“… Başkalarına değer vermek onların hayatlarını merak etmekten daha önemlidir. Değer verdiğin birinin başı derde girdiğinde ona yardım etmek için elinden geleni yaparsın. …”
Gençliğimizi hırstan kaleler yaparak geçiriyoruz ve sonra hayatın, hayallerimiz ve dileklerimizle titizlikle inşa ettiğimiz kulelerin üzerine şüphe kumları savurarak onları görünmez kılmasını izliyoruz. Düzleştirilmiş hayatlara razı olmayı öğrenip taviz hapishanelerinin içine yerleşiyoruz. Kabullendiğimiz dünyanın pencerelerinin dışarıyı göremeyecek kadar küçük olması da biraz içimizi rahatlatıyor, böylece kim olabileceğimize dair kumdan kaleler şeklindeki fantezilerimize bakmak zorunda kalmıyoruz.
Tek kelime daha etmeden çocukken oturduğumuz yerlere kuruluyoruz. Ailenizdeki yerinizi bilmenizin bir tür kas hafızası olduğunu düşünüyorum, asla unutamayacağınız bir şey.