Bir ülkedeki gençliğin hemen hemen aynı yaralara sahip olması size de çok can yakıcı gelmiyor mu?
Can yakan çok acı vardır. İçten içe tüketen, yoran, sömüren, kanayan…
Peki, sizi sevmeyen birinin başkasını çok güzel sevebilmesi… Bu kişi hayatımızın herhangi yerinden biri olabilir. Daha acısı bu kişiye hayatınızın birçok yerinde rastlamanızdır. Ailenizde, arkadaşlarınızda, sevdiğinizde…
Babanız sizi sevmiyorsa ya da hissettiremiyorsa ( ki hissettirilmeyen sevgi, sevgiden sayılmaz.) bu çok acıdır. Yaralar, kanatır, acıtır… Çok ukde kalır içinizde, çok yara açılır derinizde, çok konuya dokunur ucu, çok yakar çocukluğunuzu… Peki, sizi sevmeyen başkasını çok güzel sevebiliyorsa? O zaman bütün bu yaraların yanına, tam yanına birer yara daha açılır. Yetmezmiş gibi kafanıza sesler eklenir, yaranıza yara katar. Zor bela atlatsanız da, içinizde bastırsanız da bir gün bu acı tekrar açığa çıkar. İnsanın kendini sorgulamasını gerektirir.
Arkadaşınız sizi sevdiğini hissettiremiyorsa sevmiyordur. Anlatırsınız önemsemez, söylersiniz ilgilenmez, uzaklaşırsınız suçlar, gelirseniz gider… Daha kötüsü başka arkadaşlarınızı çok güzel sevebilmeleridir. Onlara değer verebiliyorken size tükenmeleri, onları dinliyorken size sağırlaşmaları, onlara çabalarken size üşenmeleri… Sorgularsınız sebebini. Sebep belli, sevgisizlik… Tıpkı çocukluğunuzdaki gibi. O bastırdığınız acı bazen burada açığa çıkar ve bütün emekler yıkılır. Unutmak için çabalamanız, toparlamak için uğraşlarınız, alışmak için yok ettikleriniz, kanayan çocuk ruhunuz...
Sevdiğinizse sizi sevmeyen işler orda karışır. İnsan sevdiğiyle iyileşmek, dertlerini unutmak, yaralarını sarmak ister. Ama bazen tam tersi olur. Bir dörtlükte geçtiği gibi:
“Sonra bir şey oldu.
Değiştin. Sen değiştin.
Bana iyi gelmemeye başladın.
Unutmaya