Sabahat UÇAR, bir alıntı ekledi.
18 dk. · Kitabı okuyor

Nokta
Bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya.

Bütün Şiirleri, Sabahattin Ali (Sayfa 59 - Yapı Kredi Yayınları)Bütün Şiirleri, Sabahattin Ali (Sayfa 59 - Yapı Kredi Yayınları)
Hasan gül, Barbarları Beklerken'i inceledi.
40 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

j.m.coetzee nin okuduğum ikinci kitabı. burada romanın kahramanı bir hakim ve onun üzerinden egemen iradenin kendinden olmayan bir kitleyi(etnik azınlık da diyebilirim)barbar olarak adlandırıp işkenceler ile nasıl zulümün türlü hallerine tanıklık edilir gibi insanlık suçuna vurgu yapıyor.benim dikkatimi asıl çeken nokta yazar okuduğum iki kitabında da(utanç ve barbarları beklerken)yaşlı ama eğitimli bir ihtiyarın gençkızlara ilgi duyup onlar ile cinsel ilişkilerini betimlemesi.sırf bu merakımdan ötürü diğer kitaplarınıda okuyacağım.

Muzlu süt, Körlük'ü inceledi.
 4 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · 6/10 puan

Kitap gerek konusu gerek anlatımı ile çok akıcı. Lakin Can Yayınları'ndan yayınlanmış olmasına rağmen virgülle ayrılan bir sürü cümle, hiç olmayan paragraflar, konuşmaların bile herbirinin virgülle arka arkaya sıralanması okumayı güçleştiriyor. Normalde 2 gün sürmeyecek kitap 5 günde anca bitti. Yazar nokta ve virgül dışında bir şey kullanmayabilir; ama çeviri yapılırken biraz da çeviri yapılan dilin kurallarına uyulmaz mı? Kitabın editlenmemiş gibi yayınlanması çok talihsiz.

bu saatte sabah işe gidecek olanların uyku hasreti, işsizlerin meşgale arayışı. yat zıbar nokta

Şeyma Karadaş, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Bir noktadan sonra vazgeçmek olanaksızdır. Erişilmesi gereken nokta da orasıdır.

Aforizmalar, Franz KafkaAforizmalar, Franz Kafka
HavuçReçeli, Zor'u inceledi.
 7 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · 7/10 puan

ZOR, kesinlikle hazır cevap olan minik bir adam. Ama bu hazır cevaplılık kesinlikle konuşmak için konuşma olarak adlandırılmamalı. Her şeye mantıklı bir cevabı olan, her resmin en ince detayına kadar fark eden ve bunu size basit bir dille ikna edici bir şekilde sunan bir Haitili cüceden bahsediyorum. Kitap elimde uzun zamandır var sanırım 2015te almıştım ama bir türlü elim gitmiyordu. Her seferinde kapağını açtığım gibi kapatıyordum ve bu sefer farklı olmasını umarak başladım kitabı okumaya ve öyle de oldu. Düşündüğümün aksine sizi genel olarak yoran bir kitap değil, benim için bahar havasıyla uyum sağlayan bir kitap oldu. Veranda da kahvenize eşlik ederken sayfaların aktığı ama her sayfada size bir şeyler sunan, düşünceleri çok ince bir şekilde işleyen bir yapıt. Zor’un dediklerine çoğunlukla katılıyorum, fikirlerini felsefi, manevi ve bilimsel şekilde kitabın kapağında da yazdığı gibi destekliyor. Ancak hemen “ay ben sıkılırım… bilimsel mi, felsefi mi…” dememek gerek. Çünkü fazla detaya girmiyor, girmesi gereken ya da sizin merakınızın arttığı yerlerde daha fazla bilgi edinebileceğiniz başka kitap-kaynakların da ismini vermiş yazarımız. Kitabın içeriği mutluluk, enerjinin gücü, değerler, Tanrı, evren, kuantum gibi geniş çaplı ve bunların geçtiği yer Joe’nun Yeri adlı bir bar. Kim barda bunları konuşur diye düşünebilirsiniz ki haklısınız, John bile bu şekilde düşünüyor. Bar için fazla ağır konuşmalar olsa da yazar bunu bile genel anlamda oturtmayı başarmış. Sevmediğim nokta ise Kuantum olayında “Yeter….” Dedirtmesi oldu. Konuyu fazla uzattığını ve kitaba biraz ara vermem gerektiğini düşündüm ancak eğer ara verirsem bir daha elime alamamaktan ve kitabın sonlarına doğru yarım kalmasından korktuğumu söylemeliyim. Yazarın kuantum fiziğine ve özellikle evren yapısına karşı derin bir ilgisinin olduğunu düşünüyorum. (Düşünüyorum çünkü yazar hakkında Türkçe bilgi bulunmadığı gibi İngilizce olarak bile pek işe yarar bilgi elde edemedim. Merakım daha da arttı ama şimdilik fikir yürütelim.)
Kitap hakkında ki tanıtım yazılarında yazılanları abartı bulduğumu söylemekle beraber evet bilgece içeriği olduğunu ama hayatınızı değiştirecek, aydınlatacak bir baş yapıt olduğunu düşünmüyorum. Okuması zevkli olan bir kitaptı. Diyaloglar birbirinden oldukça zıt insanları ve fikirleri savunmasına rağmen iki tarafın bakış açılarını ve düşüncelerini oldukça başarılı anlatıyor.
Kişisel gelişim kitabı - romanı demek pek doğru değil ama okunabilecek, size kesinlikle güzellikler katacak bir kitap.

