Bülent Somay

Bülent Somay

YazarDerleyenÇevirmenTasarımcı
9.4/10
6,2bin Kişi
·
17,7bin
Okunma
·
33
Beğeni
·
2.912
Gösterim
Adı:
Bülent Somay
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 1956
1956'da İstanbul, Bakırköy'de doğdu. 1972'de girdiği Boğaziçi Üniversitesinden 1981 yılında, İngiliz Edebiyatı dalında lisansüstü derecesiyle ayrıldı. 1982-83 yıllarında Montréal McGill Üniversitesinde bilimkurgu alanında doktora çalışması yaptı, ancak doktora derecesini almadan İstanbul'a döndü. 1983'ten bu yana Akıntıya Karşı, Zemin, Birikim, Demokrat ve Defter dergilerinde deneme ve makaleleri yayımlandı. 1984-1995 yılları arasında Mozaik Müzik Topluluğunun bir üyesi olarak, 1995'ten sonra ise bağımsız olarak müzik çalışmalarını sürdürdü. Metis Yayınları'nda fantazi ve bilimkurgu dizilerinin editörlüğünü yaptı. 1986-1994 yılları arasında yazdığı siyasi makalelerini Geriye Kalan Devrimdir (Metis, 1997) adlı kitabında, sevdiği şarkıların sözlerinden hareketle yazdığı denemelerini Şarkı Okuma Kitabı'nda (Metis, 2000) topladı. Tarihin Bilinçdışı (2004), Bir Şeyler Eksik (2007) ve Çokbilmiş Özne (2008)Metis yayınlarından çıkan diğer kitaplarıdır. Ütopya, Distopya ve Bilimkurgu hakkındaki yazılarını derlediği The View from the Masthead: Journey through Dystopia towards an Open-Ended Utopia kitabı 2010'da İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlandı. 2002'den beri Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Bülent Somay aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler Yüksek Lisans Programı Direktörüdür. Devrimci Sosyalist İşçi Partisi mensubudur.
"Bugünü eleştirel bir biçimde anlamadan, ve bugünün içinde bugüne ait olmayan, aykırı, devrimci, yarına ait ama 'gerçek' olan şeyi bulmadan, yarını hayal edemeyiz."
"Aşk sahip olmadığınız (sizde olmayan) bir şeyi, onu sizden istemeyen birine vermektir, vermeye çalışmaktır," diyor. Acınası bir durum gibi görünüyor, değil mi?
Müzmin hafıza kaybından mustarip çağımız yağmuru bile beklemiyor kan lekelerini unutmak için. Ama işte bir şey var ki bir türlü unutulmuyor. Yenilen bir yumruğun, bir copun acısı, tene değen bakır telin anısı bir yerlerde kalıyor, tıpkı atılan bir tokadın, çekilen tetiğin anısının hiç kaybolmadığı gibi. Ve hepimiz çok kırılganız. Beş yaşında yenilen bir tokadın kırıklığı yirmi yaşındayken görülen işkencenin acısından geri kalmıyor.
Eksik doğuyoruz, ama bu eksiğin adını koyamıyoruz bir türlü. Sonra, dişi isek eğer birileri bize eksikliğimizin bacaklarımızın arasında bulunması gereken minik bir et parçası olduğunu söylüyor.
Hareket edip de eyleme geçememe, bir fikre sahip olup da onun gerçekliğiyle uğraşamama, arzulayıp da işin sonuna ulaşamama. Ölümcül depresyonumuz bu aralıkta kurmuş krallığını.
Kâinata açılmak, varoluşun o eksiksiz bütünlüğünü görüp tanımak, onunla bir olduğunu bilmek. "Felsefe" dediğimiz şeyin ilk günlerinden beri peşinde koşup durduğumuz şey bu değil mi zaten?
496 syf.
·Beğendi·10/10
Kısmi olarak gezi-gözlem ve "anılardan" oluşacak olan o sevdiğiniz tanıtımlardan biriyle daha beraberiz bebişler.. Kasıtlı olarak bu yolu seçmiş değilim ..Bu yolu seçtim çünkü bu kitabın bizim alemde sayısız anısı ve emeği mevcut .. O yüzden başka türlü sizlere anlatmam imkansız .. Zaten istemem de ..Baştan anlaşalım ..İnceleme uzun .. Uyarmadı deme !

Herşeye en baştan başlamak lazım .. Henüz Metallica üstüne Slayer ve Manowar ile şiddet + zulüm yollarına yeni yeni saptığımız sıralar.. Kamuflajın keşfi , sonrasında eve girişi , ev halkının haklı korkusu ve siyahlar giyen bir çocuğun kötülüğü tam anlamıyla anlayıp kucaklaması... Yeni çağın kapanıp karanlık çağın başlaması =))) Evet biz de doz arttırımıyla beraber Black Metal denen o aleme girizgah yapmıştık o dönemlerde .. O dönemler dediysek sene '95 ila '96.. Sonrasında Metis Yayınları LOTR serisini bastı ve bildiğimiz dünya, sonrasında bizler için bir daha asla eskisi gibi olmadı .. Daha doğrusu bizler, var olduğumuz o eski dünyaya bir daha hiç adapte olamadık .. Metis, o dönemlerde de şimdi olduğu gibi kan emiyordu .. Dolayısıyla o zamanlarda da küçük metalci maddi olanaksızlıklardan kelli arşivine katamadı bu kitabı .. Hoş , o dönemlerde kitap değil cd ve LP topluyorduk .. İnternet bugünki gibi henüz evlere girmemişti .. Tübitak üyeliği ile haftada 8 saat internet kullanarak ve sayfa başına beşi bir yerde paraları vererek LOTR alemi üzerine ne varsa çıktı alıp "wat iz diz ? Dize diz - 2 kilo domadiz" kıvamındaki ingiliccemizle çözümlemeye çalışıyorduk bu alemi .. Nice gözlerin feri söndü o günlerde.. Niceleri miyopla , astigmatla tanıştı o dönemlerde .. Ondan kelli kitabı okumadan öncesinde , şimdilerde cirlop gibi t- shirtleri çekip, titreyen bıngıldaklarıyla arzı endam eden youtuber jenerasyonunun vidolar çekip anlattığı LOTR aleminin ilk safhalarını bilmeksizin hatmettik .. Bkz: güneşin ilk çağı , lambalar çağı , Melkor ve Ungoliath ortaklığı falan fistan .. Sonradan , 3 sene sonra kitabı alıp okuduğumuzda nevrimiz döndü tabii.. Zaten Star Wars cuyuz ezelden, gönlüm geçmez güzelden aromalı ortamların hastası olan bizler için bambaşka kapılar açılmış oldu ardına kadar .. Şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki bu alemi ve sonrasında gençlik yıllarımızla beraber Türkiye'de yeşeren FRP ortamlarını hatmettim .. Çocukluktan Star Wars ( HASTASIYIZ !!!!) , üstüne metal ( metal müzik diye bir şey yoktur.. Metal vardır ! ) , sonrasında LOTR ile şaha kalkan FRP ortamları ve DIABLO !!!! Bu saydıklarım bugün beni ben yapan oluşumlardır .. Dedim ya FRP alemlerini hatmettik diye .. Dragonlance 'ler okundu 1. ve 2. nesle kadar .. Spin off ları da dahil ..Yetmez ama evet dedik RAVENLOFT ile .. Bu arada anmazsak olmaz! Büyüksün Lord Strahd !!!Forgotten Realms , ve Artemis Entreri ile Örümcek Kraliçe !!! Uzun lafın kısası ... Bugün 39 yaşımda yeni yeni rus klasikleri falan okuyorsam sebebi, mevcut mana ve healing potionları FRP alemleri ve siyasi tarih kitaplarına basmış olmam , sağ elimizi mouse 'a , sol elimizi de ALT tuşuna basmak suretiyle DIABLO alemlerine kurban vermiş olmamdan kaynaklıdır ..

O günlerde kötülük ve getirdikleri ile haşır neşir olduğumuz zamanlardı =))) Dolayısıyla alkol ve sigara kullanımı son derece normaldi bizler için .. Hala da öyle .. Sene '99 'u gösterdiğinde bizim için paramız varsa toplanma bölgesi Kocatepe 'nin dibindeki Orta Dünya Cafe ve Sakarya Caddesindeki Keyif Bar idi .. Buralar kolcuların toplanma güzergahları idi .. Pek tabii çoğunlukla mekanda içecek paramız olmadığı için bizler dışardan alkol alıp Meclis Parkına gidenlerden idik .. Meclis parkı Gondor krallığı idi .. Karanlık ve aydınlık güçler burada sürekli bir savaş halindeydi ..Çünkü alkol içenlere rahat verilmezdi orada o günlerde.. Türk polisinin o günlerdeki sözlük karşılığı bizler için Orklar idi .. GBT sorgulaması yapan ve ortama sürekli baskınla hücum eden piyade kuvvetlerdi bunlar .. Bir de bunların motorize olmuş versiyonları ve bizim URUK HAI dediğimiz Yunuslar vardı .. Bu tayfanın hiç geri vitesi yoktu .. Asla aman vermezlerdi .. Durum böyle olunca bizler için Mordor olarak adlandırılan bölge Çankaya'daki Kavaklıdere Karakolu idi .. HİÇ KAPANMAYAN VE SÜREKLİ BİZİ GÖZLEYEN KAPAKSIZ BİR GÖZ!! Rivendell , sizlerin de bildiği ismi ile Ayrık Vadi ise Seymenler Parkı idi .. Çankayalı elit insanların yani elflerin çimenlerde seyrü sefa yaptığı muhteşem bir mekandı ama dağın başında olduğu için bizler tarafından pek kullanılamazdı .. Ulaşamazdık oralara taksi parasını tümleyemediğimiz için..Evden gelen Lembasların içinde domates ve ekürisi peynir ile tüketilen yollukların üstüne hane hanımı olan anneler anılır, biralar tokuşturulurdu .. Kod adı Miruvor olan KIRMIZI TUBORG büyük lüks idi .. Çok unique bir içecekti.. Olursa 2 kişi beraber içilirdi. Damlası dahi ziyan edilmez , israf edene iyi gözle bakılmazdı .. Enerji barını fuller, zihin açardı .. Olur da Mordor zindanlarına düşülürse ,telefon hakkı kullanılarak ve pek tabii sağlam işkencelerden geçip bir güzel tartaklanarak Gwaihir 'e mesaj gönderilir , şafak sayılırdı ..

Bunları niçin anlattım en başta açıkladım ... Bu kitap ve inşaa ettiği alternatif dünyayı o gün bugündür biz hiç terk etmedik .. Star Wars alemi ile beraber - ki Star Wars 'un yanında sadece "bir" saniye olabilir burda anlatılan time-line - gençliğimizi yedi bitirdi .. Star Wars 'ta nasıl ki Sithlerden yana olduysak her daim , burada da kötülükten yani EVIL FORCES 'dan yana olduk .. O yüzden yeni başlayan incelemeyi o güruh üzerinden aktaracağım size .. Bir kişi dahi katsak bizim cenaba kardır !

