Furuğ'unki gibi bir ruha ve onun hayatına yakından tanıklık edebilmek çok değerli olsa gerek, okuduğumuz bir kitapla bile böylesine derinlere sürükleniyorsak yaşamında bulunmak neler tattırırdı kim bilir.
Acısını, özlemini, sevgilerini, başkaldırılarını, verdiği kendi olma mücadelesini ve içinde taşıdığı ne varsa görebiliyoruz kitapta. Yaşama olan bağlılığı, yalnız kendi içinde diri tutabildiği sevgisi, oğlu Kamyar'a duyduğu sonsuz özlemi, bir türlü var edemediği içsel huzuru ve yalnızlığı mektuplara, söyleşilere, röportajlara, kendi ele aldığı makalelere dağıtılmış. En çok etkilendiğim kısımsa kitabın son bölümü olan, annesinden yıllarca uzak kalmış ve Furuğ'u bir anneden ziyade bir sanatçı kişiliğiyle görüp tanıyan Kamyar'ın cümleleri. Ve elbette Furuğ'un o bahsettiği soğuk mevsimde kar örtüleriyle zamansızca toprağa karışması.
"Rüzgâr onu kendisiyle birlikte götürdü. Rüzgâr hepimizi kendisiyle birlikte götürecek. Bahar gelecek ve kuşlar yeniden kendisini aramaya gidecek. Hayatlarımız devam edecek lâkin Furuğ'suz, Furuğ olmadan."