Herkes anlaşılmak istiyor ama kimse anlamak için çabalamıyor.
Anlaşılmak istemek insanın en temel ihtiyacı ama anlamak emek istiyor. Durup dinlemeyi, yargıyı askıya almayı, hatta bazen haklı olma konforundan vazgeçmeyi gerektiriyor.
Çoğu insan dinlerken aslında cevap hazırlıyor.
“Ne hissediyor?” yerine “Ben ne diyeceğim?” diye düşünüyor.
Hal böyle olunca herkes konuşuyor ama kimse gerçekten temas etmiyor.
Belki de bu yüzden yalnızlık kalabalıkların içinde bile bu kadar yaygın.
Anlaşıldığını hissetmeyen insan susuyor, içine çekiliyor. Senin yalnız kalmayı sevmen de belki bu yüzeysellikten bilinçli bir kaçış—kendinle kurduğun bağ, başkalarıyla kurulamayan bağdan daha sahici oluyor.
Bazen tek bir kişi bile gerçekten anlamaya niyet ederse, çok şey değişiyor.
Dünya düzelmiyor belki ama bir insan rahatlıyor.