Efenim Orta dünya yaratıldığı vakit dünyaya inen kuvvetlerden yani Maiar'dan (tekili MAIA) biri de Sauron idi .. Karanlık tarafa çekildikten sonrasında da alemi kana ve karanlığa boğdu .. Sauron esasen bu kitapta anlatıldığı kadar büyük ve kudretli bir güç değildi ilk zamanlarda.. Efendisi olacak Melkor , namı diğer Morgoth tarafından hızlıca karanlık tarafa çekildi.. Melkor Utumno adlı kalesinde ve kahramanımız olan Sauron Angband 'da arzı endam etmekteydi o günlerde .. Valar ve Melkor arasında geçen savaştan öncesinde , Gandalf 'ın Khazad - Dum köprüsünde cenk ettiği Balrogları ve kanı kara akan Orkları çoğalttığı kalesinde Sauron'un keyfi yerindeydi o zamanlarda .. Ama Melkor, Valar'dan haşmetli bir tokat yediği vakit o da kaçıp saklanmakta buldu çareyi .. Melkor uzun bir süre sonra elindeki Silmariller ile orta dünyaya tekrar geri döndüğünde Sauron da saklandığı yerden çıktı ve Angband' ın başına geçtiler .. Nihai düşmanları hiç bir zaman değişmedi .. ELFLER ... Uzun süre Melkor 'un baş komutanı olan Sauron , bu savaşlarda en sonunda ordusundaki ejderhalar , balroglar ve orklar ile Elflere ilk yenilgilerini tattırdı .. Beren ve Finrod kısmını uzatmamak adına buraya aktarmayacağım .. Burada bir savaş daha oldu ve Melkor, Valar tarafından bir kez daha mağlup edildi .. Sauron artık nihai olarak mağlup olan komutanı Melkor 'dan dolayı bir kez daha kaçmak zorunda kaldı Orta Dünyaya...Zira Manwe'nin huzurunda gelecek olan mutlak cezayı kabullenememişti. Yüzyıllarca saklandı .. Valar' ın dikkatini başka taraflara vermesiyle karanlıklar diyarı olarak bilinen Mordor'a girip Barad-Dur 'ü inşaa etmeye başladı.. Bu dönem sonunda - yüzyıllar sonra- kaba kuvvetin kapıları açamayacağını geç de olsa anlayan Sauron kendisine Anatar yani hediyeler veren ismini vererek Noldor elflerinin içine sızdı ve Celebrimbor 'un bilgeliği ile beraber güç yüzükleri dövülmeye başlandı .. Bu güç yüzüklerinin içinde hepimizin bildiği bir tanesi vardı ki o yüzük hepsini kontrol edebilliyor ve takanları himayesi altına alabiliyordu.. Velhasıl kelam yüzükler dövülüp parmaklara takıldıktan sonra Elfler yedikleri kazığa uyandılar ve Sauron ile Elfler arasında geçecek olan ezeli savaş start almış oldu .. Burda bir noktayı belirtmek ve altını cizmek gerekiyor ki Elfler çok ama çok güçlü düşmanlardı ve nefisleri cidden çok kuvvetliydi .. Dolayısıyla Sauron , onları kontrol edebilmek için kendi gücünün yarıdan fazlasını bu TEK yüzüğe empoze etmek durumunda kalmıştı .. Savaş start alınca nihai kalesi Barad Dur 'e çekilen Sauron , elfler haricinde yüzük dağattığı tüm halkları kendisine bağladı ve kölesi haline getirdi .. Cüceler açgözlülükleri ile Sauron'un himayesine girdiler .. İnsanlar zaten tümden fade out verip solarak yüzük tayfları yani Nazgul haline geldiler .. Bu dönem sonrasında eski güçlerinin yakınından dahi geçemeyen Elfleri direkt ekarte eden Sauron'un yeryüzünde çekindiği tek halk Numenorlular yani kedilerine çok ama çok uzun bir yaşam bahşedilen insanlardı ..Zaten sonrasında bu soydan gelen Aragorn ile umudun fitili de tekrar ateşlendi .. Pek tabii Numenorlular sonrasında Sauron 'un gazlaması sonrası Valar' a kafa tutup yok oluşu yaşadılar (tüm insanlar değil) ... İnsanların yok oluşundan sonra kendilerine Sadık Olanlar ismini veren diğer cenap yani Elendil ve İsildur , Gondor ve Arnor ' u kurdular.. Bu arada Barad Dur 'a kapılanan Sauron, Gondor ' a yani İsildur ' a saldırdı ve Elfler arasında son bir ittifak kuruldu ve Sauron'un üzerine yüründü.. Bunun sonucunda henüz soyu diğer insanlarla karışmamış Numenor'un büyük gücü ile savaşan Sauron, kulesi Barad Dur 'dan çıkıp bizzat savaş meydanına teşrif etmek zorunda kaldı ve Gilgalad 'la Elendil 'i orada imamın kayığına bindirerek hakkın rahmetine kavuşturdu .. İsildur ise babasının kesik kılıcı ile Sauron'un parmağı kesip öcünü aldı .. İsildur Sauron'u musalla taşına yatırıp ölü .ötüne pamuk tıkadığını sanmıştı ama hem elflerin hem de insanların billmediği bir şey vardı ki o da bu tek yüzüğün sadece bir yüzük olmadığı , aynı zamanda Sauron'un ruhundan çok ama çoooook büyük bir parçayı barındırdığıydı .. Nitekim kıyamet çatlaklarında görülecek ve yarım kalan son hesaptan sonra Elfler ve İnsanlar birbirlerini Twitter'dan dahi takip etmediler ...

Şimdi öyle çok istiyorum ki Balrogları ve Orkları sizlere anlatmayı .. Lakin inceleme cidden çok uzayacak .. Sadece şunu bilesiniz .. Khazad Dum köprüsü üzerinde Mithrandir yani namı diğer Gandalf ile karşılaşan Balrog cidden ama cidden çok büyük bir düşmandır .. Şimdilerde ve film çekildikten sonra ortalarda dolanan zırtapoz "you cannot pass" tayfasının bilmediği ise ,zamanında Sauron'un efendisi olan Melkor 'un - BAKINIZ MELKOR YANİ MORGOTH diyorum - bunlardan 8 - 10 tanesini yanına alarak Shelob'un da anası olan Ungoliath 'ı ağlaya zırlaya zar zor durdurabilmiş olmasıdır .. Ki o Balrogların arasında Gothmog da var idi .. Bir diss daha atayım .. Sanıldığının aksine Orta dünyayı en iyi anlatan grup müzikal bağlamda Blind Guardian ( BÜLENT GARDİYAN) ve iğrenç parçaları Bard's Song falan da değildir .. Benim nazarımda olayın kralı SUMMONING'dir .. Şu parca bu kitabın özetidir ..

"ÜMİDİN VE GÜN IŞIĞININ ÖLDÜĞÜ YERDE ..."

https://www.youtube.com/watch?v=CjCNjOWIeMs

METAL DEĞİL .. KORKMA !!!
496 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Fantastik edebiyat denildiğinde akla gelen ilk isim hiç şüphesiz J. R. R. Tolkien. Yazdığı birçok kitap ve yarattığı kocaman evrenle o dönemden bu döneme birçok yazarı etkileyen Tolkien için söylenecek tüm beğeni sözleri eksik kalacaktır. Kitaplarda gerçeklikten ziyade fantastik öğelere yer vermek bana göre çok daha zor. Özellikle Tolkien gibi birçok halk, varlık, mekan, olay ortaya koymuşsanız. Bunun nedeni ise olağanüstü öğeler barındırmayan bir romanda yazılabilecek şeyler bellidir, konular bellidir, iş yazarın yazma yeteneğine, duyguları okuyucuya geçirebilmesine kalmıştır; ancak fantastik bir kitap yazacaksınız olayları, karakterleri, hayal gücünüzle ortaya çıkardığınız her şeyi, tek bir mantık hatası olmadan yazıya dökebilmeniz gereklidir. Bunları söylüyorum çünkü Tolkien bunu en iyi yapan yazar, bakın bunu en iyi yapan fantastik kitap yazarı demiyorum, genel itibariyle bunu en iyi yapan yazar, daha iyisi yok. Evet, kendisinin dünya üzerinde yaşamış en iyi yazar olduğunu düşünüyorum. Dostoyevskiciler, Tolstoycular, Kafkacılar buna itiraz edebilirler, açıkçası bu hiçbir şeyi değiştirmez. Tolkien'i ciddi bir şekilde okuyan, anlayan, o büyük evreni araştıran herkes bu sonuca rahatlıkla ulaşabilir.

Gelelim Yüzüklerin Efendisi'nin konusuna: Karanlık Lord Sauron diğer tüm güç yüzüklerine hükmedecek Tek Yüzük'ü yapmış, ancak yüzük Son İttifak Savaşı sırasında Gondor Kralı Elendil'in oğlu İsildur tarafından Sauron'dan alınmıştır. Sauron yenilgiye uğramıştır ancak ruhu hala karanlığın içinde bir yerdedir. Yüzüklerin Efendisi, yüzüğü son bulan kişi olan hobbit Bilbo Baggins'in doğum gününün kutlanması ile başlıyor. Bilbo doğum gününün ardından yüzüğü yeğeni Frodo'ya bırakıyor. Bilbo'nun davranışları ve Orta Dünya'da o anda yaşanan gelişmeler nedeniyle şüpheye düşen Büyücü Gandalf, yaptığı uzun araştırmalar sonucunda bu yüzüğün Sauron tarafından dövülen Tek Yüzük olduğunu anlıyor. Ve böylece yüzüğün yok edilmesi için upuzun, zorlu bir macera başlıyor. Yüzük ancak tek bir şekilde yok edilebilir, yapıldığı yer olan Hüküm Dağı'nın derinliklerine atılarak. Dokuz yüzük kardeşi Karanlıklar Efendisi'nin diyarına, Mordor'a doğru yola çıkıyor. Hobbitler Frodo, Sam, Pippin, Merry, Büyücü Gandalf, Kolcu Aragorn, Elf Legolas, Cüce Gimli ve Gondorlu Boromir. Yolları ise Sauron'un uşakları ile dolu, orklar, nazgüller, troller ve daha birçok karanlık yaratık...

Çoğumuz Yüzüklerin Efendisi'nin önce filmlerini izlemişizdir, en azından benim için öyle. Kitapları ise birkaç yıl önce okudum ve erkek arkadaşım ile birlikte yeniden okumaya karar verdik. Çünkü Tolkien ve Orta Dünya'ya çok büyük bir hayranlık duyuyoruz. Bu nedenle bu okumaların yeri benim için çok ayrı. Yüzüklerin Efendisi sinema uyarlaması ile tek kelimeyle muazzam; kitapları için ise söylenebilecek iyi şeylerin sayısı sınırsız. (Bu arada kitaplar ile filmler arasında çeşitli farklar olduğunu söylemeliyim, hatta bazı kısımlarda gerçekten önemli farklar. Kitapları okumak bu açıdan da ayrı bir önem arzediyor bana göre.) Kitabın ilk bölümleri kişi ve mekan tasvirleri ile dolu, ancak hiç sıkmıyor bu tasvirler, büyük bir keyifle okuyorsunuz. O kadar ustalıkla yazılmış cümleler, o kadar iyi şekilde yapılmış benzetmeler, kişileştirmeler var ki... Bu ilk bölümlerin ardından Frodo'nun yolculuğa çıkması ile asıl macera da başlıyor. Özellikle "Yolgezer" isimli bölümden itibaren kitap çok, çok fazla içine alıyor okuru ve sayfalar su gibi akıp gidiyor.

Ayrıca şunu söylemem gerekir ki Yüzüklerin Efendisi serisindeki olaylar Tolkien'in Orta Dünya'sının %20'sini, %30'unu bile oluşturmuyordur. Bu kadar fazla olayın yaşandığı bir kitap Orta Dünya'da Yüzük Savaşları olarak geçiyor ve Orta Dünya, Yüzük Savaşları dışında daha nice olaya ev sahipliği yapıyor. Whitetree.com isimli bir site var, bu sitenin Orta Dünya başlığına tıklarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Tolkien öyle bir dünya oluşturmuş ki onlarca adı bilinen elf, cüce, insan, hobbit var, onlarca mekan, onlarca olay, çok uzun bir zaman dilimini kapsayan tarihi bir kronoloji, diğer birçok çeşitli varlık var. Ancak tüm bunlara dair tek bir mantık hatası yok, bu kısım şura ile uyuşmuyor dediğimiz tek bir cümle yok. Bu hayal gücüne, zekaya hayranlık ve saygı duymamak elde değil.

Böylesine iyi bir yazarın belki de en çok bilinen serisi olan Yüzüklerin Efendisi, mutlaka okunmalı dediğim seriler arasında. Frodo, Aragorn, Gandalf ve diğerleri ile mükemmel bir macera sunuluyor bizlere. Tolkien okumak ise tek kelimeyle harika bir eylem.
%26 (264/1016)
·Beğendi·10/10
Dünya ikiye bölünmüştür, denir Tolkien'ın yapıtı söz konusu olduğunda: Yüzüklerin Efendisi'ni okumuş olanlar ve okuyacak olanlar.
Bence inceleme için bu söz yeterli olması lazım.

