Bülent Somay’ın 2007’de Metis Yayınları’ndan çıkan ve Michelangelo’nun Davut heykelinin penissiz bir ironisine ait, ismiyle müsemma bir kapağı bulunan “Bir Şeyler Eksik” kitabı, önsözünde de belirtildiği üzere sabit bir yazım türüne oturtulamayan bir içeriğe sahip. Kitabın bir kaynak değeri görmesinden ziyade, öznel bir üslupla yazıldığı için deneme türüne daha yatkın olduğunu söyleyebilirim. Bu sebeple, entelektüel biriyle genel geçer kanılar üzerine göreceli bir sohbet tadı veriyor.
Türk ve yabancı olmak üzere Jacques Lacan, Slavoj Zizek, Sigmund Freud, Woody Allen, Adam Phillips ve Nazım Hikmet gibi birçok düşünüre, sanatçıya, yazara ve yapıtlarına atıfta bulunulan kitapta “Aşk, Cinsellik ve Hayat Hakkında Bilmek İstemediğimiz Şeyler” yazarın yer yer sarkastik üslubuyla ele alınıyor. Kitapta aşk, kıskançlık, arzu, cinsellik, kadın ve erkek, evren ve gerçeklik gibi birbirinden farklı fakat ilintili konular, psikanaliz üzerine temellendirilen bir yapı ile filmler, şarkılar, romanlar ve şiirler üzerinden değerlendiriliyor. Böylelikle Somay, okuyucuyu sanatın, insan davranışının, hayat akışının bir harmanına ulaştırıyor.
İnsan tarafından üretilen her türlü sanatın, edebiyatın ya da farklı türdeki üretimin, insan psikolojisinden ve davranış alışkanlığından ayrılamayacağını da okura alt bilgi olarak veren Somay, “Bir şeyler eksik” derken aslında o eksiğin hem insanın kendi üretimi hem de tüm üretimlerinin temeli olduğunu okuyucuya hatırlatıyor.
Kitapta beni etkileyen en önemli konulardan biri, daha evvel okuduğum kitaplarda da rastladığım anne-çocuk ilişkisinin “eksik” hissiyle olan bağlantısı oldu. Tekrar tekrar düşünülüp hayatın her alanına yedirilebilecek bir konu olduğuna inanıyorum. Doğmuş olmamız, baştan eksik olmamızdır belki, o bütün olma hissinden ayrılmamız