Volkan Yıldırım, Serenad'ı inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kadar güzel bir kitap nasıl anlatılır bilmiyorum. Zülfü Livaneli gibi bir yazardan dolayı mı bilmiyorum ama kitabı okumuyorsunuz belirli bir bölümden sonra film izleyen "nasıl yaa, yok artık " gibi tepkiler veren seyircilere dönebiliyorsunuz. Kolay kolay ağlayan biri değilim ama kitabın bir kaç yerinde ve kitabı okuduktan sonra izlediğim belgesellerde gerçekten gözümden yaş gelmişti. En çok beni yaralayan nokta ise hikayenin yanı sıra bu olayların gerçekten yaşanmış olması

Nisanur, Sana Gül Bahçesi Vadetmedim'i inceledi.
 8 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Hepimiz içten içe ürkmüyor muyuz şizofren kelimesini duyunca bile ? O zaman ya bu hastalığı hiç bilmiyoruz çünkü insan en çok bilmediğinden korkar, ya da deneyimledik çünkü insan tecrübelerine güvenir.Oysa ürkecek ne varmış ki ? İnsan, aklı başka diyarlarda olanlardan değilde asıl burada, hayatın ta içinde olanlardan ürkmeliymiş..

Kitaptaki başlıca karakterlerimizin maalesef ki aklı başka diyarlarda.. İçerikte yalnızca sizofren bir kızın sağlığına kavuşma sürecini okumuyorsunuz. Onun hikayesine katkı veren diğer hastalarıda gözlemliyorsunuz. Kitapta her hasta sanki bir konu noktası gibi işleniyor.

Ve bana göre en önemli nokta.. Kendimde en çok sorguladığım şey.. Bu insanlarda iyileşiyor ve evet bir kanser hastasının, kanseri yendikten sonrası gibi, kontrollere gidiyor. Kanser sonrası kontrole giden biri için endişenirken, inşAllah hastalık yenilemez diye düşünürken aynısını akıl hastalığını atlatan biri için de diyoruz elbette ama nasıl ?Çekinerek mi çekinmeyerek mi? İyileştiğine ne derece inanarak ? Peki akıl hastalığını yenen birine karşı ne hissederiz ? Kanseri yenen birine karşılık olarak ne hissederiz ? Ya da kanseri yenen birine yeni yaşamında destek olduğumuz kadar umut aşıladığımız kadar, akıl hastalığını yenen birine de destek oluyor muyuz ? Hemen kabullenip hayatımıza alıyor muyuz ? Ben daha duymadım destek için akıl hastanesine giden bir ünlü.. Yani demek istediğim, onlarında morale ihtiyacı var. Ki unutmayın akıl hastalığının yaşı yok.. Bu kitapta olduğu gibi ortaokul lise çağlarında, sağlıklı diye tağbir ettiğimiz kişiler yüzünden incinen ruhlarını başka diyarlara unutmaya, bir hayali düşlemeye gönderenler var. VARMIŞ YANİ ! Bende yenilerde öğrendim. Buyrun okuyun siz de öğrenin..

Elbette kitap, bu sorular üzerine sayfalarını tüketmiyor. Bunlar kitabın bende oluşturduğu sorgular belkide ön yargılarım. Sizde okursanız ki okuyun eminim buz dağının eriyen başka yerlerini hissedeceksiniz zihninizde.

Her hastalıkta olduğu gibi, bu hastalıkta da aile faktörüne değinilmiş. Gerçekten şu yaşıma değin sormamıştım bunu kendime.. Akıl sağlığında sorunlar yaşayan bir abim ablam olsaydı hayatım nasıl olurdu ? Yazar da bu soruyu sormuş ama benim nazarımda bu soru tatmin edici şekilde cevap bulmamış.

Akıcı bir kitaptı vesselam, dolu dolu.. Sorgulatan durum tanımlamaları..Hep bir hareket hep bir ne olacak sorusu.. Sonuç olarak okumanızı salık veririm.

Gelelim kitabın bende bıraktığı cümleye..

Bazılarımızın yakan fikirleri(Hitler) var ki, bazılarının ruhlarını soğutuyor..

Peter Bornemann, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Türkçülük hk.
Bir nokta daha var: Türkler üstünlük duygusuna sahip oldukları zaman Türk olduklarını bilmiyorlar.
Bir nokta daha var: Türkler, aşağılık duygusunun içine ve ağızlarına kadar gömüldükleri zaman Türk olduklarını bilmeye başlıyorlar.
Öyleyse bir tez daha açık olarak yazılabilir: Türkçülük, Türkler için, çaresizliktir.
Bir uzantısı var: Türkçülük, Türkler için, bir aşağılık duygusundan çaresiz ve kaçınılmaz bir kaçıştır.

Aydın Üzerine Tezler 2, Yalçın KüçükAydın Üzerine Tezler 2, Yalçın Küçük

Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi- diyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka- tından?