• Yalnızca işi düştüğünde ya da dert anlatmak için bizi arayanlar, karşılaştığımızda bizim o ândaki koşullarımız ne olursa olsun sürekli kendilerinden ve sorunlarından söz edenler oldukça sık yaşadığımız örneklerdir. Böylesi insanlar gerçekten bizi görmek istedikleri için değil, o anda yalnız kalmak istemedikleri için bizi ararlar, ilişkileri sürdürme çabalarının gerisinde de «günün birinde gerekli olabileceğimiz» düşüncesi bulunur. Bize ilgi gösterirler; ama bu bizi anlamaya çalışmaktan uzak, «yatırım» amacını içeren bir tutumdur.
    Engin Geçtan
    Sayfa 118 - Remzi Kitabevi PDF
  • Buna karşılık özsever kişi, diğer insanları ancak kendi ihtiyaçları için arar. Verse de, karşılığında bir şeyler almak için verir. Bazılarında durum öylesi açıktır ki, onları kolayca «bencil» ya da «alıcı» olarak nitelendiririz. Ancak çoğu kez bu davranışlar öyle ustalıkla maskelenmiştir ki, diğer insanlar tarafından farkedilebilmesi uzun bir süreyi gerektirebilir. Özellikle sevgi açlığı içinde olan kişiler bu insanların sistemine kolayca kapılır ve sömürülürler.
    Engin Geçtan
    Sayfa 117 - Remzi Kitabevi PDF
  • Ama bundan da öte, öylesi yoğun yalnızlık dönemleri vardır ki, insan felç olmuşçasına bir umutsuzluk içindedir ve bu gibi durumlarda artık kaygı ve gerginlik belirtileri bile yoktur. Çünkü, ilgi ve amaç yitirilmiştir. Bu, canlıyken ölmüş olmak gibi bir varoluş biçimidir. Çoğu kez, böylesi insanları bizden farklı, ulaşılmaz ve anlaşılmaz varlıklar olarak algılar, hastalık derecesinde bir kişilik bozukluğunun varlığını hissederiz.
    Engin Geçtan
    Sayfa 113 - Remzi Kitabevi PDF
  • "Olursa mutlu eder, olmazsa da üzmez." diyebilmelisin, çünkü o nokta üzüntünün sonu, huzurun başlangıcı oluyor.
  • SERENAD

    Kitabın en az vurgulanan ama en etkili hissedilen duygusu aşk.
    Öyle kolay kolay her aşk hikayesi beni etkilemez. Ancak vurgularının az ve öz olması ile profesör Maximilian ile Nadia nın aşk hikayesi beni gerçekten etkiledi.
    Kitap çoğunlukta tarihi bir belgesel gibi. 3-4 günde oldukça akıcı ve keyifle okudum. Kitap bittiğinde tatildeydim eve geldiğimde hala okuduğum tarihi olayları araştırma isteğim devam ediyordu.
    Alman asıllı Amerikan bir profesörün İstanbul a konferans için gelişi ile başlayan kurgu, 60 yıl geçmiş tarihe götürüyor.
    2. Dünya savaş yıllarında, Nazilerin yahudi kıyımı,
    Mavi Alay adlı trende kurtarılmayı bekleyen 2000 Ermeninin kızılcık nehrinde intihar etme faciasını,
    769 kişilik Nazilerden kaçan Yahudilerin, Struma adlı gemisinin istanbul açıklarında patlatılarak yapılan katliamını,
    Atatürk' e Einstein dan gelen mektup gibi bir dizi gerçek tarihi olaylar içeriyor.
    Yazar hiç bir devletin masum olmadığını, tüm devletlerin acımasizlıgını ve mutlaka kara bir lekesi olduğunu tarih ve kurgu ile birleştirerek sunuyor. Bunu da bu sözler ile belirtmiş. "Her iktidar öldürür! Kimi daha az, kimi daha çok"

