Kasvetli, yağmurlu, karanlık bir gündü, tıpkı yaklaşan yaşlılığım gibi. Birtakım tuhaf fikirler, karanlık hislerle bunalıyordum, kafam cevapsız sorularla doluydu... bendeyse ne onları çözecek güç, ne de istek vardı. Bütün bunları çözmek benim harcım değildi!
Sanki benim için zaman durmuştu, sanki bir duygu, bir düşünce o andan itibaren sonsuza dek bende yaşamalıydı, sanki o an sonsuza dek sürmeli, benim için bütün yaşam o anda tam anlamıyla durmalıydı...
“Bu sözle ne çok şey anlattın! Böyle bir sevgi başka zaman olsa yüreği üşütür, ruha ağır gelir. Senin elin soğuk, benimkiyse ateş gibi sıcak. Ne kadar körsün Nastyenka!... Ah! Mutlu bir insan ne çekilmez oluyor bazen! Ama sana kızamam ben!...”
Ama nasıl böyle bir şey düşünebilirim Tanrım? Her şey bir başkasına aitken, hiçbiri benim için değilken nasıl bu kadar kör olabilirim; hatta bana karşı sevecenliği, alakası, sevgisi bile...