“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sâdıklarla beraber olun.” (Tevbe 119)
Allah Teâlâ, iman eden kullarına “sâdıklarla” beraber olmalarını emrediyor. Yani hepiniz sâdıksınız demiyor, sâdıklardan ayrılmayın buyuruyor. O hâlde her iman eden kişi sâdıklardan değildir ve “sâdık” olmak Allah Teâlâ katında, Müslümanlara kendisiyle beraber olunmasını emredeceği kadar önemli bir makamdır. Peki, Allahu Teâlâ’nın onlarla beraber olmamızı istediği “sâdıklar” kimlerdir?
Sâdık: Dost, dost olan, tasdik edici, doğruyu söyleyen mânâlarına gelse de Arapçada daha çok “dost” manasında kullanılmaktadır.
Sâdık, Allah Teâlâ’nın emirlerine sarılmakta ve nehiylerinden kaçınmakta samimi, halis bir niyet taşımak ve dosdoğru olmak, Allah’a ve Resulüne kayıtsız, şartsız itaat etmek ile Allah’a ve Resulüne dost olan demektir.
Gâfil olanlar ve dünyayı cennet zannederek "Cennet budur!" diyenler, bu derenin görüntüsüne kananlardır. Asıl bağ ve bahçelerden, yani Evliyâullah’tan uzakta kalanlar, o hayale meylederek aldanırlar. Bir gün bu gaflet uykusu nihayete erer.
Gözler açılır, hakikat görülür. Fakat son nefeste o manzaranın ne faydası olur? Ne mutlu o kimseye ki, ölmeden evvel ölmüş, onun ruhu, bu bağın hakikatinden koku almıştır.
Allah Teâlâ Peygamber ahlakını, Kuran ahlakını bilen, okuyan, gören salih insanların, evliyaullahın kalplerine sirayet ettirir. Onun için Resulullah (s.a.v) “Allah benim kalbime neyi koyduysa ben Ebu Bekir'in aklına değil, hafızasına değil kalbine koyacağım.” buyurur.
Kalp aslında bir rahim gibidir. İnsan hafızası ise öyle değildir. Hafızalar kelimeleri görür, unutur ama kalp öyle değildir. Oraya bir nazar, bir söz geldiği zaman kalp onu canlı tutar, muhafaza eder.
"Sana şu iki şeyi tavsiye ediyorum: bunların gereğini getirirsen kurtulursun. Şunu asla unutma ki , dünyadaki nasibin seni mutlaka bulacaktır.
Asıl önemli olan ve kendisine muhtaç olduğun ahiretteki nasibindir. Sen ahiretteki nasibini dünyadakini tercih et. Öyle ki her nereye gidersen git seninle beraber olsun"
Muaz b. Cebel / O aşkı bahr-i ummandır."
Ashab’dan Abdullah bin Abbas (r.a), Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) mescidinde itikafa girmişti. Yanına bir adam geldi, selam verdi ve oturdu. İbn-i Abbas(r.a) adamın yüzüne baktı, onu biraz kederli gördü:
- “Ey falanca! Seni kederli ve üzüntülü görüyorum, bir sıkıntın mı var?” diye sordu. Adam:
- “Evet, ey Allah Rasûlü’nün amcasının oğlu. Falancanın üzerimde vefa hakkı var, para karşılığında beni hürriyetime kavuşturdu. Fakat şu kabirde yatan Hz.Peygamber(s.a.v) hakkı için söylüyorum, üstlendiğim borcu ödeyecek gücüm yok.” dedi. İbn-i Abbas(r.a):
- Ona senin hakkında konuşsam olur mu? diye sordu. Adam:
- İstersen bir konuş! dedi. İbn-i Abbas(r.a) hemen ayakkabılarını giydi, mescitten çıktı. Adam:
- İtikafta olduğunuzu unuttunuz herhalde! diye hatırlatmada bulundu. İbn-i Abbas (r.a):
- Hayır unutmadım. Fakat ben şu kabirde yatan Hz. Peygamber'i (s.a.v.) işittim. O aramızdan ayrılalı çok geçmedi. Bu arada İbn-i Abbas’ın gözlerinden yaşlar boşandı. Sözüne devam etti. “Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Kim bir din kardeşinin ihtiyacını gidermek için yürür ve sıkıntısını giderirse, bu yaptığı onun için on senelik itikaftan daha hayırlıdır. Halbuki kim Allah Teâlâ’nın rızası için bir gün itikafa girse Allah Teâlâ onunla cehennem ateşi arasına üç hendek koyar. Her bir hendeğin arası doğu ile batı arası kadar uzaktır.”(Münzirî)
Hizmet için yola çıkan kimsede şu niyet ve ahlakların bulunması gerekmektedir:
1- Allah rızası için yola çıkmak.
2- Başındaki imama ve başkana itaat etmek.
3- Sevdiği malından Allah rızası için kardeşlerine infak ve ikram etmek.
4- Beraber olduğu arkadaşlarıyla iyi geçinmek, onlara yumuşak davranmak.
5- Fitne ve fesattan çekinmek.
Hak yolu, kardeşini kusuruyla birlikte sevme yoludur. Bu yol, vermeyene verme, gelmeyene gitme yoludur. Bu yol, canla başla hizmet edip sonunda kendi kusuruna istiğfar etme yoludur.
Abdurrahman-ı Tâhî (k.s.) şöyle buyurur: “Nisbet (manevî feyiz ve yardım) hizmete göredir. Hizmetteki ilahî rahmet hiçbir şeyde yoktur. Nakşibendî tarikatında rahmeti sağlayacak her türlü amel ve hizmet vardır. İbadet için evine kapanıp halkın hizmetinden kaçan kimse, pek çok hayırdan mahrum kalır. Sadece zikirle yetinmek olmaz. Mal ve can ile Allah yolunda cihat ve gayret etmek gerekir.”