FATMA NUR ÜNAL

FATMA NUR ÜNAL
@nurrr_0803
Kırılan bir kalbin eskisi kadar atmadığını babamdan filan değil kendimden öğrendim. Ne zaman çarpıntım başlasa mutluyum derdim hep kendi kendime. Pek beceremeyenlerdenim yaşamayı. Ama öyle pes edenlerden değil. Bir şeyler olsun diye çok şey yaptım, hiçbir şey olmadı. Aslında çok şey oldum. Bekletilen oldum, kandırılan, kaybeden oldum. Mutsuzluğun o kekremsi tadını iftar sofrasındaymış gibi kaşıkladım ama mutluluk pek de uğramadı yanıma. Ya yanımdan geçti ben görmedim ya da kapımı çaldığında uyuyordum. Neye elimi atsam kuruyor sanki doğduğumdan beri. Mutsuzluktan geberiyorum değil de umutsuzluk bitiriyor beni. Çocukluktan tek farkım birinde aşağı yukarı salıncakta sallanırken şimdilerde birileri ruhumu sallıyor sanki, aşağı yukarı. Oturduğum yerden kalkmak inanın eziyet geliyor bana. Bıraksalar yüzyıllarca uyurum diye düşünüyorum geceleri. Sabah uyandığımda ise beklentilerin sadece insanı yıprattığına bilmem kaçıncı kez daha şahit oluyorum. Gözlerimin önünde bitişimi seyrediyorum...
Reklam
Az önce şöyle bir söz okudum "Yaprak döken ağaçların altında kalmanı asla istemem ama herkese güzken sana gül uzatan birine haksızlık etmenin pişmanlığını yaşa isterim" daha güzel anlatılamazdı...
Koca koca yangınlara kafa tutarsın da göğsündeki mumu söndürmeye gücün yetmez...
“İnsan nelere alışmaz ki… Zaten hayat dediğimiz bu kapalı dairenin asıl mucizesi, bu alışmak değil miydi? En sevdiğimiz insanları bile kaybetmeye alışmıyor muyuz? Günlerce, aylarca, senelerce görmemeye mutlak, kat’î bir gurbet içinde yaşamaya alışmıyor muyuz?”
Bir yerde okumuştum şey diyordu; ‘İki insan birbirini gerçekten severse araya ne kadar zaman girerse girsin, kimlerle neler yaşarsa yaşasınlar , elbet bir gün yeniden karışılaşırlar. Ya birbirlerini affederler , çok sevdiklerinden ; ya da asla affedemezler, yine çok sevdiklerinden ...’
Reklam