Meryem ve Ahmet başka birileri. Şu çatının altına aldıkları bu insanlar. Başka. Neden sonra, kendilerinin de gösterdikleri insanlar olmadıklarını hatırlayıp kısa bir süre sustular. Çaresi var mı? Hayatın yerinden etmesinin, bir kök bulamayışın bir çaresi var mı?
(...)
Oysa şu karanlığın ve bu ölümcül gürültünün içinde zaten herkes başka biriydi. Leyla başka biri. Nilüfer başka. Doruk başka. Feryal başka. Şurada oturmuş da başına geleni sakince karşılayan, birlikte akıbetini bekleyen ve susan herkes. Başka birisi.
Bu bir film değil. Bu bir gerçek. Dünyanın görünür bir düzeninin olmadığı bir gerçek. Muktedirlerin ellerinde, muktedirlerin ellerinde, muktedirlerin ellerinde. Bu cümleyi ne çok tekrarlamışlardı. Düzenin defalarca bozulabileceğini ve kimileri için acımasızca yeniden yazılabildiğini elbet bilirlerdi. Peki nasıl kavramışlardı? Yaşayarak.