Sene 2003. 8 yaşındayım. Babamla film almak için cd'ciye gittik. O zaman internet ne gezer bizim evde. Babamla bakkalımızda film izlemek en büyük eğlencem. Babam aldı kendi istediği filmleri ben ise filmleri incelerken bir şey takıldı gözüme. Beyaz at üzerinde bir adam ak şehire doğru gidiyor. Filmin ismi Yüzüklerin Efendisi Kralın Dönüşü. Babama yalvar yakar aldırdım filmi.
Seriyle, tanışmam bu sayede oldu. Sonra harçlıklarımla 1. ve 2. filmleri aldım. Lise yıllarında filmlerin kitaplardan yapılma olduğunu öğrendim. O gün direk kütüphaneye koştum. Ne tesadüf ki yine kitabın 3. sü vardı kütüphanede. Hemen aldım. Yeniden aşık oldum. Sonra yıllar geçtikçe 1. ve 2. kitapları da okudum.
Şimdi yeniden okumayı düşünüyorum tek basım olarak. Zaten filmleri izleye izleye replikleri bile ezberledim artık. Tekrar aşkımı canlandırma ihtiyacım var. Tekrar o harika evrene girmem lazım.
Tolkien bu eseriyle fantastik edebiyata öncü olmuştur. Yarattığı elfçe dili yanlış hatırlamıyorsam 3.000 kelimeden oluşuyordu. Bir sürü yazarda etki bırakmıştır.

Tek diyeceğim kitabı okuyun. Filmleri izleyin. Tarzlarına uymayanlara diyecek bir şeyim yok. Renkler ve zevkler tartışılmaz. Ama fantastik severler bu kitabı okumamışsa çok şey kaybetmiş olabilirler...
412 syf.
·Beğendi·10/10
Herkeşlere merhabalar bir kez daha .. Normalde bu incelemeyi pek yapma taraftarı değildim .. Sağdan soldan niçin işsizlikle harmanlayıp bir inceleme yazmıyorsun tekliflerine ve serzenişlerine kulak verip kaleme alayım dedim .. Bu zatlardan biri de sevgili https://1000kitap.com/lwoH idi .. Ondan kelli işbu tanıtım yazısı benim kendisine bir armağanım olsun .. İşsizlikle yoğrulacak olan bu tanıtım yazısı süresince , kantarın topuzunu kaçırmaksızın yine KÖTÜLÜKLE harmanlayarak olayların öncesini aktaracağım sizlere .. Öncesini diyorum çünkü birkaç büyük fark haricinde filmle kitaplar arasında öyle çok da büyük bir fark yok.. Bizim milletimiz biliyorsunuz ki kitabın, varsa filmini izleyip , yoksa özetini okuduğu için bu yolu seçiyorum .. Okumak isteyenler için bir arka plan , bir geri besleme ünitesi olsun burada yazanlar .. Bu arada Star Wars için de istek geliyor .. Bilesiniz ki o iş bu seride olduğu kadar kolay değil .. Alkol duvarını aştığımız ve keyfimizin de çakır olduğu bir gün diyelim .. Evet hazırsanız yavaştan kontağı çevirip beyaz şahinimiz ile akalım ortamlara ...

Sevgili bebişler .. Bundan önceki tanıtım yazımda kötülüğün yolundan gitmek suretiyle olayı Sauron ekseninde anlatmıştım sizlere .. Herkeşler okuma bildiği için görüyorsunuz ki bu kitabımızın adı İki Kule .. Niçin İki Kule ? Efenim burada Türk siyasi tarihini az buz takip edenlerin bildiği bir olgu tekrar etmekte çünküm..
Nedir o ?
Koalisyon !!
"Sincanlı Elektro Sazcılar ve Beyaz Şahine Binen Kaşıkçılar Konsülü" ile "Hıdırlıktepe Ankaralı Turgut Sevenler ve Sevmeyenlerin Kökünü Kazıma Vakfı" kıvamında iki büyük güç bir araya gelmek suretiyle bir kötülükler kumkumasına can vermişler .. İlk tanıtımda sizlere bahsettiğim Sauron tek başına iktidara gelemediği ve mecliste sandalye sayısı bazında üstünlüğü ele geçiremediği içün yanına bu kez Saruman' ı çekmiş ... İşte ben sizlere bu emmimizi anlatarak ilerleme yolunu seçtim .. Saruman' ı anlatabilmek için İstarileri bilmemiz gerekiyor pek tabii..
Şimdi efenim...Rivayet odur ki ; daha önceki incelememde anlattığım ( ahanda burada : #61373665 ) Sauron 'un ve efendisi Melkor' un Orta Dünya'yı kasıp kavurmasından sonra illallah diyen Valar' ın başındaki Manwe , oturduğu çilingir sofrasında dişinin arasına kaçırdığı kavurma partiküllerini rakı ile dezenfekte etmeye çalışırken ne olacak bu memleketin hali diyip , kendileri ile beraber yaşayan Maiar arasından bir ekip toparlamaya karar veriyor .. Şimdi ilk kez duyuyormuşcasına reaksiyon gösterdiğiniz 5 şahıstan oluşan bu elit birliğin amacı , Orta Dünya' ya giderek, olası bir Sauron krizine karşılık , elf ve insan ırkını örgütlemek..Milis kuvvet kurmak .. Bu bağlamda , Kurmay sınıfında yer alan bu emmiler için Orta Dünya'nın Bordo Berelileri der isek pek tabii ki yanılmış olmayız .. Yani 90'lara kadar çift kutuplu Dünya' da at koşturan Rusya ve Amerika' nın yer aldığı Soğuk Savaş günlerinde Nato ülkeleri içerisinde örgütlenen Gladyovari oluşumların kılıç-kalkan ve büyü ile cenk ettikleri bir versiyonu size anlattıklarım .. Seçilen bu birlik God Mode : On kıvamında takılan zatlar fekat Orta Dünya' ya gittiklerinde ete kemiğe bürünecekleri ve en önemlisi ölebilecekleri için bir miktar Yusuf moduna da girmiş durumdalar o günlerde.. Nitekim Gandalf sonrasında Balrog ile kapışmasından sonra direkten dönüp , öldükten sonra tekrar gönderiliyor Orta Dünya'ya ... Neyse efenim konu dağılmasın .. Zaten yeterince uzun .. Daha da uzamasın .. Kimler var bu şampiyon kadroda dersen...

Forvette kaptanlık pazu bandıyla arz- ı endam eden Curunir yani hepimizin bildiği ismiyle Saruman..
Orta sahada ,Orta Dünya moda dünyasına griyi sevdiren , yeşil sahaların olmazsa olmaz ismi Olorin yani Gandalf ..
Defansta , Frp alemlerine Druid kavramını armağan eden , parklar-bahçeler ve börtü böcük müdürlüğünün medarı iftiharı Radagast!
Sağ ve Sol açıkta maviler olarak adlandırılan Alatar ve Pallando.. ( Bunlar açılıyım derken "into the unknown" sendromunun sözlük karşılığı oluyorlar.. Haber alınamıyor sonrasında kendilerinden .. Alınıyorsa da ben alamadım kusra bakmayasınız.. ) Şimdi yedek kulübesinde rahmetli başkan Kennedy , taçsız kral Pele , Beckenbauer, kaleci Mayer ve unutulan fekat Ebru Ince tarafından eklenen NADIA KOMENAÇİ falan diye devam etmek var ama neyse =))

Herşey güllük gülistanlık gibi anlatıyoruz lakin o günlerde bir araya getirilen bu beşli arasında henüz Gri Limanlar' dan Orta Dünya' ya girizgah yapılmadan öncesinde ayrılık rüzgarları esmeye başlamıştı.. Seçmeler esnasında Manwe' nin eşi Varda' nın , ismi üçüncü olarak açıklanan Gandalf'tan için " Hayır üçüncü değil." diyerek araya girmesi ile Saruman' ın kibrine eklenecek olan ilk harç karılmış oldu.. Sonrasında Gri limanların efendisi Cirdan 'ın - ki kendisi Elflere verilen üç yüzükten birinin taşıyıcısı ve ikinci çağda yaşayan en yaşlı elftir- elindeki güç yüzüğü olan Narya' yı Gandalf' a vermesi ile Saruman' ın kibri ve Gandalf ' a yönelik kıskançlığı da yavaş yavaş şekillenmeye başladı .. Bundan sonrasında neler oldu?

Orta Dünya ' ya giriş yapan tüm istariler uzun ama çok uzun bir müddet gönüllerince gezdiler .. Çünkü henüz Sauron yeterince güçlü değildi ve yüzünü onlara göstermemişti .. Saruman , bu dönemde doğuya giderek orada kaldı ve sonrasında Galadriel , Elrond ,Gandalf ve Cirdan' ın da içinde bulunduğu Ak Divan kuruldu.. Kaburga dolmaları ,cüce usulü közde kokoreçler, rakılar , güğüm güğüm kırmızı tuborglar , fındıh fıstıh jelibon , hatta ve hatta bonibonlar su gibi akıyordu vur patlasın çal oynasınlı alemlerde.. Galadriel bu oluşumun başına Gandalf' ı önerse de , Saruman yüzükler hakkında çok daha ileri düzeyde bilgi sahibiydi ve mevzu yüzük olduğu için konseyin başına geçmesi oy birliği ile kabul edildi .. Yüzükler için yapılan uzun araştırmalar sonucunda hepimizin bildiği o tek yüzüğü gittikçe daha saplantılı bir şekilde ister hale gelen Saruman' ın karanlık tarafa düşmesi uzun sürmedi .. Sauron' a karşı gibi görünse de , apaçık bir şekilde tek yüzüğü ve gücünü kendisi için istiyordu.. Pek tabii Ak Divan' ın diğer üyelerinin bu ihanetten çok sonraları haberi olacaktı .. Sonrasında Gondor krallığı adına yönetmesi için kendisine anahtar teslim ile devredilen Isengard'daki Ortanc kulesine yerleşen ve uzun bir müddet burada yüzükler üzerine araştırmalar yapan Saruman en sonunda görme küresi diye de adlandırılan dokuz Palantirden birini bularak tamamen karanlığa saplandı.. Bu arada bizim Gri hacı emmimiz Gandalf , Dol Guldur 'da ikamet eden Necromancer yani Ölüm Büyücüsünün Sauron' un ta kendisi olduğunu keşfetti ve Ak Divan'ı bir araya topladı .. Yalnız ihaneti akıllarının ucundan dahi geçmeyen Saruman , Ak Divan'ı olası bir müdehale ve savaş senaryosundan vazgeçirerek olayı farklı yönlere kanalize etti .. Çünkü Mordor'a yerleşecek ve gücünün zirvesinde olacak bir Sauron kendisinin işine gelmiyordu .. Fakat aradan geçen yüzyıl sonunda artık tüm işaretler inkar edilemez bir biçimde Morgul'u gösterdiğinde ,Saruman daha fazla dayanamayarak Ak Divan ile Morgul' a taarruz etti .. Sonrasında Sauron açığa çıktı ve Morgul'da bulduğu Palantir ile Mordor' a çekilmek zorunda kaldı .. Muhtemeldir ki , İKİ KULE ittifakının temelleri de bu dönemlerde ve bu iki Palantir ile atıldı .. Hem Ak Divan' a , hem de Sauron ' a karşı ikili oynayan Saruman' ın zamanı sınırlıydı ve ilerde, yanıbaşında kendisi için "ÇİLE BÜLBÜLÜM ÇİLE" nidaları ile uğraşmak zorunda kalacağı güçlü bir Rohan istemiyordu .. Bu yüzden açığa çıkmadan , göndermiş olduğu Grima Solucandil ile Rohan 'da PARALEL DEVLET YAPILANMASI yoluna gitti..Nasıl güzel di mi ?!? =)) Gandalf'ın sonrasında gelerek, "Rohan laiktir , laik kalacak!" diyerek kendisini kovalamasına kadar geçen süre içerisinde de buradaki etkisini hep korudu .. Derler ki : paralel devlet yapılanması ve öncesinde Gandalf'ı da Ortanc' da hapis tutması ile maskesi düşen Saruman için o sıralarda Polis Radyosunda bol miktarda Musa Eroğlu ' nun Yolun Sonu Görünüyor isimli parçası istenmiştir Mordor'da vatani görevini yapmakta olan orklar tarafından. Yine tesadüf budur ya , Saruman' ın Rohan'dan kovularak tekrar Ortanc' a gitmekte olan elçisi Grima 'nın , yolda bir adet Nazgul ile karşılaşması ile Ören Bayan logosundaki teyzemizin elindeki tığın Narsil misali kırılarak işlenen oyanın iplik söküğü gibi ele gelmesi kaçınılmaz bir hal aldı .. Sauron , Saruman'ın ihanetini tam olarak öğrenince , Saruman'ın tüm taraflara tellallar göndererek davullu zurnalı savaş ilan etmekten başka çaresi kalmadı .. Bayadır yapmıyorum : VER MEHTERİ !!! =)) Bizim iki zirzop hobitimizi kaçıracak olan Urukhaileri bu yüzden seferber etti ama Urukhailerin elinden kaçan bu ikili Fangorn Ormanı'na girerek Entler olarak bilinen Ağaç adamları Saruman' a karşı örgütlemeyi başardılar .. Sonrasında biliyorsunuz, Ağaçsakal önderliğinde Isengard' a giden Entler , siyanürle altın arayan Saruman'ın biletini keserek onu da kulesine hapsettiler .. İşte hepimizin Greenpeace adı ile bildiği o örgütün temelleri de o gün atılmıştır .. Bakınız genel kültürünüze de neler neler kattım =))) BEN DAHA NE EDEM ?!?

