Damla'nın zihninde oluşan, şekillenen ve en sonunda da bizlere ulaşan birbirinden güzel aynı zamanda kalbimizin bir parçasında acı hissetmemizi sağlayan bu öyküler... Hepsinin ayrı ayrı öylesine büyüleyici bir yanı vardı ki... etkisine kapılıp gitmemek imkânsız. Bazı alıntıların o kadar güçlü bir yanı var ki uzanıp omuzlarımdan tuttu dostça, dostların yaptığı gibi bazı acı gerçekleri fısıldadı kulağıma, bazıları da öğütler verdi. Damla'nın teşekkür kısmında da dediği gibi 'gündelik yaşamla ne kadar ilgili değilse aslında bir o kadar da her zaman onunla ilgiliydi.' Kelimelerin gücünü bir o kadar iyi anladım ve derinden hissettim bu kitapta. Sanki, rüzgârın gücüne kapılıp gitmekten zar zor kendini alıkoyan bir yapraktım da bu öyküleri okurken tamamen her şeyi oluşuna ve akışına bıraktım, zihnim de o öyküleri okuduğum anda rahatladı, dünyanın getirdiği o telaş hissinden kurtulmamı sağladı. Yazım diline hayran kaldım ne diyebilirim ki muazzam yazılmış! Damla'nın kitaplarını okumak bana her zaman sanki bir gezginimde yolda karşılaştığım görkemli bir o kadar da eski olan bir kütüphaneye girdiğimde beni kendine çeken bir kitabı alıp büyük bir merakla o kitabın içine dalmak. Yol bizden yana olsun <3
Uzun zaman boyunca kalbinde birini büyütenler bilirdi; söz verilmiş gibi dursa da aslında gerçek bir vaat olmayan şeye tüm varlığını adayabilirdi insan.
Ölümün ve yaşamın, siyahın ve beyazın bitmez çelişkilerle sonsuz zıtlıkların derinden sevdiği bu adamın gönlünü kaptırdığı kadın da kendinin tam zıttı olacaktı elbette.
Ay ve güneş de yeryüzünde hiç birlikte olamıyorlar ama güneşin varlığını hissedemese de yalnızca orada bir yerlerde olduğundan haberdar olmak aya yetiyor olmalı.