gitmek istedim ama gidemedim, prangam oldular. beni kendine köle, kendini bana efendi yaptı, dolandım durdum etrafında. bir asır yörüngesinde kaldım. uzaklaşmak istedikçe yakınlaştım, çözüm bulamadım şanssızlığıma. en sonunda kabullendim, alıştım, bağışladım. o ise soru bulamadı yanıtlarıma.
yine de kaldırın ellerinizi;
ölüler tarafından sarılmış etraf.
ama ağlayabilirsiniz
ağlayabilirsiniz, ağlayabilirsiniz!
gitmeyi düşünmeyen endişe çoktan büyümüş.
çünkü dokunmak yasak!
dokunmak yasak, dokunmak yasak,
hem ölüye hem diriye
yine de özgürce ağlayabiliriz.
sevdiğim ölünce, düşüncesi
bir kuşu düşünmek yasağını çiğner gibi
parçalıyor yasağı çiğnemenin bedelini
çünkü toprağa karışmadan önce
sevdiği bir göğüse sarılmak
en kutsal merasimdir her ölü için.
yaşamak için unutmaya teşneyiz ama yaşam bir daha bize unutma fırsatı vermeyebilir. şimdilik beraber ufka bakalım. aşk ve vuslat bizdedir ve bugün bize lazımdır. yarın, firari çocukların bayram sabahları yine bizimdir..
karakteri hürriyet olan bir adamın kurduğu ülkenin siyah önlüklü çocukları kendi hikâyelerini, kendi şiirlerini yazmak, kendi kavgalarının kahramanı olmak zorunda. tespih taneleri gibi ipinden kopup bu topraklara yayılmış insanımızın en büyük ortaklığı, boşa harcadığı makul zamanların tersine talihsizliklerden mucize çıkarması sanırım.