Sonrasını zaten biliyorsunuz canikolar .. Ortaçağın da TANKLARI olarak bildiğimiz süvariler, üçüncü günün şafağında Varşova'yı inleten ALMAN PANZERLERİ kıvamında yırtıp atmak suretiyle bertaraf etmiştir Miğfer Dibi kuşatmasını .. Bu arada herşey iyi hoş da , şu savaşın ismini niçin "BORU"kent Savaşı diye çevirirsiniz yauw!?!?! HORNBURG o savaşın adı !! Hornburg !!! Boyunuz bosunuz devrile sizin !!

Neyse şekerpareler .. Bir işsiz incelemenin sonuna da böylece gelmiş olduk .. Eti-Cin'iniz bol , Sırtınız Pek Olsun !!
1015 syf.
·25 günde·Beğendi·10/10
Bazı kitaplar vardır, bir kez okursun, ne kadar seversen sev bitirdiğinde rafa kaldırırsın ve ikinci defa okumak içinden gelmez... Ama bazı kitaplar vardır, sana yeni bir dünya yaratır, öyle bir dünyadır ki bu içinde dostuk, nefret, güç savaşı, ihtiras, saf iyilik, aşk vardır ve okuduğun kitap, bu dünyaya açılan bir kapıdır. O kapıdan bir defa geçmiş olmak sana yetmez, ara ara o dünyanın davetini kalbinin derinliklerinde taşırsın.
Yüzüklerin Efendisi de efsanevi bir dünyaya açılan bir kapı, 15-20 yıl evvel geçmiştim ilk defa o kapıdan, zaman zaman izlediğim (en az ellişer defa) filmlerine rağmen özlemimi gidermeye çalıştım ama gün geldi, Yüzük'ün bana seslenişine daha fazla kayıtsız kalamayıp ikinci defa bu yolculuğa çıktım.
Bu yolculuğu benim için farklı kılan bir diğer özellik ise, bu kitapla birlikte kitap okumanın yalnız yapılan bir aktivite olduğuna dair inancımın kırılmış olmasıdır. 1000K'nın değerli kütüphanecilerinden Uğur Bey ile eş zamanlı çıktk yolculuğa ve maceraları eş zamanlı geçerek yüzüğü hüküm dağına eş zamanlı olarak attık:) Çok eğlendiğim bir süreç olduğunu itiraf etmem gerek. (Hatta dayanamayıp yeni kitaplarda da benzer bir yaklaşım uyguladık ve uygulamaya devam etmeyi diliyorum)
Ve gelelim içeriğine... Kötü bir büyücü kendisine 1 güç yüzüğü yapar gizlice, ve bu yüzük ile her ırkı yönetebilecektir. Büyük savaşlar sonunda yüzük kaybolur, büyücü de ölür... Yüzlerce yıl sonra büyücünün yeniden orta dünyaya gelmesi ile yüzük arayışı başlar. Nitekim yüzük de büyük bir şans eseri, yüzüğün bile en ummadığı bir ırk tarafından bulunmuştur.. Hobbitler... Ve hikayemiz de böyle başlar... Devamı için kitabı okumanız şiddetle tavsiye edilir.
Ancak küçük bir tavsiye, okumak için kesinlikle 3 kitaplık tek cilt özel basımı değil 3 kitap ayrı ayrı basılmış halini tercih edin. Çünkü:
1. Kitap çok ağır, kitabı okumak için taşırken bileğim çok ağrıdı
2. Kitap çok ağır ve çantamın sapını koparttı, ek masraf:)
3. 2000 küsür sayfayı 1000e indirmek için puntolar 6 ya da 7'ye düşürülmüş. Okurken kör olmaktan korktum
4. kalın kapak kısmı bez değildi, çok kalitesiz bir kartondu, 2-3 sefer açıp kapanınca kitap aşındı :(

Not: Kitap biter bitmez 3 filmi yeniden izledim:) Bir kaç yıl sonra kitapları yeniden okumayı düşünüyorum :)
520 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Bir ‘Yüzüklerin Efendisi’ güzellemesi daha okumak istemeyenler için peşin uyarı! Bu inceleme, kitapçıda kitap bakarken alt raflardan düşürdüğü kitabın Tolkien’e ait kitaplardan biri olduğunu görünce, üç kere öpüp, alnına koyduktan sonra üst raflara koyan biri tarafından yazılmaktadır!


Tolkien'in "Topraktaki bir oyukta bir hobbit yaşardı..” diyerek başladığı ‘Hobbit’ adlı bir masal kitabında yarattığı dünyanın daha da büyüyüp, serpilmesini okuduğumuz Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin ilk kitabı olan Yüzük Kardeşliği’nde, ‘Hobbit’ macerasında Bilbo’nun bulduğu yüzüğün sıradan bir yüzük olmadığı ve hepsine hükmedecek, diğer tüm yüzükleri bulup, karanlıkta birbirine bağlayacak tek yüzük olduğunun anlaşılması akabinde, Yüzük’ün Hüküm Dağında yok edilmesi kararı sonrası yola çıkan 9 kişinin destansı yolculuğunun ilk ayağı anlatılıyor. Tolkien’in muhteşem tasvirleri ile kâh Shire’in yeşilliklerinden çıkıp Yaşlı Orman’a dalıyoruz, kâh Elrond’un Divanı sonrası Kardeşliğe 10. kişi olarak katılıp Moria Madenleri’nin kasvetinde boğulup, Lothlörien’in güzelliğiyle büyüleniyoruz.

Eğer birazcık dâhi hayal gücüne sahipseniz Tolkien’in yarattığı ikincil dünyanın derinliğinin ve anlatımının sizi içine çekmemesinin çok da imkanı bulunmuyor. Ortaya konan Dünya, mekan tasvirleri, ırklar ve gelenekleri, tarihleri, edebiyatları, masalları, şarkıları, mitolojileri ve hatta dilleri. Hayal gücünün nirvanasına ulaşmış bir insan olmasının yanında muhteşem ötesi bir dilbilimci de olan Tolkien’in yarattığı dünyaya yedirdiği 5 farklı dil (İki farklı Elf, Mordor’un Kara Lisanı, Cüce ve Ent dilleri) bulunuyor. Bu arada gidip Elfçe öğrenebilirsiniz. Kurslar mevcut. Ne işime yarar derseniz de CV’nizde hoş bir detay olabilir.

Ortamlarda en sık karşılaşılan geyiklerden biri de (eserlerin ortaya çıktığı vakitlerde de sıkça tartışma konusu olmuştur) Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’nde dönem alegorisi kullandığıdır. Bunu söyleyen kişinin Tolkien hakkında bilgisi olmadığı ve kitapları okumadığı yüksek bir ihtimaldir. Tolkien alegoriden nefret eder. Hatta yakın arkadaşı C.S. Lewis ile bozuşmalarının en önemli sebebinin alegorik anlatım yüzünden olduğu biliniyor. Bu geyiği ortaya atan arkadaşınızı ense kökünden tutmak suretiyle “Sauron’un Hitler ile bir alakası yok” diyerek silkeleyip kendine getirmeniz tavsiye edilir.

Meşhur “Dünya ikiye bölünmüştür, denir Tolkien'ın yapıtı söz konusu olduğunda: Yüzüklerin Efendisi'ni okumuş olanlar ve okuyacak olanlar,” cümlesi ise filmleri ile birlikte değişmiştir bence. Üçe bölünüyor artık: Okuduğunu söyleyenler. Öyle ki Tolkien’in memleketi İngiltere’de yapılan bir ankete katılan ve kitapları okuduğunu söyleyenlerin neredeyse yarısının kitapları okumadığı, sadece filmleri izlediği ortaya çıkmış. Bu yalancıları Tom Bombadil hakkında birkaç soru ile bertaraf edebilir ve yalanlarını su yüzüne çıkarabilirsiniz. Denendi, çalışıyor.

Bir diğer tartışma konusu ise fantastik edebiyat karşılaştırmaları. Yüzüklerin Efendisi, Tolkien külliyatında oldukça kısa bir süreye ve yaratılan evrendeki diğer olaylar göz önüne alındığında oldukça basit ve önemsiz bir olaya denk gelmektedir. Bu seriyi okuduğunuzda aklınıza takılan, çelişkili bulduğunuz ya da arkaplanını merak ettiğiniz bir olay veya cümleyi Tolkien’in külliyatında yani diğer kitaplarda bulmanız çok yüksek ihtimaldir. Tolkien’i muhteşem yapan en büyük etmenlerden biridir bu. Çelişkilere yer yoktur. Kafanıza takılan bir sorunun cevabını adeta bir tarih kitabı ya da ansiklopedi okur gibi bulduğunuz an, hayal gücü ve üretkenlikle bu eserleri ortaya çıkaran adama hayran kalmamak elde değildir. Özellikle 21. yüzyılda ‘Harry Potter’ ve ‘Buz ve Ateşin Şarkısı’ gibi kitaplarından ve edebi yönlerinden ziyade film ve dizi ile popüler olmuş serilerle karşılaştırmak ayıptır, günahtır. Her iki seriyi çok sevsem bile birinci bellidir. İkinci de ‘Zaman Çarkı’ serisidir. Onu da araya sıkıştırayım.

Artık üçe ayrılan dünyanın ilk grubuna herkesin dahil olması dileğiyle, iyi okumalar.
1015 syf.
·24 günde
——————————————————
ELEKTRONİK KİTAP DİZİSİ - 9
——————————————————

"Yüzüklerin Efendisi'ni yazmaya başladığım zaman, ne yüzüğün ne olduğunu ne de Sauron'un kim olduğunu bilmiyordum," demiş Tolkien Baba* bir arkadaşına.

1937 yılında Hobbit adlı bir hikâye ile birdenbire yıldızı parlar Tolkien Baba'nın. Hobbit, öylesine büyük bir ilgi ve yüksek bir alaka ile tüm dünyada adını duyurunca (ancak bize altmış iki yıl sonra 1996 yılında sadası ulaşır) yayıncılar Tolkien Baba'dan bu masalın devamını isterler. Prof. Tolkien, kendi mitolojik evreni ile ilgilenmek ister. Tabiri caizse Hobbit ona göre tek gecelik ilişki gibidir. Onun esas sevdası, sevgilisi, yaratmak için sancılarla kıvrandığı mitolojisidir: Silmarillion. (Detaylı açıklama, Silmarillion'u okuduktan sonra incelemesinde yapılacaktır.)

