Su Perisi

Su Perisi
@nnymph
Canının yanacağını bile bile aynı yolda yürümek, çare olmayacağını bilsen de umut beslemek, tüm dünyanın bildiğini kendinden gizlemeye çalışmak çaresizliğin farklı boyutlarıdır. Cam kırıklarıyla dolu bir yolu göz göre göre nasıl yürür insan. Canının yannacağını, kanının akacağını, izinin kalacağını bile bile nasıl ilerler. Korkuyu mu unuttuk, gerçeklikten mi yoksunuz. Yol mu güzel yoksa acımız mı fazla?
İnsan ve Duygular
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
BENİM YABANCIM
Bazen size yabancı bir insanla göz göze gelirsiniz. Ama siz o yabancının doğum gününü, burcunu, sevdiği ve sevmediği şeyleri, zevklerini, hatalarını, endişelerini, korkularını, neye kızdığını, nasıl güldüğünü, nasıl ağladığını, yaralarını bilirsiniz. Hayatın en üzücü yanlarından biri size güzel anılar yaşatan kişilerin sadece bir anıya dönüşmesidir. Bazen her taşının yerini ezberlediğiniz duvar size dümdüz olur. Her virajını, tüm manzarasını bildiğiniz o yol gün gelir yabancılaşır. Bazen dünyanızın etrafında dönen gezegen milyarlarca ışık yılı uzaklığınıza kayar. Fırtınada sığınacağınız liman giriş kapılarını kapatır Ve öylece kalırsınız. Hayatınızın parçası olmaya hak kazananlar sanki hakkı varmış gibi hayatınızın parçasını da alıp gider. Başa dönersiniz ama bazı pürüzlerle birlikte. İlk günkü gibi yabancı olursunuz ama milyon tane anısı olan, duygularını en derinine bilen, yaralarını santim santim ezberleyen, hayatı eksik yaşamak zorunda kalan iki yabancı… Siz ona ne verirseniz giderken onu alıp gider. Tam şuan aklınıza gelen o kişi size çok şey borçludur. İnsan bir yabancıya borçlanır mı? Yabancısı olduğu sokaktan geçme hayali dalar mı, yabancı manzara bu kadar tanıdık gelir mi, bir yabancının gözleri bu kadar evde hissi verir mi? İnsan bir yabancıya kırılıp ondan gelecek davranışları merak eder mi? Edermiş. Bazı yabancılarda hayatımız vardır. Bazı insanlar bizden bizi çalmıştır. Hayatınıza giren her insan iyisiyle de kötüsüyle de çok şey çalmıştır bizden. Hayatımıza girenleri de bize katacakları da seçme lüksümüz yok ama katacakları ve çalacaklarıyla baş başa kalınca hayatın sillesini de tatlı gülüşünü de hissederiz. Bazı insanlar hayatımızın şansıdır, bazıları cezası. Bazıları cefalarımızın mükâfatıdır bazıları o cefa. En kötüsü bir insanın hayatımızdaki yerini
İnsan ve Duygular
"ZOR"UNLU VEDA
“I was the girl who was on your side.”~ Shootout-Izzamuzzic Gitme fikrini aklımdan bile geçirmeyeceğim yerlerden uzaklaştığım günler harabe gibiyim. Ve bugün harabeyim. Evim yıkılmış, bahçem aşınmış, çiçeklerim koparılmış, bahar gitmiş kış gelmiş ve bunu en sevdiklerim yapmış. Bir gün yoluna çiçekler serdikleriniz sizin çiçeklerinizi kopartabilirmiş. Canım dediğiniz en çok yakarmış canınızı evet ama bu kadar acıması normal miymiş? Soralım bilenlere, yaşayanlara ve yarası kanayanlara, yıllar geçmiş olsa bile kanayanlara. Tahminimce bu kan durmaz. Çünkü: En ihtiyacı olduğunda yanında olduğunuz, birlikte ağlamayı göze aldığınız, uykunuzu ve zamanınızı harcadığınız, hayatına dokunduğunuz insanlar size bu denli yabancılaşamaz. Doğanın kanunda da var mı bu? Yoluna çiçekler serdiğiniz, sırf mutlu olsun diye farklı muameleler yaptığınız, kötü olduğu için bütün derdinizi bir kenara koyup yanına koştuğunuz o insan nasıl sizi yıkıp gidebilir ve yıkılmanızı dert etmeyebilir ki? Filozofların buna bir kuramı var mıdır? Birlikteyken doyasıya eğlendiğiniz, karnınız ağarıncaya kadar güldüğünüz insanların sesini uzaktan duyacak raddeye gelemezsiniz, bu kadar yabancılaşamazsınız. Yüzü düşünce sebebini bile soramadan fark edebilecek kadar yakınken göz göze gelip gülümsemeyecek kadar aranız açılamaz. Birini gözden çıkarmak çok çaba gerektirir, peki göz göre göre yıkılmasını izlemek? Buna ekstra bir vicdan yoksunluğu ve hissizlik gerekmeli. Birinden kopmak sadece onun sizinle olan bağını koparmak mıdır? Şüphesiz daha fazlası… Canınızın yandığından, derdinizden, neşenizden, bilinmez hallerinizden, gülüşünüzden ve ağlayışınızdan habersiz bırakmaktır. Onu sizsiz bırakmaktır. Bu yüzden bu yaranın kanı durmaz. Bazı gidişlerin nasılı ve niyesi olmaz. Öyle gerekmiştir. Sizde istemezsiniz,
