📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İslâm dünyası, eğer artık eskisi gibi eşyaya güzelce bakamıyorsa, bakmayı beceremiyorsa, sadece göbeğini kaşıdığından değil, her yanı kan içinde kaldığından. Kadınlarının ve çocuklarının çığlıklarına kulaklarını tıkayamadığından.
Bu, Mehmed Akif’in Safahat'mda niçin şiir yok, demeye benziyor. Kendine ağlayanın çığlığı şiire dönüşür; milletine/memleketine ağlayanın çığlığı ise destana. Zavallı Akif, önce vatan, dedi, bu yüzden de memleketin hâline ağlamaktan kendi hâline ağlayacak fırsatı pek bulamadı.
Tam da bu bağlamda İbn Haldun’u (öl. 1406) hatırlamanın tam sırası.
Bu değerli âlim, yöneticilerin gereğinden fazla zekî ve uyanık olmalarının (şedid’uz-zekâ/müfrit’uz-zekâ/yakîz) halkın aleyhine olduğunu, çünkü böylelerinin insanları rıfk u mülayemetle yönetmek yerine onları
taşıyamayacakları yüklerle mükellef tutacaklarını, bu yüzden de halkın
türlü türlü eziyetler altında mahvolup gideceğini söyler. Çünkü siyasette
zekânın fazlalığı merhametin azlığına yol açar.
Bu yüzden de din-koyucu (şâri), yöneticilikte aşırı zeki olmama (kıllet’ui-ifrat fi’z-zekâ) şartı koşmuştur. İbn Haldun, bu ilkeyle ilgili olarak Hz. Ömer’in Ziyad b. Ebi Süfyan'ı Irak Valiliğinden azletmesini delil sadedinde zikreder.
Azledilmiş olan vali. Halife Ömer’e sorar:
Ey müminlerin emiri! Beni niçin azlettin, görevimi yerine getiremediğim
için mi, yoksa bir ihanetimi gördüğünden dolayı mı?
Halife nin cevabı gayet açıktır:
Seni böylesi nedenler yüzünden azletmedim. Sadece aklının fazla olan kısmını (fadle aklike) halkın üstüne yüklemeni istemiyorum.
Bu nedenledir ki siyasî geleneğimizde cin fikirlilik, aşırı zekâ ve uyanıklık siyasetçiler için bir ayıp ve kusur olarak görülmüştür.
Modern sanatın ikonolojik analizi tam da bu noktada başlamalı. Çünkü üç yüz yıldır sanat ve sanatsal olan, kutsal’ın, kutsal olanın sahasına dahil olmuş, kısa sürede de kutsalın yerini almıştır. Müzeler ve galeriler birer mabed, sanat eserleri birer âbide, sanatçılar ise bu seküler dinin azizleri hâline gelmiş ve/veya getirilmiştir; kendilerinden mucize ve keramet beklenen azizler, velîler ve peygamberler olarak.