Fakat Tolkien Baba, yapılan baskılara çok daha fazla direnemez. Hayatı boyunca tamamlayabildiği iki eseri vardır. Biri Hobbit ve diğeri de Yüzüklerin Efendisi'dir. Geriye kalan diğer bütün eserleri Tolkien Oğul bir araya getirmiştir. Ama konumuz bu değil. Tolkien Baba, Hobbit adlı öykünün devamını yazmaya karar verir en sonunda. Ama gönülsüz olduğundan mıdır, daha önce bunu düşünmediğinden midir, nedendir bilinmez Tolkien Baba bir türlü başlayamaz esere. Karakterler yazar, çizer, bozar, tekrardan yapar. Hikayenin kahramanına dahi karar veremez. Hikaye'ye Bilbo ile mi devam etmeli, yoksa Bilbo'nun bir oğlu mu olmalı veya Bilbo'nun bir akrabası mı, belki de kendisinin bir varisi olmalı. Hikayeleri yazar olmaz, karakterleri sürekli değiştirir. Çünkü olmaz hiçbiri. Çünkü Tolkien Baba ince eleyip sık dokuyan cinsindendir. Bir ara yok bu iş olmazlanırsa da tekrar devam eder. Karakterler oluşturulup hikayeye başladıktan sonra dahi Tolkien Baba dönüp dönüp değişiklikler yapar. Hem karakterlerde hem de hikayelerde. Kitabı bitirdiğinde ise değiştirilen, atılan, yeniden yazılan yüzlerce müsvedde vardır etrafında ve onlarca yan hikayecikler...

Ve evet. En baştaki cümleyi yanlış okumadınız. Tolkien Baba bu esere başladığında esere adını veren Hüküm Yüzüğü'nü ve onu döven Karanlıklar Efendisi'ni bilmiyordu. Yani bilse de bu son şekli ile değildi. Çünkü diğer bütün karakterler gibi yüzük ve Sauron dahi onlarca kez değişiklik yaşadı. Neyse ki Tolkien Baba, yapmış olduğu onlarca ve yüzlerce değişiklikten sonra bu bilinen son halinde karar kıldı. Ve nihayet kitap yayınlandı.

Yüzüklerin Efendisi yayınlanınca resmen dünya ikiye ayrılmış oldu. Tolkien Baba'ya hayran olanlar ve ona karşı cephe alanlar. Hayran olanlara gelmeden önce cephe alanların neden cephe aldığına değinelim hemen.

Tolkien Baba'ya cephe alanların başında şüphesiz edebiyat faşistleri yer alıyordu. Tolkien Baba'yı edebiyatı tahrif etmek/bozmak ile suçluyorlardı. Çünkü onlara göre bunlar masaldı ve ancak masal olarak kalmalıydı. Bunlar yazınsal edebiyata/romana dahil edilmemeliydi. Çünkü fantastik ögeler ilk Tolkien Baba'da vücut bulur. Ondan öncesinde fantastik edebiyat yoktur. Olsa dahi hiçbiri bu denli köklü, bu denli farklı ve bu denli çarpıcı olmamıştır.

Hayran olanların hayranlığına gelecek olursak;
— Yeni bir evren
— Yeni ırklar
— Yeni coğrafyalar
— Yeni diller
— Akıcılık
— Sürükleyicilik
— Çizim yeteneği
— Şiirsel yetkinlik (yani daha ne diyelim ki Tolkien Baba için)
Bütün bunlara sahip olan bir adama ve onun eserine hayran kalmamak elde mi? Ancak bağnaz düşüncelere sahip olanlar bunları hoş karşılamaz ve hayran olmaz. Hikayenin bu denli köklü ve derin olması da cabası...

Birçoğumuz bu efsanevi kitap serisini okumamış olsak dahi filmlerini izlemişizdir. Fakat her uyarlama film gibi bu muhteşem ötesi film serisi bile ne yazık ki kitabın yanına yaklaşabilecek olsa da ona asla ulaşamaz. Filmler her ne kadar büyük ölçüde kitaplara sadık kalınarak yapılmış olsa da kitaplardan farklı olan, kitapta olmayan veya kitaptaki şeklinden çarpıtılarak uyarlanan yerler var. Ama bunlara burada değinmeyeceğim. Onları her kitabı ayrı okuduğum zaman inceleme yaptığımda aktaracağım.

Bununla birlikte, ben kitabı e-kitap olarak okudum. Fakat basılı olarak okuyanlar (Tek cilt özel basım kitabın) yazı puntolarının çok küçük ve gözü yoracak cinsten olduğunu söylüyorlar. Yani basılı materyal olarak okuyacaksanız ayrı ayrı kitapları alıp okumanız tavsiye edilir.

Bunların dışında, sanırım söylenecek pek bir şey kalmadı. Kitabı övmeye gerek yok. O kendisini övüyor zaten. Olayları anlatmaya gerek yok. Herkes (çoğunlukla) biliyor. O vakit burada cümlelerime son noktayı koyuyorum.

Ek; Okumadığınızda bir şey kaybedecek misiniz? Kesinlikle hayır. Çünkü çok şey kaybedeceksiniz.

Son soru: Acaba neden bu eseri okuyanlar, buradaki evren kötülüklerle dolu olmasına rağmen onu bizim yaşadığımız dünyaya tercih etmektedir? Cevabı sizden...

* Tolkien Baba tabirini, J. R. R. Tolkien'in hem fantastik edebiyatın atası sayıldığı hem de kendisinden sonra oğlu Christopher Tolkien notları düzenlediği (karışmasınlar diye) için J. R. R. Tolkien'e Tolkien Baba ve Christopher Tolkien'e de Tolkien Oğul diyorum.
510 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
J.R.R. Tolkien ile ilk tanışmam Silmarillion ile olmuştu. Bilmiyorum, şuanda kim kime neyi nasıl okuması gerektiği konusunda ne diyordur; ancak zamanında bu konu hakkında çok çok uzun araştırmalar yaptıydım. Bir çok insan evreni iyi tanımam için sırasıyla: Silmarillion, Hurin'in Çocukları, Hobbit ve Yüzük üçlemesini okumamı tavsiye ettiydi. Bende büyük bi hata yapıp Silmarillion ile başladım Tolkien okumaya... İlk 150 sayfayı okudum ve sonuç ? Sadece ve sadece Arda diye bi herifin olduğunu öğrenebildim. Meğersem Arda da bu evrenin tanrısıymış... Wow!... Kitabın ilk kısmının özetini okuduğum sırada bu yazıyı görünce kendimi hızlı okuma kursuna gitmiş Woody Allen gibi hissettim : Olaylar Orta dünyada geçiyordu... 150.sayfada artık daha fazla dayanamayıp fırlattım kenara. O zamanlar 1000 Kitap'a yeni katılmıştım. Silmarillion'u aratıp başladım incelemeleri okumaya... Bilinçli olarak yapmadım, biliçli olarak yapsam da bu kadar denk getiremezdim büyük ihtimal: Silmarillion incelemesi yapan iki kişiye mesaj yolladım; Acaba benim mi kafa basmıyor ? Yoksa Silmarillion kötü bir tercih mi ? Bana sorarsanız ikisinede evet derim; ancak ikincisine 5 kat daha fazla evet derim . Her neyse konuyu yine çok dağıttım. Mesaj attığım kişiler Mithril / Nobody/Duvar/ ve https://1000kitap.com/mithrandi21/Duvar/ idi. Sağolsunlar kendileri bu sitede hem ilk dostluk kurduğum insanlar hem de dolaylı yoldan bana bu evreni sevmemi sağlayan insanlar. Bir konuda işin ilmini bilen birisi gördüğüm zaman çok fazla soru sorarım dostlar; huyum bu, kendimi değiştiremiyorum(Yine konudan çok sapıyorum). Neyse sormam gereken konuları ikiye böldüm ve başladım Ceren Abla ve Uğur Abime sormaya :D Ya siz ne kadar iyi insanlarsınız ! Total de kaç soru sorduğumu bilmiyorum ama sonuç olarak atıldım Hobbit ile bu güzel evrene... Hobbit ile başladım, Yüzüklerin Efendisi üçlemesi, sonrasında ise kafama göre. Henüz daha bu evrene atılmamışsanız sizin de bu sıra ile okumanızı tavsiye ederim. Tanışma faslımızı halletiğimize göre, artık başlayabilirim incelemeye...(Evet daha yeni başlıyor)

************************************************************************************************

HİKAYE:
Spoiler içermez(sanırım)

Bilbo Baggins, 13 cüceyle yaptığı ''Beklenmedik Yolculuk'' sırasında kafilemiz Goblinlere tutsak düşüyor. Bilbo arada sıvışıp kaçarken Gollum' un takıldığı mekana düşüyor. Düştüğünde Gollum'un yüzüğü düşürdüğünü görüyor ve yüzüğü alıp cebine atıyor. Bilbo'nun yüzükle tanışması bu şekilde oluyor...

Bilbo Baggins' in cücelerle yaptığı yolculuğun üzeründen 60 yıl geçmiştir. Artık yaşlanmış ve yüzüğün etkisi altında kalmaya başlamıştır. Karanlığın Efendisi Sauron, yüzüğün bulunduğunu öğrenince, yüzüğü kendisine getirmesi için Kara süvarileri, bizimkilerin oraya yollamıştır. Olaylardan haberi olan yakışıklı-havalı- ihtiyar Gandalf, yüzüğün yalnızca Hüküm Dağında yok olabileceğini söyler. Bilbo'dan yüzüğü, varisi Frodo alır ve böylece maceramız başlar...

************************************************************************************************
Yüzüklerin Efendisi ilk başlarda benim açımdan okunması zor bir kitaptı. Bir çoğumuz Y.E. nin ilk önce filmini izlemiş ve sonradan kitabına merak sarmışızdır. Filmde o kadar alışmışız ki her anın bi ekşın ile geçmesine ; kitapta direk bi ekşın göremeyince ilk başlarda biraz sıkıldım doğrusu(Sadece ilk başlarda ekşın yok ve sadece ilk başlarda sıkıldım). Ne zaman ki Moria' ya geldik işte o zaman kitap benim için efsaneleşmeye başladı.

Tolkien favori yazarım değil yada Y.E. favori kitabım değil; ancak hayal gücüne en çok güvendiğim adam Tolkien : Bu kadar büyük bi evren tasarlayıp, güzel bir hikaye oluşturup, binlerce karakter üretip, türlerin kendine has lisanlarının olması ve bunların hepsinin birbiriyle tutarlı olabilecek bir fantastik kitap yazmak her baba yiğidin harcı değildir. Bu yüzden yaptığı iş diğer tüm yazarların yaptığına göre çok çok daha zor(bana göre) ve zoru başardığı için bu başarıya ulaşmıştır...

************************************************************************************************
Sevdiğim Alıntılar:

''Yaşayanların birçoğu ölümü hak ediyor. Ve ölenlerin bir kısmı da yaşamayı hak ediyor. Yaşamı onlara verebilir misin ? O halde öyle hak, hukuk adına ölüm buyurmakta çok acele etme. Çünkü en bilge olanlar bile her şeyin sonunu göremez.''

En mahir örümcek bile zayıf bir ip bırakır.

"Sakalınla, makalınla kelleni uçururdum Cüce Efendi, eğer yerden biraz daha yüksekte olsaydı," dedi Éomer.
"O tek başına değil," dedi Legolas gözden hızlı hareket eden ellerle yayına bir ok yerleştirip gererek. "Eliniz daha inemeden düşer kalırsınız."

Önce ben içeyim Bay Frodo,"dedi.
"Tamam, ama ikimize yetecek kadar yer var."
"Ben onu kastetmedim," dedi Sam. "Ben şöyle düşümdüm: Eğer zehirliyse veya kötü etkisini hemen gösterecek bir şey varsa, işte o zaman bana olması sana olmasından iyidir beyim, bilmem anlatabildim mi."

Dünya, savaşlar olmadan da yeterince acılara ve talihsizliklere sahip.

