• Nere kaçarsan kaç felek bulur kaçanı
    Kitlidir ambarlar sanki insan kapanı.
    Peyk

    Hakan Günday'ın kitaplarında ön söz bulunmaz, çünkü hayatın da bir ön sözü yoktur.

    SFUMATO
    Rönesans resmindeki dört temel teknikten biridir. Renk ve tonların buharlaşarak birbirine karışmasını ve böylece konturların görünmez olmasını sağlayan, buğulu bir gölgelemeyi ifade eder. Çoğunlukla aydınlıktan karanlığa geçişlerde kullanılır.

    Doğup büyümeyi, ebeveynlerimizi, yaşayacağımız o ilk evi seçemediğimiz o ilk anda anamızın rahminden çıkarken karanlıktan aydınlığa doğru yol aldığımızı sanırdık. Aydınlık bir kariyerin, şanslı bir coğrafyanın ve yaşam şartlarının bizi beklediğini düşünürdük. Fakat karanlık tarafta kalmayı tercih edenler için Yin-Yang'daki Yang kelimesi hiçbir şey ifade etmezdi. Çünkü insanın o ilk anındaki karanlıktan aydınlığa doğru atılış, hayatın içinde aydınlıktan karanlığa doğru bir Sfumato olarak tezahür edebilirdi. Renk ve tonlar gibi mülteciler, evsizler, ardında pek çok insan bırakan canlar da buharlaşarak birbirine karışır, bir nevi görünmezlik kumaşına bürünürlerdi.

    CANGIANTE
    Rönesans resmindeki dört temel teknikten biridir. Gölgelendirme sırasında bir rengin daha açık ya da daha koyu tonuna gidilemediği ya da gidilmesinin tercih edilmediği durumlarda farklı bir renge geçişi ifade eder. Ani bir renk değişimidir.

    Hayatta çoğu zaman hangi yolun doğru ya da yanlış olduğu bize söylenmeden çeşitli seçimlerle başbaşa bırakılırdık. Daha açık insan ilişkilerine ya da daha koyu, yoğun meslek hayatlarına gitmeyi tercih etmediğimiz durumlarda da ani bir renk değişimi ihtiyacı duyardık. Ani renk değişimi yaşadığımız o geçiş aşamalarında, sınırsız itaat sorgulamalarını, kimlik ve benliğimizin arayışını, zorunlu seçimler yerine kendimizle başbaşa kalabilmeyi öğrenirdik.

    Baş karakter Gaza, mağara, hastane, yurt, Cambridge hayali derken Gölbaşı'nda başka bir psikoterapi hastanesinde ani renk değişimlerinde gözlerini açarken, bizler de her günkü gibi klasik beyaz yakalar olarak gözlerimizi aynı renkte kalmaya mahsur kalmaya adanmış bir dünyaya açardık. Cangiante bizim sığ ve hedonist hayatlarımızı anlatan bir teknik değildi.

    CHIAROSCURO
    Rönesans resmindeki dört temel teknikten biridir. Aydınlık ve karanlığın, olabildiğince vurgulanarak, keskin biçimde birbirinden ayrılışını ifade eder. Işık ile gölge arasındaki zıtlığın öne çıkarılması, üçüncü bir boyut vererek biçimlere hacim kazandırma amacını taşır.

    Bazen yaşanmış olanlarla, yaşanacak olanlarımız arasındaki o keskin ayrımı fark ettiğimiz anlara tanıklık ederdik, böyle anlarda zaman skalasında tam olarak bir tahta kurdu taklidi yapardık. İleri, geri, ileri, geri... Işık ve gölgenin keskin ayrımı gibi, psikolojimize iyi ve kötü gelen olgulardan beslendiğimizin idrakine varınca bu sefer hayattaki rolümüzün de bilincine varırdık, bu da bir üçüncü boyut olan kimliğimizin hayattaki hacmini belirlerdi. Böylece Cangiante'deki kararsızlık Chiaroscuro'da yerini net ve kesin ayrımlarla birlikte kimlik arayışının, ışık ve gölge Mostar şehrinin iki yakası olarak düşünüldüğünde Mostar Köprüsü'nün bulunma zorunluluğu kadar bizi hayattaki üçüncü boyutluluğumuzun farkına vardırırdı. Çünkü ışık ve gölgeyi birleştirmenin insani yolu aynı aydınlık ve karanlığın ilişkisi gibi bizden geçerdi.

