Büyükanne, ölü insanı kolayca tanıyabileceğini söyledi.
"Ölü insanlar. .. " dedi, "Bir kadına baktığın zaman pislikten başka bir şey görmezsin. Onlar öteki insanlara baktığı
zaman kötüden başka bir şey görmezler. Ağaca baktıkları zaman kereste ve çıkardan başka bir şey görmezler; hiçbir zaman güzellik görmezler. İşte onları yürüyen ölü insanlardır."
Büyükanne dedi ki: "Ruh aklı bütün diğer kaslar gibidir. Kullandığın zaman büyür ve güçlenir. Böyle olabilmesinin tek yolunun onu anlamak için kullanmak gerekir.
Ama beden aklınla açgözlü ve benzeri olmaktan kurtulana kadar ona kapıyı açamazsın. Açtığın zaman anlayış
gelişmeye başlar ve ne kadar anlamaya çalışırsan, ruh aklı
o kadar büyür."
Büyükanne herkesin iki aklı olduğunu söyledi. Akıllardan biri bedenin yaşaması için gerekli olan şeylerle ilgiliydi. Beden için nasıl barınak, yiyecek ve benzeri
şeyler bulabileceğini düşünmek için bu aklı kullanmak gerekirdi. Eşleşmek ve çocuk sahibi olmak için de bu aklı
kullanmak gerektiğini söyledi. Bu aklı taşıyabildiğimiz
kadar taşımamız gerektiğini söyledi. Ama bu tür şeylerle hiç mi hiç ilgisi olmayan başka bir aklımız daha varmış.
Dedi ki bu ruh aklıymış.
Büyükanne, beden aklını açgözlü ya da hırslı olmak için kullanır, onunla her zaman insanları kandırır ve
onlardan nasıl maddi çıkar sağlayacağını düşünürsem
ruh aklını bir cevizden daha büyük olmayan bir boyuta düşüreceğimi söyledi.
..çünkü iyi bir şeyle
karşılaştığın zaman, yapman gereken ilk şey bulabildiğin
insanla onu paylaşmaktır; bu şekilde iyilik öyle bir yayılır
ki nereye gittiğini bilemezsiniz.
Büyükbaba, onun döneminde "kabile insanlarının"
anladığınız ve anlayışla baktığınız insanlar anlamına,
dolayısıyla "sevilen insanlar" anlamına geldiğini söyledi.
Ama insanlar bencilleştiler ve sözcüğü yalnızca kan akrabaları anlamına indirgediler ama aslında hiçbir zaman
sözcüğün bu anlama gelmesi düşünülmemişti.
Büyükanne'nin adı Bonnie Bee'ydi. Gece geç vakit Büyükbaba'nın, "Sen benim kandaşımsın, Bonnie Bee!" dediğini duyduğum zaman,
"Seni seviyorum!" dediğini biliyordum çünkü duygu sözcüklere yansıyordu.
Konuşurlarken Büyükanne, "Ben kandaşın mıyım
Wales?" diye sorar da, Büyükbaba, "Sen kandaşımsın," derse, bunun anlamı "Seni anlıyorum" du. Onlara göre sevgi ve
anlayış aynı şeydi. Büyükanne, anlamadığı bir şeyi sevemeyeceğini söyledi. İnsanları ve Tanrı'yı anlamazsan ne insanları ne Tann'yı sevebilirdin.