İnsan ve Duygular
ZEHİRLİ TOHUM
Belirsizlik içimizdeki boşluk hissi midir? Yoksa bizi yoran bir hastalık mı ya da iç kargaşamız mıdır? Belki hepsi, belki hiçbiri… Bir tohum düşünün zehirli olsun, onu evimizin bahçesine, bitkilerimizin yanına ektiğinizi düşünün. O tohum ilk olarak toprağa tutunur ve kök salar, yerleşir ve toprağında yayılır. Sonra büyümeye ve gelişmeye başlar. Sizden ilgi ister, ona kafa yormanız gerekir, hayatınızda yer açıp ilgi vermeniz hatta belki bazen onun gelişimi için kendinizden taviz verirsiniz, zehirli olduğunu bilmeden. Bu tohum zamanla gelişimini tamamlar ve zehri artık toprağınızın köklerinden soluduğunuz havaya kadar bulaşmıştır. Bana göre bu tohum belirsizliktir. Belirsizlik her ucu farklı etkilerde olan fakat hiçbir uca gidemeyeceğiniz, sürekli olacak ve olması gereken şeyleri düşündüğünüz durumdur. Bu hayatta çok ihtimal vardır. Bu ihtimaller can yakacak, neşe kaçıracak, kıracak, düşünmekten kafayı yedirtecek cinsten olabilir. Fakat belirsizlik daha acısıdır. Üzülebileceğiniz sebepler olduğu gibi tam tersi de olabilir ama siz ihtimaller arasında boğulursunuz. Gerçek kötü olsa üzülür, iyi olsa sevinirsiniz fakat ne olacağı bilinmeyen bir sonsuz ihtimal çukurunda debelenmek düpedüz zihin katlidir. İki ya da çokça durum arasında kalmak, bilememek çok yorar. Bizler acı da olsa netliği severiz. Kötü olacaksa olsun, iyi olacaksa olsun ama olan olsun ve yaşansın isteriz. Fakat belirsizlik ne iyiyi ne kötüyü temsil eder ve netlik gelene kadar devam eder. Günlük hayatta bu durumun çokça örneği olabilir. Sevildiğini bilmemek, kimin iyi geleceğini bilmemek, dostu düşmanı hissedememek, hissettirilen ve söylenenlerin bıraktığı çelişkiler, hayatımıza giren ve çıkanlar, bırakılan izler gibi çoğu durum bizi bu kuyuya iter. Bu kuyuya kendimizle birlikte sürekli düşünmeyi, her hatayı
Belirsizlik
Domino Taşları
Bir ülkedeki gençliğin hemen hemen aynı yaralara sahip olması size de çok can yakıcı gelmiyor mu? Can yakan çok acı vardır. İçten içe tüketen, yoran, sömüren, kanayan… Peki, sizi sevmeyen birinin başkasını çok güzel sevebilmesi… Bu kişi hayatımızın herhangi yerinden biri olabilir. Daha acısı bu kişiye hayatınızın birçok yerinde rastlamanızdır. Ailenizde, arkadaşlarınızda, sevdiğinizde… Babanız sizi sevmiyorsa ya da hissettiremiyorsa ( ki hissettirilmeyen sevgi, sevgiden sayılmaz.) bu çok acıdır. Yaralar, kanatır, acıtır… Çok ukde kalır içinizde, çok yara açılır derinizde, çok konuya dokunur ucu, çok yakar çocukluğunuzu… Peki, sizi sevmeyen başkasını çok güzel sevebiliyorsa? O zaman bütün bu yaraların yanına, tam yanına birer yara daha açılır. Yetmezmiş gibi kafanıza sesler eklenir, yaranıza yara katar. Zor bela atlatsanız da, içinizde bastırsanız da bir gün bu acı tekrar açığa çıkar. İnsanın kendini sorgulamasını gerektirir. Arkadaşınız sizi sevdiğini hissettiremiyorsa sevmiyordur. Anlatırsınız önemsemez, söylersiniz ilgilenmez, uzaklaşırsınız suçlar, gelirseniz gider… Daha kötüsü başka arkadaşlarınızı çok güzel sevebilmeleridir. Onlara değer verebiliyorken size tükenmeleri, onları dinliyorken size sağırlaşmaları, onlara çabalarken size üşenmeleri… Sorgularsınız sebebini. Sebep belli, sevgisizlik… Tıpkı çocukluğunuzdaki gibi. O bastırdığınız acı bazen burada açığa çıkar ve bütün emekler yıkılır. Unutmak için çabalamanız, toparlamak için uğraşlarınız, alışmak için yok ettikleriniz, kanayan çocuk ruhunuz... Sevdiğinizse sizi sevmeyen işler orda karışır. İnsan sevdiğiyle iyileşmek, dertlerini unutmak, yaralarını sarmak ister. Ama bazen tam tersi olur. Bir dörtlükte geçtiği gibi: “Sonra bir şey oldu. Değiştin. Sen değiştin. Bana iyi gelmemeye başladın. Unutmaya
Sevgisizlik