Bir kez daha baktım mezarına.
Bu sefer yalnız değildi babam. Mezar taşının üzerinde bir kuş vardı. Yana doğru ilerleyerek mezar taşının sağ köşesine, babamın fotoğrafının olduğu tarafa gelmişti. Neşeyle öttü kuş. Sonra ise başını yavaşça önüne doğru eğdi. Gülümsemem tüm yüzüme yayıldı.
Ali Alptekin, damadını seçmişti..
Şehitliğe girdiğimizden beri ikimiz de sessizdik. Büyük acıların ve kayıpların sesi olmazdı. Acımızı ayrı yaşamıştık belki ama aynı yerden yaralanan insanların yaraları aynı ilaçla sarılırdı.
Biz de öyleydik.
Aynı yerdendi yaralarımız..
İlacımız ise sessizlikti. Derin acılar böyle kanardı..
İki şehit çocuğu, Murathan ve Gökçen.
" Ölümü içinde yenmiş bir Türk askerini hiç kimse korkutamaz. Uğruna ölmekten zerre korkmayacağımız bayrağın gölgesine sığınmayacağımızı anladığınız gün, yer yüzünde gördüğünüz son suret bir Türk askerinin gözleri olacak. Tıpkı senin yer yüzünde göreceğin son şey olduğu gibi. "
Kimsenin belli etmediği, birbirine teğet geçen acıları vardı. Hayat herkesi başka yerden sınamıyordu aslında. Hayat herkesi aynı yerden, farklı senaryolarla sınıyordu.
Duvardaki gökyüzüne bakan Atatürk portresine ve al bayrağa bakarken minik bir tebessüm kuruldu dudaklarıma. Bayrağım, Atam ve aşık olduğum adam aynı anda gözümün önündeydi. Bu, görebileceğim en güzel kareydi.