Okumayı söktüğümden beri okuyan ancak alıntılarını sadece kendisine saklayan bencil bir okur olarak buraya gelmemek için çok direndim, ama sanırım artık hangi kitapta neyin altını çizdiğim gözümün önünde olsun istiyorum.
Ta derinlerime bakmak hep zor geliyor. Özellikle de negatif duyguların tam ortasındayken. Nasıl tarif etsem? Her şeyin yolunda olduğunu biliyorum ama gerçekten de yolunda olduğunu devamlı kontrol etmekten de kendimi alamıyorum ve bu süreçte kendimi mahvediyorum gibi. Bugün de öyleydi. Devamlı sızlanasım geldi. Birine sırtımı dayayıp üzgün olasım geldi. Bana göre üzüntü, en rahat, en tanıdık ve elimin hemen altındaki duygu. Günlük hayatımla bütünleşmiş bir alışkanlık.
Zamanla işler düzelecek. Ya da düzelmeyecek, her şey dinamiktir, bu da hayatta hem sevinçten havalara uçacağım hem de kötü hissedeceğim anların olacağı, bunların adeta bir gelgiti andıracağı anlamına geliyor. Bugün üzgünsem yarın mutlu olacağım ve bugün mutluysam yarın üzgün olacağım, bunda bir sorun yok. Kendimi sevmeye devam ettiğim sürece sorun yok.
Ben bu dünyada tümüyle eşsiz biriyim, hayatımın sonuna kendine bakması gereken biriyim ve bu sebeple ileriye doğru atacağı her adımda ona yardım etmeliyim, şefkatle ve sabırla; bazı günler dinlenmesine izin vermeli, bazı günlerde onu cesaretlendirmeliyim; bu tuhaf varlığın yani kendimin derinliklerine indikçe mutluluğa giden bir o kadar yol bulacağıma inanıyorum.
Obsesif bir şekilde bu ideal standartları kendinize dayatıyor, kendinizi onlara uymaya zorluyorsunuz. Kendinizi cezalandırmanın pek çok yolundan biri bu.
Bazen size hiç kulak asmayacak kişiler söz konusu olduğunda yapabileceğiniz en iyi şey onlardan toptan uzak durmaktır. Dünyada karşınıza çıkan her hatayı düzeltmek tek bir kişi için fazla büyük bir yük. Sadece bir kişisiniz ve dünyanın yükünü fazlasıyla kendi omuzlarınıza yüklüyorsunuz.