************************************************************************************************
BONUS:

Uyanın, uyanın, Théoden'in Süvarileri!
Kötülükler kapımızda: Ateş ve katliam!
Mızrak savrulacak, kalkan parçalanacak,
Kılıç günü geldi, kızıl gün geldi daha günes doğmadan!
Sürün atlarınızı, sürün! Haydi Gondor'a!

https://www.youtube.com/watch?v=MCX3ZLyTLgA

Vaktiniz olursa Yüzüklerin Efendisi'nin oyununa da bakmanızı tavsiye ederim :D

Etkinlik sayesinde kitapları daha erken okumamı sağlayan NigRa/Duvar/ ile Ebru Ince/Duvar/' ye teşekkürü bir borç bilirim.

Saygı ve Selametle




DİPNOT: Silmarillion' u okumak için sabırsızlanıyorum!
412 syf.
·124 günde·Beğendi·10/10
Merhabalar. Birazdan Yüzüklerin Efendisi serisinin okumuş olduğum 2. kitabını -İki Kule'yi- inceleyeceğim. Ama ondan önce söylemek istediğim birkaç şey var. Hepimiz biliyoruz ki 2001 yılının Aralık ayından bu tarihe kadar dünyanın en çok izlenen ve hasılat yapılan, 17 farklı dalda oscar ödülü olan film serisinin uyarlandığı kitaplar bunlar. Bazı kısımlar filmde daha güzel ele alınırken - savaş sahneleri, karşılıklı diologlar vs.- bazı kısımlar ise kitapta çok iyi anlatılmış. - kitabın temelini oluşturan ırkların özellikleri, birçok ayrıntı gibi - Lakin taktir edersiniz ki bir kitabın verdiği haz ile filmin verdiği tat bir olamaz. Kitabı okurken hayal gücü devreye girerken , filmi sadece, herhangi bir zihin sörfü yapmadan izleyebiliyorsunuz. Bu yüzden filmi izlemek daha güzel gibi zannedilse da asıl güzel olan tüm bu olayların sizin hayal gücünüze göre şekillenmesidir. Velhasıl kelam buradan Yüzük serisinin hayran kitlesine sesleniyorum kesinlikle kitabı okuyun okumamazlık etmeyin zira Yüzüklerin Efendisi serisi bize sadece fantastik bir şeyler anlatmakta kalmıyor bizi Orta Dünya'nın içine alıyor; Birçok dil, ırk, lehçe, kültür ile tanıştırıyor. Ve ne kadar kurgusal birtakım şeyler olsa da genel kültürüm geniştir diyen birinin bunlardan haberdar olmaması ihtimalsiz. ORTA DÜNYA NEDİR? Hobbitinden tut Entine kadar çeşit çeşit ırka yaşam kaynaklığı yapan, J. R. R. Tolkien'in kurguladığı hayali bir kıtadır.

Evet konumuza dönebiliriz. Kitabımızın adı İki Kule.

"Kimde Mordor ile Isengard'ın ordularına karşı koyacak güç var? Sauron ile Saruman'a, iki kulenin birleşmesinin kudretine kim dayanır?" İşte İki Kule ismi buradan geliyor.
Sauron ve Barad-dûr ile Saruman ve Orthanc.

İki Kule'de olaylar çok güzel oluşturulmuş, olay örgüsüne hayran kaldım. Yüzük Kardeşliğindeki birlikteliğin aksine ki zaten öyle olmak zorunda zira kardeşlik bozulunca herkes bir tarafa savruldu; Gandalf, yüzyıllar öncesinde yaşayan tamahkar cücelerin uyandırdığı gölge ile aleve yani Balrog'a karşı 'YOU SHALL NOT PASS' gibi efsane sözlerle karşı koyarken kadim dünyanın pis iblisi ile birlikte bir çukura düştü. Boromir, Merry ve Pippin'i kollarken hain bir ork tarafından öldürüldü. Ve Merry ve Pippin kaçırıldı. Aragorn, Gimli, Legolas sonradan bu iki bucukluğu aramak üzere yola koyuldu. Onun öncesinde ise Sam ile Frodo nehir kıyısında gruptan ayrılan diğer isimlerdi.
#38689741 Yani bu kitapta kardeşlik namına pek bir şey kalmadı kimsenin kimseden haberi yoktu hatta birbirini öldü zannediyorlardı.

Nereden başlayacağımı bilemedim o yüzden kitabın sıralayışına göre yapacağım bölümlere yorumlarımı.

Kitabın girişinde, Gondor'un 26. Vekilharcı Denethor'un oğlu Boromir malesef aramızdan ayrılıyor. Ölümünden dakikalar önce Frodo, Yüzük'ün akibetini düşünmek üzere gruptan ayrıldığı sırada arkasından gidip Yüzük'ü ona vermesi için birtakım şeyler söylüyor ki en başından beri aklı fikri Yüzükte olan biriydi Boromir. #38687892 Bu sayede, Yüzük'ün kendisi dönek olduğu gibi etkisi altına aldığı insanları da döndüren bir güce sahip olduğunu anlamıştık. Boromir, kaçan Frodo'nun arkasından yaptığına karşı derin bir hüzün duyarken kaldıkları nehir dibini orklar basıyor ve Boromir orada Merry ve Pippin'i korumak üzere kahramanca can veriyor. Öldükten sonra o hengamede Gimli, Legolas, Aragorn üçlüsünün, Boromir'i orada bir başına, orklara yem olarak bırakmayıp bir kayığa bağlayarak akıp giden Rauros şelalesinin bağrına bırakmaları beni derinden etkiledi ve üçlünün bu hareketi ayakta alkışlanacak türdendi.
Aragorn:

"Ey Boromir!
Yüksek surlardan bakıyorum
batıya, uzaklara,
Ama kimsenin yaşamadığı
boş topraklardan
çıkıp gelmiyorsun bu yana."


Legolas:

"Nerede Dürüst Boromir?
Geciktikçe keder basıyor insana."
"Sorma bana nerede diye
Ey Boromir!
ağlaşan martılarla
çıkıp gelmiyorsun bu yana."

Şeklinde ağıt bile yaktılar. :(( Lakin Legolas'ın "keder basıyor insana" dizesini söylemesini garipsemedim değil çünkü o bir elf. :))

Bu olayların sonucunda üçlünün önünde 2 seçenek koyuldu.

+ Ya Merry ile Pippin'i kaçıran orkları izlemek.

+ Ya da Sam ile Frodo'nun izini sürmek.

Lakin Aragorn'un kararı birinci seçenekten yanaydı çünkü Yüzük ve Yüzük Taşıyıcısının kaderi artık onun ellerinde değildi. O böyle düşünüyordu.

Merry ve Pippin'i kaçıran orklar , onlardan birinin değerli bir şey taşıdığını - Tek Yüzükten bahsediyorum ama Yüzük Frodo ile birlikte gitti - düşündüğünden onları canlı olarak Saruman'a doğru götürüyorlardı. Lakin karşılaştıkları Uruk hai'lar ile aralarında çıkan tartışmalar vs. onları yavaşlattı ve dinlenmek için durdukları bir akşam Eomer'in önderliğindeki Rohan Süvarileri tarafından baskına uğradılar o sırada Merry ve Pippin karışıklıktan faydalanarak Fargorn Ormanı'na doğru kaçtı. Ve orada ormandaki ağaçlara bekçilik etmesi için yaratılan Entlerin başı Agaçsakal ile karşılaştılar. Ağaçsakal entlerin en yaşlısı, güneşin altında Orta Dünya' da yaşayan en yaşlı canlıdır. #39303824 Ağaçsakal onları ilk başta ork sansa da sonradan Shire'ın Hobbitlerinden olduklarına ikna oldu ve onları öldürmedi, onlara karın tokluğu için Ent suyu içirdi ve Merry ile Pippin sonraki hayatlarına Shire'ın en uzun Hobbitleri olarak devam etti. Çünkü Ent suyunda canlıların boyunu uzatan bir sihir vardı. Entler uyanarak gerçeğin farkına vardıklarından Saruman'a düşmanlık besliyorlardı ve bu hareketlerinde haklıydılar çünkü İsengard'ın önünde uzanan Forgorn Ormanına ait ağaçları yakıp biçen biriydi. Entler de artık savaşa gitmeye karar verdi. Isengarda doğru yol aldılar Merry ile Pippin ile birlikte. #39047734
#39047974

Entlerin Isengard'a doğru savaşa gitmesi o sırada gerçekleşmiş Miğferdibi kuşatması bakımından çok güzel hamle olmuştu çünkü her şey su altında kalınca, etraftaki her iğrenç yaratık öldü ve Ortanc kulesinde mahsur kalan Saruman'ın asası ve taşıdığı küre dışında pek bir vasfı kalmadı. Miğferdibi kuşatması demişken Aragorn, Gimli ve Legolas ; iki küçük hobbitin izini sürerken süvariyle birlikte orkları yok edip dönen Eomer'e karşılaşıp arkadaşlarının da öldüğü fikrine kapıldılar çünkü Eomer kimseyi sağ komadık leşleri yığıp bir güzel yaktık diyince daha elem dolu bir halde Eomer'in ayrılırken onlara verdiği Külteri ve Tiz atlarıyla dumanı tüten ork leşlerine doğru sürdüler.
#38768667
#38834652

Fakat orada Hobbitlerle ilgili bir şeye ratlayamadılar fakat bir adamla karşılaştılar ve yaşlı ak adam Yüzük Kardeşliğinde Balrog ile çukura düşen Gandalf'tan başkası değildi.
#38836904
Gandalf onlara Merry ve Pippin Entler ile birlikte olduğunu söyleyip, Rohandaki savaşa, doğru gitmelerini Rohan'ın kralı Theoden'in işleri rast gitmediğini söylüyor ve Edoras'a doğru yola düşüyorlar. Üçlü Gandalf'a düştüğü zamandan birşeyler sorunca ;

"Uzun süre düştüm," dedi sonunda yavaş yavaş, sanki geçmişi güçlükle hatırlayabiliyormuş gibi. "Uzun süre düştüm, o da benimle düştü. Ateşi etrafımdaydı. Yarımıştım. Sonra derin bir suya daldık, her yer karanlıktı. Ölümün gelgiti kadar soğuktu. Neredeyse yüreğimi dondurdu. Yine de, bir dibi var, ışığın ve bilginin ötesinde," dedi Gandalf. Sonunda oraya vardım, taşın en uç kaynağına. O hala benimleydi. Ateşi sönmüştü ama artık balçık gibi bir şey, insanı boğarak öldüren yılanlardan daha güçlü bir şey olmuştu. Zamanın hesabının tutulmadığı yerde, yaşayan toprağın çok altında dövüştük. Durmadan kenetlendi bana ve durmadan biçtim onu, sonunda karanlık, tünellere kaçıncaya kadar. O tüneller Durin'in halkı tarafından yaratılmamışlardı. Cücelerin en derin mağaralarının çok çok altında, dünya isimsiz şeyler tarafından kemirilir. Ben orada yürüdüm ama günün ışığını karartmak için onların haberlerini verecek değilim. O çaresizlik anında düşmanım tek çarem idi, onu izledim, peşini bırakmadım. Böylece beni Khazaddûm'un gizli yollarına getirdi: hepsini çok iyi biliyordu. Durmadan yukarıya çıktık, ta ki Sonsuz Merdiven'e varıncaya kadar. Binlerce kesintisiz sarmal basamakla, sonunda Gümüşçatal'ın zirvesi olan canlı Zirakzigil kayasından oyulmuş Durin Kulesi'ne çıkıncaya kadar, en alttaki
zindandan en yüksekteki uca kadar gidiyor. Orada, Celebdil'de yalnız bir pencere vardı karlar içinde; tam önünde de dar bir aralık, dünyanın pusları üzerinde baş döndüren bir kartal yuvası vardı. Güneş burada şiddetle parlıyordu ama altındaki her şey buluta sarınmıştı. Buradan dışarı fırladı ve ben tam arkasından giderken yepyeni bir alevle parladı. Görecek kimse yoktu ama belki de sonraki asırlarda Zirve Savaşı'nın şarkıları söylenir. Gandalf aniden güldü. "Ama şarkıda ne diyecekler? Uzaktan bakanlar dağın tepesini bir fırtına aldı zannetmişlerdir. Gökgürültüsünü duymuşlar ve Celebdil'e yıldırım düştü de ateşten bir sürü dile bölünerek geri sıçradı demişlerdir. Bu yetmez mi? Etrafımızda koca bir duman yükseldi, buhar. Buz, yağmur gibi düşüyordu. Düşmanımı aşağıya attım; bu yüksek yerden düşerken dağın bir yanına çarptı ve ölürken düştüğü yeri de parçaladı. Sonra beni karanlık aldı; düşünceden ve zamandan ayrıldım ve anlatmayacağım uzak yollarda dolandım .Çıplak olarak yollandım geriye kısa bir süre için, görevim tamamlanıncaya kadar. Ve dağın tepesinde çıplak olarak yattım. Arkadaki kule un ufak oldu, pencere de yok olmuştu; harap olan merdiven yarımış ve kırılmış taşlarla boğuldu. Tek başımaydım, unutulmuştum dünyanın sert boynuzu üzerinde, kaçacak bir yerim olmaksızın yatıyordum. Orada, yıldızlar üzerimden dönüp geçerken yukarı bakarak yattım; her günüm yeryüzündeki bir ömüre denkti. Kulaklanma yavaş yavaş bütün toprakların bir araya toplanmış cılız söylentileri geldi; Filiz verenlerle ölenler; şarkı ile ağıt ve haddinden fazla yüklenmiş taşın bitmek tükenmek bilmeyen yavaş homurtusu. Sonunda Yelhükümdarı Gevaihir tekrar buldu beni; alıp götürdü." şeklinde başından geçenleri anlattıktan sonra Aragorn; Külteri , Legolas; Tiz ve Gandalf ile Gimli ise Gölgeyele ile yola koyuldular.

