Elinizdeki meseleyi dolaysız ve tavizsiz ele almaya çalıştığınızda ne yaparsanız yapın ya da ne söylerseniz söyleyin, birilerini incitecek ya da kızdıracaksınız; eğer hiç kimseyi incitmemeye çalışırsanız da sonunda kayda değer hiçbir şey söylemediğinizle kalacaksınız.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aslında okuması keyifli bir kitap. Özellikle yazarın kendi romantik hayatına dair kişisel deneyimleriyle terapist olarak deneyimlediklerini harmanlaması hoşuma gitti. Fakat dil ve üslup açısından beklentilerimi karşıladığını söyleyemem.
Aslında hiç kimse gerçekten aşktan korkmaz. Aşk harika bir şeydir. Asıl sorun, aşkı kaybetme korkusudur. Bu yüzden, güvende hissetmemizi sağlamaları için başkalarına fazlasıyla sorumluluk yükleriz. İşin aslı şu ki, kimse duygusal güvenliği ve sadakati garanti edemez ya da hissettiğimiz güvensizliğin yok olmasını sağlayamaz.
Herkes samimiyet ister, diye düşündüm. İnsanlar gerçekten görülmeyi ve tanınmayı istiyor; ama başkalarının içeri girebilmesi için geçmesi gereken sayısız kapı yaratmışız.
Aşk hissini hepimiz severiz; insana kendini ayağını yerden kesecek kadar mutlu hissettirir ama aşk tek bir histen ibaret değildir. Kolay da değildir. Mutluluğun yanında öfke, sıkıntı, incinme gibi zorlu duygular da beraberinde gelir. Bunun yanı sıra zorlu ve kaçınılmaz korku yığını vardır: reddedilme korkusu, hayal kırıklığına uğrama korkusu, kendini kaybetme korkusu, terk edilme korkusu, sevilmeye değer görülmeme korkusu. Bu korkular mantıksız olabilir ama yine de gerçekleşme olasılıkları söz konusudur.