Sedâ Nur

Sedâ Nur
@nseda
bakmadan görmeyi,bakıpta görmemeyi öğreniyorsun.
18 okur puanı
Haziran 2018 tarihinde katıldı
Allah birine hidayet murad ettiği zaman onun göğsünü İslam'a açar. Allah bir insana hidayet murad ettiğinde müthiş bir kalp genişliğini ona verir. Bütün dünya ona eziyet verse,cefa verse eziyeti hissetmez o insan. Yani Allah bir insana hidayeti murad ettiği zaman göğsünü,iç alemini genişlettirir.Beden değil,dil değil,kalbini açar.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kaderin bir ilâhî sır oluşunu ve insanlar tarafından gerçek anlamda çözülmesinin imkânsızlığını göz önünde bulunduran Peygamber Efendimiz (s.a.v) kader konusunu tartışan ashabını uyararak şöyle buyurmuştur: "Siz bununla mı emrolundunuz veya ben bunun için mi peygamber olarak gönderildim? Şunu biliniz ki sizden önceki ümmetler bu tür tartışmalara başladıkları zaman helak olmuşlardır. Böyle tartışmalara girmemelisiniz." (Tirmizî, Kader, 1)
Varlık âleminin başlangıcından sonuna yani ezelden ebede kadar olacak şeylerin zamanını, yerini, niteliğini, özelliklerini kısaca ne, nerede, ne zaman ve nasıl olacaksa, olmadan önce bunların hepsini Allah Teâlâ'nın bilmesine "kader" ve her şeyin zamanı gelince O'nun (c.c) bilgisine uygun olarak var olmasına da "kaza" denir. Dilimizde "takdir-i ilâhî", "alın yazısı" ve "kader" olarak anılır."Felek" de bazen "kader" anlamlarında kullanılır. Bu anlamda "zalim felek" demek, Allah Teâlâ'nın takdirini adaletsiz saymak olacağından bilgisizce söylenmiş, küfür bir söz olur. Kadere inanma, iman esaslarının en önemlilerindendir. Çünkü imanın diğer şartlarına sağlam olarak inanmak da kadere inanmaya bağlıdır. Mesela kadere inanmayan, Allah Teâlâ'nın her şeyi bilebileceğine de inanmamış olur. Ya da tersinden söylersek Allah Teâlâ'nın her şeyi bilebileceğine inanan kadere de inanmış olur. Zaten kader, her şeyin nasıl ve ne zaman olacağını bilmek demektir.
Bütün kötülüklerin başı Allahu Teâlâ’yı unutmaktır. Allahu Teâlâ’yı hatırlamayan, O’nun (c.c) kulları için hazırladığı hayat ölçülerine değer vermeyen kimseler, kendi basit zevk ve çıkarlarının içinde boğulmaları sebebiyle kendilerinden başkasını düşünmezler. Halbuki insan yaratıcısını ne kadar çok hatırlayıp anarsa, davranışlarına o nisbette çeki düzen verir ve O’nun (c.c) rızasını kazanmaya bakar. İyi bir insan olmanın, dolayısıyla hem dünyada hem âhirette mutlu olmanın yolu her fırsatta Allahu Teâlâ’yı anmaktır. Sabah, akşam, gece, gündüz, karada, denizde, hazarda, seferde, otururken, yatarken, işine giderken, işinden gelirken, sağlamken, hastayken, kısaca her zaman, her yerde ve her fırsatta Rabbini anmalıdır. İnsanın iki cihanda başarısı ve kurtuluşu buna bağlıdır. Zikir, Cenâb-ı Hakk’ı sadece dil ile anmaktan ibaret değildir. Allahu Teâlâ’nın yapılmasını emrettiği ve Resûlullah in (s.a.v) ümmetine tavsiye ettiği her ibadet, her hayır ve güzel iş birer zikirdir.
Eğer bir kez aşk ile "Allah" deyişte sonbaharda yaprakların yere döküldüğü gibi günahlardan arınıp duruluyorsak ve bu "Allah" deyiş, bir kez değil de her nefes alıp verişteyse ve bu senelerce devam ediyorsa düşünmek gerekir ki yüce Allah (c.c) kendisini çok anan bu sevgili kuluna dünyevî uhrevî, maddî-manevî ne hikmetler verir; ne ibretler gösterir.