Gölgeyele, Yılkının başı, atların efendisidir, At Beyi Rohan Kralı Theoden bile daha iyisini görmemiştir. Theoden'in Konağına geldiklerinde Gandalf, Saruman'ın ajanı Grima Soluncanfil'in Kral Theoden'i etkisi altına aldığını görünce pek şaşırmamış Grima'nım icabına bakıp Theoden'i saran o kötü tılsımdan azad ettikten sonra öyle şöyle bir şeyler olunca Miğferdibi'ne doğru gidip kuşatmayı başlatmış bulundular.
Theoden, yıllardır onu var duygularını sömüren Grima'yı öldürmek yerine gitmesine izin vermişti. Miğferdibi Kuşatması; diğer olaylara göre daha soluk bir şekilde anlatılmış, betimlemenin kralı olan Tolkien'in mesela entler olsun veya ilk kitapta elf diyarında geçenler olsun verdiği fazla ayrıntıdan dolayı biraz sıkılmıştım şimdi de bu kısım benim okuduğum versiyona göre sadece 52 sayfa sürmesine çok şaşırdım çünkü filmde ise yaklaşık bir saate yakındı. Belki de filminde asıl sahneler olarak gösterilen bu savaş kısımları Tolkien'in pek ilgi gösterdiği, önem verdiği durumlar değildi. Neyse devam edelim.

Kitapta, filmdeki gibi gelen giden yok yani o muhteşem fon müziği nizami bir asillik abidesi elf taburu gelmiyor, doğal olarak Haldir'de Miğferdibi'nde ölmüyor. Zaten kaç asırlık kaptan gül gibi Haldir'in bu şekilde ölmesi saçma olurdu. Bu arada hep merak ettiğim bir konu hakkında araştırma yapma vaktim oldu ve sonunda kendime cevap buldum. Elflerin biyolojik olarak ölümsüz olduğunu, onları öldürecek tek şeyin ise savaş var keder olduğunu öğrendim. Ne kadar da zarifler Allah'ım, kederden ölebiliyorlar. :( Savasta 300 Rohanlı 1000 Uruk- hai'ye karşı mücadele ediyor. Uruk hai (ork- goblin kırması) ırka verilen ad. Silmarillion'da Melkor elfleri kaçırıp kaçırıp, işkence ile orklara dönüştürüyormuş. Ama ben bir türlü anlayamıyorum, bu kadar zarif, asil, güzel varlıklar nasıl olur da bu biçim yabani yaratıklara dönüşebiliyorlar? Yine orklar kadar kötü, tehlikeli olan goblinler ise tekrardan orklar ile birlikte tüm iyi ırkların düşmanı bir ırk. Kötücül ruhlar var zararlı yaratıklar olarak geçiyor sözcüklerde. İşte bu meret iki ırkın melezlemesi sonucu olarak oluşmuş bu Uruk- Hai'lar. Bu ırk Saruman tarafından tekrar tekrar tekrarlanarak oluştu, Saruman kendine ait melez ırkı oldu. Orklara göre zırhları daha kalın, kalkanları daha geniş ve güneşe karşı daha dayanıklılar. Yani orclar gibi ışıktan çekinmezler.Ve söylenenlere göre LOTR serisinde Türkleri temsil eden ırkmış. Turkey ( turkay) diye Uruk Hai (urukhay) diye okunup; serisinin en agresif, yabani, ırkının birde üzerine egoları eklenince Türkler temsili demişler. Bu son bilgi ile Uruk abilerimizi rahat bırakalım.

1000'e 300 savaşı kaybetmek üzere olan Rohanlıların imdadına Gandalf ile ErkenBrand ve askerleri 1000 kişilik ordusuyla geliyor ve Uruk- hai 'lar püskürtülüyor. Bu arada filmde Batı Ağıl Muhafızı ErkenBrand yerine Eomer geliyor ve iyi ki o gelmiş yoksa o "Rohirrim" diyişindeki güzelliği nerde görür, duyardık daha. Miğferdibi Kuşatması , bitikten sonra Entlerin hallettiği İsengard'a yollanan Aragorn, Gandalf, Gimli, Legolas, Theoden ve adamları yolda kendi aralarında güzel bir şölen veren Merry ile Pippin ile karşılaştılar. İki tarafta karşılaşmalarına çok sevinmiş şekilde Hobbitleri de önlerine atarak Saruman'ın kulesi Orthanc'a doğru yol aldılar. Orthanc'ın önünde Gandalf, Saruman'a seslenip Grima'nın ortaya çıktığını görünce sinirlenmişti, Theoden ise şaşırmıştı hatta "Ben bu sesi tanıyorum ve tanıdığım güne lanet olsun." gibi birşeyler söylemişti. Daha dün sağ koluyken kralın arkasında Rohan'ı asıl yöneten oyken şimdi lanetlerin üzerine gönderildiği biri olmak Grima'yı üzmüş olmalı :(Bir süre sonra ne kadar kötü de olsa benim en sevdiğim karakter Saruman geldi, rahatsız edilmesinin sebebini sorup Theoden'e dostluk çağrısı yapmıştı. Saruman'ın "Ben diyorum ki Theoden Kral, barış yapıp dost olalım mı, sen ve ben? " sorusuna Theoden'in "We shall have peace" ile başlayan cevabını yılın kapağı seçtiğimi belirtmek isterim.

"Barış yapacağız, dedi Theoden sonunda boğuk bir sesle, kendini zorlayarak. "Evet, barış yapacağız," dedi bu kez berrak bir sesle, "barış yapacağız, sen ve senin bütün yaptıkların ve bizi teslim etmeye çalıştığın karanlık efendinin bütün yaptıkları yok olduktan sonra. Sen bir yalancısın Saruman ve insanların yüreklerini çürüten birisin. Bana elini uzatıyorsun ama ben yalnızca Mordor'un pençesinin bir parmağını görüyorum. Kıyıcı ve soğuk! Senin benimle yaptığın cenk hakça olsaydı bile ki değildi, çünkü on kere daha akıllı olsaydın bile beni ve benim olanı kendi çıkarın için dilediğin biçimde yönetmeye hiç hakkın yok öyle olsaydı bile Batıağılı'ndaki meşalelere ve orada ölmüş yatan çocuklara ne demeli?PENCERENE KURULAN BİR DARAĞACINDAN SALLANIP DA KARGALARIN EĞLENCESİ OLDUĞUN ZAMAN, SENİNLE VE ORTANC İLE BARIŞ YAPACAĞIM."

https://youtu.be/haRu8ujpsp4

Daha sonra Saruman'ın ona gerçek yüzünü söyleyenlere karşı bir takım hakaretlerini geçtikten sonra Gandalf,
"İyi bak, ben senin arkadan vurduğun Boz Gandalf değilim. Ben, ölümden geri dönen Ak Gandalf'ım. Senin artık hiç rengin yok; seni hem nizamımızdan hem de Divan'dan atıyorum." diyerek asasını kırdı ve Saruman tamamen etkisiz hale getirildi şimdilik ilerde ne olur bilmiyorum.


VE ŞİMDİ FRODO, SAM VE SEVGİLİ GOLLUM'UN YAŞADIKLARINI SON BÖLÜME KATARAK EN GÜZEL ŞEYİ YAPAN TOLKİEN'E TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUM

ve Sam'i övmeye başlıyorum.

Bahçıvan Sam, Cesur Sam, Canım Sam ya da sadece Sam.

Bu kadar sadık, merhametli, Frodo'yu tıpkı babası gibi seven, koruyan; güvenin, sevginin, dostluğun temsili biri asla olamaz. Tolkien'e göre de bu hikayenin asıl kahramanı Samwise Gamgee'dir. Filminde seslendirmesi olsun karaktere uygunluğu en başından beri en sevdiğim karakterlerden ikincisi oldu benim için. Sam Gamgee, 6 Nisan'da dünyaya gelmiş Shire'ın Hobbitlerinden biri. Çocuklarından birine ileride Frodo adını verecek olan Sam, Çıkın Çıkmazı'nda aile yadigarı meslek olan bahçıvanlık yapıyordu. Elfleri de çok severdi. Bilbo ona hep hikaye anlatırmış. Ama ne yazık ki o da Frodo ile birlikte bu yolculuğa başlamak zorunda bırakıldı Gandalf tarafından.
Evet yolda Yüzüğün peşinde olan Gollum ile karşılaştıkları andan beri Sam asla güvenmemişti ona. Çünkü iki de bir kıymetliyi çaldıklarını, onu ona geri vermeleri gerektiğini, söylüyordu ama Frodo onu öldürme fikrine hiçbir zaman yanaşmadı çünkü Gandalf'ın Gollum hakkında söylediği bazı şeyler hep aklındaydı. Gollum, Yüzük'ün korkunç çağrısını hissediyordu ve Sam de bunun farkındaydı. Frodo'ya hiçbir şekilde yakınlaşmasına, dokunmasına izin vermiyordu hatta Gollum'a güveni o kadar azdı ki Frodo uyurken başında nöbet tutuyordu. Kara Kapılardan normal yollardan geçemeyeceklerini anlayınca Gollum'un onları götürdüğü gizemli yollardan birinde ilerlerken bir sürpriz oldu ve Ithilien kolcuları tarafından görüldü Frodo ile Sam ama Gollum onlara gözükmeden çoktan kaçmıştı. Ithilien kolcularının başında ise Gondor Reis-i Faramir vardı. Faramir Denethor'un oğlu, Boromir'in erkek kardeşi. Faramir, Frodo'ya çok fazla soru sordu, Frodo ise çok fazla şey öğrenmiş oldu Anduin nehrinden gittikleri vakitten beri.

#39868348
#39871700
#39878970


Faramir, birçok yiğitçe laflar söyledi, Frodo ile Sam'a iyi baktı ve onları azad etti daha sonra askerlerinden biri Gollum'u yakalayınca onu sorgulamaya başladı. Ama Frodo'nun istegi üzerine onu da öldürmeyip sağ bıraktı. Faramir ile yollarını ayırdıktan sonra Frodo ile Sam'in bir dialogu benim için en güzel, anlamlı dialogdu.

