Fakih Ebü'l-Leys Semerkandî (k.s) der ki: Senedleriyle Hasan-ı Basrî'den (r.a) bize ulaştığına göre, O (s.a.v) şöyle demiştir: "Eskiler diyorlardı ki hikmet ehli kimselerin dili kalbinin arkasındadır. Onlar bir şey söylemek istediklerinde kalplerine müracaat ederlerdi. Eğer kalpleri ona bu işin hayır olduğunu söylerse konuşurlar, şer olduğunu söylerse susarlardı. Cahile gelince, onun kalbi dilinin bir köşesindedir. Konuşacağı zaman kalbine kesinlikle müracaat etmez; o diline ne geldiyse onu konuşur."
Şüphesiz ulu kişilerin ağzından dökülen her kelimede bir sır saklıdır. Onlar konuştuklarında boşa konuşmazlar. Onları dinleyen kişi cümlelerin arasına saklanmış işaretleri yakalamaya gayret etmelidir. Hz. Ali'nin (r.a) hatırlattığı gibi, "Onların kalbi dillerinin önündedir, dili kalplerinin önünde değildir." Kalbi dilinin önünde olan kalbine sormadan konuşmaz. Seyda Fadlullah Hazretleri(k.s) de böyle kelimeler kullanırdı. Gafletkârane yaşayan birine “rengi bozuk” derdi. Bir hasta yanına geldiğinde “rengi bozuk değil” derdi. O hasta şifa bulurdu. Hâl böyle olunca “Bizim boyamızla boyanmış.” derken acaba neyi kastederdi?