    Benim dikkatimi çeken bir şey daha oldu kitapta. Zülfü Livaneli' nin okuduğum 3 Kitabı ile Serenad 'ın bir ortak noktası var. Okumadığım kitaplarında aynı ortak nokta var mı merak ediyorum. Okuyan arkadaşlar varsa diğer kitaplarinda aynı şey var mı?
    Hepsinde orta yaş üstü bir erkek ve genç bir kadın karakter var. Kitapta aşk ya başka karakterler arasında yada bunlardan sadece birisinin hikâyesi oluyor.
    Ancak bu genç kadın ile erkek arasında fiziksel bir aşk olmamasına rağmen ilginç bir bağ ve sevgi ve yakınlık oluyor . Kardeşimin Hikâyesi, Huzursuzluk, Engereğin gözü ve Serenad kitabında da böyle iki kahraman var.
    Ben Zülfü Livaneli kalemini çok keyif alarak okuyorum, bu kitabı da onun dünya görüşünü gerçekten etkiliyici ve dolu dolu hissettiriyor.
  • Size insan ilişkileriyle ilgili nükleer başlıklı bir taktik vereyim. Hayatta insanların peşinden koşmayın, peşinden koştukları şeyin peşinden koşun! Siz onların isteklerine sahip olduğunuzda onlar sizi bulacaktır! Nokta!
  • Merhaba arkadaşlar, hazır saatlerimizin yeniden eski düzenine döneceği haberi resmi gazetede yayınlanmışken, tesadüf bu ya biz de bugün bol bol saatlerden konuştuğumuz, keyifli sohbetimizi paylaşmak istedik sizinle. :)

    Öncelikle henüz kendimi ötekileştirmeyi bir türlü beceremediğim için ben diye bahsettiğimde Meltek anlayın lütfen. Kişisel düşüncelerim için de grup sorumlu tutulmasın zira :)

    Evet, ben kitapta işaretlemiş olduğum yerleri tekrar okuyabilmek için mekana biraz erken gittim. Ve bu geriye dönüş ile bir kez daha; Ahmet Hamdi Tanpınar'ın kurgusuna hayran oldum. Birçok nokta çok daha anlaşılır geldi benim için. Ben oradayken çok istemesine rağmen buluşma saatinde dershanede olması gerektiği için aramıza katılamayacak olan sevgili Kübra çelikkartal çıktı geldi ve keyifli bir sohbet ettik. Bizi yakından takip edeceğine ve 2 buluşma sonrasına katılacağının da sözünü almayı ihmal etmedik tabii. O sırada sevgili müdavimlerimizden (ilk buluşmadan beri düzenli devam eden 2 kişi olduğumuz için böyle söyleyebilirim sanırım :) Merve K. aramıza katıldı. O saatlerde henüz 1k ile tanışmamış olan ve hemen o masada üye yaptığımız değerli Gürbüz Deniz ile de sohbetimiz iyice koyulaştı. Derken, ufukta değerli 'iletişim'cilerimiz Ahmet Y , uğur kiraz ve Kağan.Ç göründüler ve böylece bizim için düzenlenmiş olan üst kattaki toplantı masamıza taşındık. Sevgili Sahra da elinde kitabımız ile hazır ve nazır bir şekilde toplantı masasında yerini aldı efenim. Bu arada elbette çok sevgili ev sahiplerimiz Ceyda Kiva ve Doruk Ateş de aramıza katılınca oldukça keyifli bir sohbete giriş yaptık. Yeni gelenler ile tanışma ve önümüzdeki ay hangi tür okumalıyız, hatta genel olarak neler okumalıyız ile ilgili yaptığımız uzun tartışmalar sonucu sözü Saatleri Ayarlama Enstitüsü 'ne getirebildik.

