Masaya verilmiş olan, bugün solmuş renk bile, üzerindeki lekelere ve çiziklere varıncaya kadar - bütün bunlar, bunu bir kenara yazalım, masaya dışarıdan gelen şeylerdir ve ona bir ruh kazandıran da özünü oluşturan tahta parçasından çok bunlardır. Ve bu ruhun en özel yanı: Bir masa oluşunu, yani kişiliğini de ona kazandıran gene dışarısıdır.
Kitaba uygulamada verilen puanı görünce şaşırarak inceleme yazmaya karar verdim. Benim için oldukça etkileyici ve güzel bir kitaptı. Okuduğum ilk Handke kitabı oldu ve bu kitap apayrı bir dünyaya sahipti benim için, yazarın diğer kitpalarına bakmak da demin aklıma geldi.
Karakterin bakış açısı, yaşam biçimi, kitabın dili gerçekten size farklılığıyla sokuluyor ve tanıdık biri oluyor sonra. Önermekten çekinmeyeceğim ve sayfalarına tekrar tekrar bakmak isteyeceğim bir kitap. Övülesi bir kitap. Yurtsuzluk, yersizlik, ebeveynlik muazzam anlatılmıştı benim için. Aklımdan geçenleri bir kitapta görmek ve hiç geçmeyenlerle de karşılaşmak, oldukça güzeldi.
Nasıl yaşadıysam öyle öleceğim, kenar mahallelerin birinde, bir eskicide, alıcısı bulunamamış mektuplara düşülmüş notların arasında kiloyla satılacağım.
Kendimi neşeli hissetme zamanıydı. Ne var ki içime bir ağırlık çökmüştü - bilinmeyen bir arzu, tarifsiz, ama yakışıksız bile olmayan bir heves. Belki de canlı olma duygusu kendini göstermekte gecikiyordu. Ve görmeden baktığım sokağa hâkim penceremden dışarı sarktığımda, kendimi birden, kurusun diye pencerelere asılan, sonra orada unutulup yavaş yavaş buruşan, sonunda da asıldığı yeri kirleten yaş bir toz bezi gibi hissettim.