelir. Kalbe, demek istiyorum.
İste, bir yetimin, bir hastanın, hatta giderek bir ölünün şeyhe dönüștüğü bir eşikten bahsediyoruz.
Hepimizin bir şeyhe ihtiyacı var.
İnsan dersine,insan kitabına ihtiyacımız var çünkü.
"Biz ona şah damarından daha yakınız" ilahi ihbarındaki "biz"in kim olduğu belli. Sorun, ayetteki "o"yu üzerimize alıp almayacağımızla ilgili.
Onun o denli yakın olduğu kişi kim?
Peki, bu mesafesizlik içinde biz bu yakınlığın farkında mıyız?
Mesele budur.