“Ölü bir insan gördükten sonra günlük rutine dönmenin kötü bir tarafı vardı. İnsan, ölen kişinin yerinde olmadığını düşünerek rahatlıyor, utanç verici bir canlılığa kavuşuyordu.”
“ Adli tıp kurumu, özellikle de geceleri insanı etkileyen bir yerdir. Çünkü bu vakitlerde binada nöbetçi doktorlardan ve bir iki bekçiden oluşan az sayıda personel bulunur. İçeride fazla ışık yoktur. Gündüz vakitlerinde koridorlarda konuşan ziyaretçilerle doktora öğrencilerinin doldurduğu sınıflarla bir hastane koğuşunu andırsa da, geceler binanın kederli yüzünü açığa çıkarır. Sessizlik, hayatın olağan akışını yansıtan perdeyi kaldırarak yaşamın özünü ve onun yalnızlığın hüküm sürdüğü bir yolun son durağı olduğunu gösterir. Duvarlara ailelerin acıları, soğuk odalarda tutulan bedenlere sinen gözyaşları ve hıçkırıklar yapışmış gibidir. Bu duvarlar etrafa hüzün yayar.”