    UNIONE
    Rönesans resmindeki dört temel teknikten biridir. Sfumato'da olduğu gibi, renk ve tonlar, buharlaşarak birbirine karışır. Ancak, Sfumato'dan farklı olarak, kullanılan renk ve tonlar daima parlak ve canlıdır.

    O kadar yaşam gailesine rağmen yine de yaşanmış olan ve yaşanacak olanlarımız buharlaşmaktan kendini kurtaramazdı. Kullanılan renk ve tonların parlak ve canlı olması gibi, Unione, artık istediğini elde etmişlik ve silik, amaçsız, birilerinin boyunduruğunda olmayan renklerin oluşturduğu bir kimlik oluşturulduğunu ifade ederdi, her şeye rağmen.

    Rönesans, gerek sanatta gerekse mimaride insan proporsiyonlarının baz alındığı, Ortaçağ'ın aristokrasiyi besleyen fikirlerine karşı getirilen bir eleştiri kültürüydü. Ortaçağ Miraç Çağrı Aktaş, Hikmet Anıl Öztekin, Nilgün Bodur'du. Edebi Rönesans ise yaşadığını inkar etmeyeni yazabilmeyi başaran, anlatacağı bir şeylerin her zaman olacağı, bilinmeyen, önemsenmeyen insanların karanlıkta kalmış hayatlarına edebi bir fener tutan Hakan Günday sayesinde daha insani bir proporsiyon kazanıyordu.

    Kitap bitti, kapağı kapandı, akıldan geçen milyon tane düşünce ve son cümleden sonra ağzımdan çıkan tek kelime : "Daha?"

    *Epigrafta bahsi geçen şarkı : https://www.youtube.com/watch?v=v86NTQb5L3E
  • Seni üzeni, şu an başka birisi üzüyor... Bir yerlerde biri, diğerinin intikamını alıyor.
  • kitapta benzer olayları gündelik hayatlarimizda yaşamış olmamız kitabi okunabilir kiliyor, ancak yüksek beklenti içinde olmamak gerekiyor. Yazmak için yazılmış bir kitap gibi gelebilir.
  • https://youtu.be/IiZyMreumUc

    Sari bez edebiyatının sultanı Nilgün Bodur kitaplarını nasıl yazdığını ve aşırdığı sözleri yaptığı yemeklerden ve kurdugu guzel sofralardan aldığını söylüyor.
  • Şimdi sorulması gereken şu: bu kitabımsı şeyi yazan kişi kadınsa biz neyiz?

    Abi çok bilindik kadın klişelerinin ardına saklanan ama kadınlığın ne demek olduğunu bilmeyen kadınlığın altını boşaltan bir kafası var bu kendine yazar diyen şahsın. Ya bir defa bir kadının güzelleşmesi vs. Bıdı bıdı şeyler için bir erkeğin hayatına girip çıkmasına gerek yoktur.

    Kitap zaten söylem olarak direkt kadını edilgen bir varlık sınıfına sokuyor. İçindeki önermeler de kendini kadın sanan aciz zayıf yaratıklara yönelik safsatalar.

    Bu kadat güçsüz mü abi kadın? Ya açıkçası ben bir kadın olarak boydan fotosunu kitap kapağına koyan birinden akıl alacak kadar aciz hissetmiyorum kendimi. Akıl alacaksam işsiz, kocasından şiddet gören, bir göz odada 5 çocuk bakan bacımdan akıl alırım. O anlatsın bakalım evin direği gidince güzelleşti mi hayatının içine mi edildi...

    Plaza karısı diye bir tabir var gerçekten ve bunlar kadın madın değil. Sen gittin ya ben çok güzelleştimmiş... Hande Yener şarkısı mı ulan bu?

    Sevdiğin erkek gider iki kadeh içersin kızlarla, bardan bir yakışıklı bulup geceyi onunla geçirirsin sabah kalkıp duşunu alırsın yoluna devam edersin. Bu kitaptaki abuk sabuk satırlara ben anca tuvalette totomu silerim.

    Kadını hafife almayın kadını hafifleten şeylere de prim vermeyin. Sağlam bir kadın zaten nasıl ayakta duracağını bilir.