Yatağa girdim, ama mumu söndürmek istemedim. Belki odasının penceresinden süzülen ışık ona yoldaşlık ederdi. Odamız ortaktı, hala iki tane çocuk yatağı vardı. Onun bozulmamış yatağına, pencereden de onun içinde durduğu karanlığa bakıyordum; yorganın içinde dönüp dururken, ilk kez beyaz, sıcak bir yatakta soyunuk, çıplak ayaklarla yatmanın sevincini duyuyordum, aynı zamanda yukarıda tüylü battaniyesine sarınmış, bacakları sımsıkı tozlukların içinde, sağa sola dönemeyen, kemikleri batan ağabeyimin sıkıntısını hissediyordum. O geceden sonra bir yatağa, temiz çarşaflara, yumuşak bir şilteye sahip olma şanısının bilinci yakamı bırakmadı.