"Burada hiç olmamalıydık, yola çıkmadan önce bu konuda daha fazla şey öğrenmeliydik. Ama sanırım bu hep böyle olur. Eski masallardaki ve şarkılardaki bütün o kahramanlıklar Bay Frodo. Maceralar yani, öyle derdim adlarına. Hep bunların, o masalların mükemmel kişilerinin çıkıp aradığı şeyler olduğunu düşünürdüm, çünkü onlar macera isterlerdi, çünkü maceralar heyecan verici, yaşam ise biraz sıkıcıydı; bunu spor olsun diye yapıyorlardı falan filan. Fakat gerçekten önemli olan öykülerde, ya da akılda kalan öykülerde böyle olmuyor.
Kahramanlar sanki bu olayların içine düşüyorlar yani yolları onları o tarafa götürüyor da denebilir. Ama galiba onların da, bizim gibi bir sürü seçenekleri oluyordu ellerinde, geriye dön- mek gibi; sadece onlar geri dönmüyordu. Eğer dönüyorlardıysa bile bizim bundan haberimiz olmuyordu çünkü dönenler un- utuluyordu. Biz sadece yollarına devam edenlerden haberdar oluyorduk ve dikkatini çekerim, hepsi de mutlu bir sona varmıyordu-en azından öyküdeki veya öykü dışındakilerin mutlu son dedikleri bir sona varmıyorlardı. Yani memleketine dönüp de, her şeyi bıraktığı gibi olmasa bile yolunda bulması gibi - yaşlı Bay Bilbo gibi yani. Fakat mutlu sonlu öyküler en iyileri sayılmazlar her zaman, gerçi içinde bulunulacak en iyi öyküler sayılabilirler aslında! Acaba biz ne
tür bir öykünün içine düştük?"
"Kim bilir," dedi Frodo. "Ben bilmiyorum. Gerçek öykülerin adeti de budur işte. Hoşuna giden bir tane öykü seç. Dinlediğin öykünün nasıl bir öykü olduğunu, yani sonunun mutlu mu, mutsuz mu olduğunu bilebilirsin veya tahmin edebilirsin ama içindeki kişiler bunu bilmezler. Sen onların
biliyor olmasını istemezsin zaten."
"Öyle beyim, elbette istenmez. Acaba neden bunu daha önce düşünemedim beyim! Vay canına, düşününce, biz de hala aynı öykünün içindeyiz! Öykü devam ediyor. Büyük öyküler hiç bitmez mi acaba?"
"Hayır, onlar hiçbir zaman öykü olarak bitmez," dedi Frodo. "Fakat onların içindeki kahramanlar gelir, rolleri bitince giderler. Bizim bölümümüz de bir zaman sonra bitecek ya da kısa bir süre sonra.''
"O zaman biraz dinlenip, biraz da uyuyabiliriz," dedi Sam. Acı acı güldü. "Tam da bunu kastediyorum Bay Frodo. Yani bildiğimiz, basit bir istirahati, bir uykuyu ve sonra bahçedeki sabah işlerini yapmak için de uyanmayı kastediyorum. Korkarım benim bütün ümidim hep bundan ibaret olmuştur. Bütün o büyük önemli planlar benim gibilere göre değil. Yine de merak ediyorum acaba bizi şarkılara veya öykülere katacaklar mı di- ye? Şimdi öykünün birindeyiz elbette ama ben şunu kastediyorum: Yani sözlere dökecekler mi, anlarsınız ya, hani yıllar, yıllar sonra ocak başında anlatılan veya kırmızı siyah harfleri olan kocaman bir kitaptan okunan bir öyküdeki sözlere. Ve insanlar şöyle diyecekler: Hadi bize Frodo ile Yüzük'ü anlatın!' Onlar da şöyle diyecekler: 'Evet, bu benim de en sevdiğim öykülerden biri. Frodo çok cesurmuş, öyle değil mi baba?'
'Evet, oğlum, hobbitlerin en meşhuru, bu da kolay bir şey değil."
"Hiç kolay değil," dedi Frodo ve uzun uzun, içinden gelerek güldü. Öyle bir ses, Sauron Orta Dünya'ya geldiğinden beri bu yerlerde hiç duyulmamıştı. Sam'e aniden sanki bütün kayalar dinliyorlarmış, uzun kayalar da üzerlerine eğilmiş gibi geldi. Fakat Frodo onlara kulak asmadı; yine güldü. "Hey gidi Sam," dedi, "seni duymak, sanki öykü yazılmış gibi mutlu etti beni. Ama en önemli karakterlerden birini unuttun. Aslan yürekli Samwise. 'Ben daha çok Sam'i dinlemek istiyorum baba.
Neden onun konuşmalarını daha çok katmamışlar baba? Ben en çok onu seviyorum, beni o güldürüyor. Üstelik Sam olmasaymış Frodo pek uzağa gidemezmiş, değil mi baba?'"


Yollarına devam ettikleri sırada son olarak Gollum'un hainliğine uğradılar ve Shelob'un ininde Frodo öldü daha doğrusu Sam öyle zannetti ki, çok büyük acılar çektikten sonra yolculuğun asıl amacını, yüzügün yok edilmesi görevini yerine getirme kararı aldı ve yüzügü Frodo'nun boynundan aldı. Daha sonra Frodo'nun ölmediğini ve orklar tarafından mahkum edildiğini gördüğü sırada kitabımız bitmiş bulundu.Sam'in, Frodo'nun öldüğü zaman söylediği bu sözler #39956132 beni çok etkiledi ve "Sizin için yüzüğü taşıyamam Bay Frodo ama sizi taşıyabilirim." sözleri aklıma geldi ve manik depresif moddan çıkmam zaman aldı.

Kısacası kitap böyleydi, güzeldi hatta serinin ilk kitabından daha güzeldi bana daha farklı duygular yaşattı.

Sevgi, sadakat, kötülük, acı, şehvet, dostluk, aşk, her türlü duygu ile birlikte böylesi güzel bir bütün oluşturabilen Tolkien'e ,bu kitabı okumamda emeği geçen ve buraya kadar sıkılmadan okuyan herkese teşekkür eder iyi akşamlar dilerim.
520 syf.
·17 günde·Beğendi
Dünya değişiyor. Bunu suda hissediyorum. Toprakta hissediyorum. Havada kokusunu alıyorum. Eskilerden bir şey kalmadı. Zira hatırlayanların hiçbiri yaşamıyor... (Galadriel)

Her şey güç yüzüklerinin yapımıyla başladı. Üçü Elfler’e verildi. Tüm varlıklar içinde ölümsüz, en bilge ve en adil olanlara. Yedisi Cüce Efendiler’e. Büyük madenci ve dağ salonlarının ustalarına. Ve dokuz; dokuz yüzük insan ırkına bahşedildi. Diğer hepsinden çok iktidar isteyenlere. Çünkü her ırka hükmedecek güç ve istek bu yüzüklerin içine sıkıştırılmıştı...

Filmlerini milyonlarca kez(!) izlemiş bir LOTR hayranı olarak bir arkadaşın, "artık kitaplarını da okumalısın" söylemi üzerine kitaplarına atılım yapayım dedim. Yüzükler Efendisi serinin ilk kitabı ama önce elbette Bilbo'nun yüzüğü nasıl ele geçirdiğine, Gollum'u geçmişine, Güç Yüzüğünün efendisini nasıl terk edip İsildur'un eline geçtiğine, Elf ve Cüceler arasındaki nefretin sebebine, Gandalf'ın bu başlangıcı yapmasındaki rolüne vb... Bu yüzden Hobbit serileriyle başlamanız daha verimli olacaktır.

Elbette kitap ve film karşılaştırmak ne kadar yerinde olur belirsiz bir soru ama çok fazla hata olduğunu söylemeliyim(filmde). Yine de benim için film, kitabın çok daha önündedir. Evet, tuhaf gelebilir ama film çağ ötesidir benim için.

Birkaç hatayı, aklımda olanı yazayım. Filmde Aragorn kolcu olarak pelerin ile han'da oturmuşken Frodo'nun yüzüğü taktıktan sonra kendini tanıtması meydana geliyordu ancak kitapta masasından kalkıp bizzahiti olay olmadan ortaya çıkıyor.

Divan kurulmuş ve Yüzük Kardeşliği toplanmışken filmde Legolas gerilen Boromir'i sakinleştirmek için araya girmiş ve Aragorn'un sıradan bir kolcu olmadığını, onun İsildur'un varisi olduğunu söylemişti. Ancak kitapta bu rol Gandalf'a verilmişti.

(3) Yüzük Kardeşliği yolculuk için yola koyulmuş ve dinlenmek için mola vermişti. Film de Sauron'un casus kargalarını Legolas görmüştü, oysa kitapta gece vakti Aragorn görüp haber vermekteydi.

Filmde Sam çok fazla ön plandaydı, oysa kitapta yolculuk için Gandalf'ın iki kelam etmesi ve sonunda ikinci seri için kayığa binmeleri dışında neredeyse hiçbir rolü yoktu.

Gandalf reis...

"Buradan asla geçemezsin!"

Balrog'un dönüp kaldığını nasıl unutabilirim?

İç sesimi nasıl susturayım?
https://youtu.be/3Slv-p4Fato

Frodo çingenesine Moria Madenleri'nde piponu içerken sakinliğini koruyup, "Yaşayanların çoğu ölümü hakeder. Ölülerin bazıları da yaşam. Ölüm ve yargı dağıtmak için fazla aceleci olma." yapıştırdığı bu naif cevabı? Peki sana dünyayı hükmedecek bir gücü beraber paylaşmayı teklif eden Sauron'a kafa tutup ölümü göze almanı? Ah Gandalf...

Not: Dost konusunda Sam gibi ol, onu ara.
https://hizliresim.com/Z5XnrA

Leydi Galadriel...

"Nasıl yıldızlar madenlerdeki kıymetli taşlardan daha üstünse, dünyanın tüm altınlarından öylesine daha üstün bir tel saçınız olabilir bu."

Evet evet evet. Gimli'nin de dediği gibi bir tek tek saçın bana lütuftur Galadriel hanımım... Yeryüzünün en güzeli, en zarifi ve en asil yapısı olan Galadriel'den başka ne istenir ki? Bu güzellik, asırlardır süre gelen bir nefreti bile yerle bir edebilir. Bu duruş, kin ve kıskanç bakışları bile bükebilir.

Kıssadan hisse kendi türünde olağanüstü bir şekilde ilgi gören kitabı ve çağ ötesi bir filmi olan bu kitap okunmaya, karşılaştırılmaya ve konuşmaya değer. Uzun uzun şeyler yazmaya gerek yok.

Not: Fantastik türünü hiç sevmeyen biri olarak belirtiyorum. Okumayı düşünmelisiniz ve tabii ki kitaplığınızda bulundurmayı.

Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Bülent Somay
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 1956
1956'da İstanbul, Bakırköy'de doğdu. 1972'de girdiği Boğaziçi Üniversitesinden 1981 yılında, İngiliz Edebiyatı dalında lisansüstü derecesiyle ayrıldı. 1982-83 yıllarında Montréal McGill Üniversitesinde bilimkurgu alanında doktora çalışması yaptı, ancak doktora derecesini almadan İstanbul'a döndü. 1983'ten bu yana Akıntıya Karşı, Zemin, Birikim, Demokrat ve Defter dergilerinde deneme ve makaleleri yayımlandı. 1984-1995 yılları arasında Mozaik Müzik Topluluğunun bir üyesi olarak, 1995'ten sonra ise bağımsız olarak müzik çalışmalarını sürdürdü. Metis Yayınları'nda fantazi ve bilimkurgu dizilerinin editörlüğünü yaptı. 1986-1994 yılları arasında yazdığı siyasi makalelerini Geriye Kalan Devrimdir (Metis, 1997) adlı kitabında, sevdiği şarkıların sözlerinden hareketle yazdığı denemelerini Şarkı Okuma Kitabı'nda (Metis, 2000) topladı. Tarihin Bilinçdışı (2004), Bir Şeyler Eksik (2007) ve Çokbilmiş Özne (2008)Metis yayınlarından çıkan diğer kitaplarıdır. Ütopya, Distopya ve Bilimkurgu hakkındaki yazılarını derlediği The View from the Masthead: Journey through Dystopia towards an Open-Ended Utopia kitabı 2010'da İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlandı. 2002'den beri Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Bülent Somay aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler Yüksek Lisans Programı Direktörüdür. Devrimci Sosyalist İşçi Partisi mensubudur.

Yazar istatistikleri

  • 33 okur beğendi.
  • 17,7bin okur okudu.
  • 644 okur okuyor.
  • 6,8bin okur okuyacak.
  • 265 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları