Bugün anlıyorum ki Bay Proust'un araştırmaları, eserleri için yaptığı fedakarlıkları; kendisini bulabilmek için zamanın ötesine geçmekti. Zaman kavramı kalmadığında sessizlik geldi. Bu kez sessizliğe ihtiyacı vardı, sadece duymak istediği sesleri duydu; kitaplarındaki sesleri.
" İlginçtir ki yalnızca kocamdan ve Nicolas'dan duyduğum kadarıyla tanıdığım halde, daha üçüncü görüşümde bu adamın tepetaklak olmuş gizemli hayatını hissedebilmiştim. Ve ziyadesiyle etkilenmiştim. Ondan sonra defalarca yapmamı istediği gündelik işlere rağmen, o ilk gün bakır yatağında uzanan, belki de sözcüklerden daha anlamlı bakışları ve küçük bir el hareketi dışında tamamen hareketsiz duran o adamın görüntüsünü aklımdan atamadım. Gerçekten de olağandışı bir görüntüsü vardı. İçinde taşıdığı apayrı karakteri, dehasını da yüreğini de uçsuz bucaksız hale getiriyordu. "
" Elli sene boyunca bunları yazmamak için kendime söz verdim, çünkü Bay Proust'un yanındayken kendi hayatımı yazacaktım. Fakat en sonunda bunu yapmaya karar verdim çünkü onu benim kadar tanımayan hatta kitaplardan öğrendikleri dışında hiç tanımayan insanlar, hakkında asılsız ve yalan yanlış bilgiler ortaya atmaya başlamıştı. Bu dedikoduların ilerlemesi Bay Proust'un çizgisine zarar veriyordu. Çünkü ortaya atılan bilgiler onun hakkındaydı ama çoğunlukla ilgi çekmek adınaydı. "
Açıklaması oldukça güç. Cazibesi, gülüşü, çenesinde tuttuğu ufak eliyle konuşma biçimi ... Bir şarkı gibiydi, nota verircesine. Yaşam onun için durduğunda benim için de durdu. Fakat o şarkı baki kaldı.