sizlere bir solukta bitirdiğim @aliosmanuckaleler 'e ait olan #şutersgiydiğinkazak kitabı ile geldim. Oldukça sürükleyici ve akıcı bir üslubu olan kitapta sonunda ne olacağını merak ettiğim için elimden bir an olsun bırakamadım.
Kitabımızda olaylar İnci'nin üniveristeden eski arkadaşı olan Metin ile iletişime geçmesiyle başlıyor. Biraz karakterlere değinmek istiyorum. Metin şimdilerde oldukça başarılı ve ünlü bir cerrah. Güzel giden, evlenme planları kurduğu bir ilişkisi var. Sevgilisinin adı Zehra, kendisi bir hostes, yoğun iş hayatı ve bir kaza sonucunda yürüyemeyen kardeşi arasında gidip gelen hayatında sevgilisine de zaman ayırmaya çalışan birisi. İnci, Metin'in üniversiteden en yakın arkadaşı olan Remzi'nin eski sevgilisi. Bir evlilik yapmış, çocuğu olan boşanmış bir kadın. Remzi ise evlenmiş ama evliliğini yürütemeyip boşanmış sonrasında ailesi ile de arasını bozup sırra kadem basmış bir karakter.
İnci, boşandıktan sonra eski sevgilisi Remzi ile iletişime geçip onunla beraber olmak istiyor ama Remzi bir süre sonra ortadan kayboluyor. Onunla paylaşmak istediği bir sırrı olduğu için onu bulmak isteyerek yıllardır görüşmedikleri eski en yakın arkadaşları Metin ile iletişime geçiyor.
Sizce ikili Remziyi bulabilecek mi? Remzi neden kimseyle iletişime geçmiyor?
Zehra neden İnci'den rahatsız oluyor?
Onur karakteri bu hikayeye nerede giriyor?
Mukbil hikayenin neresinde?
Tüm bu soruların cevaplarını öğrenebilmek için bir sayfa daha diye diye kitabı bitirmeden bırakamadım. Nedense Metin karakterine hiç kızamadım. İnci'ye tek bir konuda kızgınım. Bence bu hikayede yanan Mukbil oldu ve İklil en masum karakterdi. İkisi de olabilecek en dürüst karakterlerdi. Onur karakterine ise üzüldüğüm anlar olsa da bence haksız birisiydi. Belki de onun için en iyi son buydu diyorum.
size @bgmfirat kaleminden çıkan ve aşık olduğum #BunuKonuşmuyorduk ile geldim. Kitabı okumama vesile olan @vegaabooks 'a teşekkür ederim.
Bir solukta okuduğum, bir insan ne kadar kötü olabilir ya diye sorguladığım, yer yer üzüldüğüm ve karakterlere sinirlendiğim bir eser oldu benim için. Kadın karakterin teslimiyetine ve vakarlı duruşuna hayran kaldım.
Büyük bir aşkla evlendiğiniz adamı aslında tanımadığınızı cenazesinde öğrenseniz nasıl hissederdiniz?
Ana karakterimiz bir kadın ve kitabımız kadının üniversite 2. sınıfta eşiyle tanışması ve okulu bırakarak onunla eklenmesiyle başlıyor. Evliliklerinin başında aşklarını yaşayıp, birçok yeri gezen çiftimiz adamın yurt dışından aldığı iş teklifi ile değişmeye başlıyor. Adam, bu işe girdikten sonra kadına ve oğluna vakit ayırmamaya ve onları küçük görmeye başlıyor. Adam uzun bir süre sonra işten eve döndüğü bir gece ansızın ölüyor. Ve kadın karakterimiz, adamın tek kötülüğünün onları umursamadı sanarken aslında cenazeye gelenler ile daha da kötü birisi olduğunu duyuyor. Burdan sonraki kısmı cenazede bulunan iki meleğin bakış acısı ile okuyoruz. Karakterlerin isimlerinin olmaması, ilişkilerdeki dinamikler, herkesin bir şeyleri bilirken iş işten geçtikten sonra dile dökmesi, sırf onun kötülüğüne maruz kalmamak icin sessiz kalışları veya kabullenişleri gercek hayattan birisini okuyormuşum gibi hissettirdi ve beni etkiledi.
Bazı yerlerde kitabın içine girip kadına sarılmak istedim. Bazı yerlerde ise cenazeye gelenlere fazlasıyla sinirlendim bunları neden daha önce anlatmadılar diye çok kızdım.
Özellikle ölen adama o kadar sinirliyim ki anlatamam, bir karakter ne kadar kötü olabilirse o derece kötü. Çiftçiye ve ailesine yaptıklarına çok üzüldüm ama sonra dedim ki kendi ailesine, çocuğuna acımayan başka ailelere acır mı
Sevgi küçük şeylerde belirir, sevgisizlik de. Sevgi de insanlık da kolaydır; onu zorlaştıran, yok eden, kirleten ona inanmayanlardır. Sevgiye, güzelliğe, iyi bir yüreğe inanmayan ve güvenmeyen birinden insanlık göremezsin.