    Kitabı henüz okumamış olanlar (buradan ifşa etmeyeceğim ama onlar kendilerini bilir :) için tat kaçırmayacak şekilde önemli noktaların etrafında dolaşarak kitabı baya inceledik. Benim daha önce fark etmediğim noktaları arkadaşların bakış açıları ile yeniden değerlendirdim ve bir kat daha değerlendi gözümde. Kitap hakkında genel olarak benzer görüşler içindeydik. Oldukça hatta fazlasıyla (Belki de Ahmet'in ısrarla belirttiği gibi en) iyi bir roman olduğuna karar verdik. Kitaptaki her karakteri çok dolu dolu işlediği, karakterlerin birçoğu için ayrı bir kitap bile yazılabileceği konusunda hemfikirdik. (Öykü yazarı kimliği ile Ceyda da bunun ne kadar zor bir şey olduğundan ve sırf bunun bile ne kadar kaliteli bir yazarımız olduğunu gösterdiğinden bahsetti örnekler ile.) Toplumsal sorunlara getirdiği ironiyi çok iyi verdiği de gözümüzden kaçmamıştı tabiiki de. Ayrıca karakter isimlerinin çok güzel seçilmiş olduğunu da konuştuk ve Hayri İrdal karakterinin soyadının neyi çağrıştırabileceğine dair de fikirler yürüttük. TDK'dan teyit eden Sahra 'er kişi' anlamına geldiğini söyledi ve Kağan da 'olgunlaşmamış kişi' anlamına da gelebileceğine dair bir fikir ortaya attı. Bizler de çok sevgili Hayri İrdal'ın tam olarak böyle bir karakter olmasından, zorla kalıplara sokulan ve kendisi olmasına izin verilmeyen bir kişilik olmasından dolayı bu fikri oldukça beğendik. İşte böyle sürüp giden çok yönlü bir incelemeye soktuk kitabı ve zaman geçtikçe daha da anlamlanan bir kitap olduğunda karar kıldık. Kitaptan en etkilendiğimiz alıntıları da okuyarak kaliteli bir sohbet ortamı yarattık.

    Bir de tabii Polisiye Yazarlar Birliği üyesi olan Doruk Ateş tarafından ortaya atılan 'Neden Türk Polisiyesi okunmuyor?' sorusu ile de farklı bir konuda konuşma fırsatı bulduk. Önümüzdeki ay için okuyacağımız kitaplara karar verebilmek için kendimizi kaderin ellerine bıraktık ve kura usulü ile kitaplarımızı belirledik. Kitaplar diyorum çünkü bir roman bir de şiir kitabı okumaya karar verdik. Israrla Türk Edebiyatı okumalıyız derken kaderin cilvesi bizi bir Balzac ve bir Puşkin ile karşı karşıya bıraktı ama biz önümüzdeki buluşmada yapacağımız sohbetin keyfinin katlanarak artacağına emin bir şekilde toplantıyı sonlandırdık.

    Bazı arkadaşlarımızın aramızdan ayrılmasından sonra, (after party mi diyordu sevgili İzmir grubu buna :) ) aşağıda, ağaçların altında sohbetimize devam ettik. Agatha Christie ve Shakespeare masalarını birleştirerek kahvelerimizin yanında gelen 'kitap fallarımızın' tadını çıkardık. Kimisine en sevdiği yazar çıkarken kimisine de bugün ısrarla okutulmaya çalışıldığı kitaptan alıntı çıkması ile kitapların büyüsünden bir kez daha emin olduk. Elbette, bize böyle keyifli bir ortam sağladıkları için de Eski Masal Kitap Kafe sakinlerine sevgilerimizi göstermeyi ihmal etmedik. O masada; filmlerden yönetmenlerden farklı yazarlara, farklı şehirlerin farklı havalarından dine kadar türlü konular hakkında çeşitli konuşmalar yaptık ve günü iki kat güzellikle taçlandırdık.

    Sözü yeterince uzattığım için yeni etkinlik duyurusunu ayrı bir iletide paylaşmak üzere herkese keyifli okumalar diliyorum efendim. Sürç-i lisan ettiysem affola, esen kalın! :)