"Eira," dedi şefkatle.
"Ben Nos'u aklımın alabileceğinin ötesinde özlüyorum. Orli halamı, biricik Mishamı nasıl özlüyorsam öyle, her gün özlüyorum. Bu özlem benim bir parçam. Kucaklamayı öğrendiğim, sahip çıktığım ve bunu yaparken bazen bitkin düştüğüm bir parçam. Elbette üçünü geri getirebileceğim bir yolun ayrımında duruyor olsaydım o tarafa yürürdüm ama değilim..
Onu özlüyorum, hep özleyeceğim. Duyduğum bir ses ya da aldığım bir koku bana onu hatırlattığında gözlerim dolacak. Onun hoşlanabileceği tabloları o olmadan görmek bana müthiş bir keder getirecek ama alışmak zorundayım. Sen de zorundasın."
"Onu korumak için Datura'ya bıçak çekip hayatını önüne koyduğunda ne kadar zamandır tanıyordun Nos'u? Bir hafta mı? O senin için öldü, Eira, senin için yaşamaz mıydı sanıyorsun?"
Her geçişle birlikte artan tek şey boşluğa düşme arzumdu.Nos'u orada bulup bulamayacağımı düşündüm.Sonra olur da düşersem orada başka neleri bulabileceğimi.Dünyaların bana kucak açmaması sebep oluyordu buna belki, kim bilir? Sanki boşluk beni onlardan daha fazla özlüyor ve ona dönmem için ismimi sesleniyordu.Eira değil.Morwen de değil.Gümüş Yürek.
"Tuttun mu?"
"Neyi?"
"Dilek, Eira."
"Evet tuttum." Yalan söyledim çünkü ne dileyecektim ki? Dileyecek neyim kalmıştı sanki?
Ne dileyeceğini biliyorsun, Köprü. Gümüş yüreğinde ona kavuşma arzusu yatıyor hâlâ.
Ona zaten kavuşacağım. Bu bir dilek olmaz.
Tanrı'm... Yıldızların altında çatırdayan bir ateşin yanı başında uyumayı öyle özledim ki... Aynı ateşin başında Nos'la ettiğimiz dingin sohbetleri de öyle.