Nzlcn

Nzlcn
@nzlcn_3611
3 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
İnsanın canı yandığında ya da morali bozulduğunda içine kapanması, bir şeyleri tamir etme veya sıfırdan başlama arzusu taşımaz her zaman. Bazen sadece durmak istersiniz. Olduğunuz yerde, o kırık halinizle, hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmadan kalmak... Yaş kaç olursa olsun değişmeyen bu huy, dünyaya karşı verilmiş geçici bir mola, ruhun kendini mevcut gürültüden koruma içgüdüsüdür. Ne bir dert anlatacak mecaliniz vardır ne de bir başkasının teselli dolu ama aslında uzağınızda kalan sözlerini taşıyacak gücünüz. O anlarda her insan, her soru ve her iyi niyetli dokunuş, insana olduğundan daha ağır ve fazla gelir. İçine kapanmak, bir kaçış koridoru değil, sınırları tamamen kişinin kendisi tarafından çizilmiş güvenli bir sınır hattıdır. Bu hattın içeriğine kimse sızamaz; ne bir yargı, ne bir beklenti, ne de hayatın durmaksızın dönen o acımasız çarkları. "Kendi sesini bile duymadan durmak" istemek, insanın kendi zihnindeki kelimelerden bile yorulduğunun en açık kanıtıdır. Çünkü insan bazen sadece başkalarına değil, kendine de anlatamaz içinde birikenleri. Sadece susulur. O sessizlik bir boşluk değil, aksine kalabalığın yarattığı yoğun baskıya karşı örülmüş kalın bir duvardır. 🍃
Şu an ne hissettiğimi tam olarak ben bile bilmiyorum. Bir boşluk hissi belki de, ya da her duygunun birbirine karıştığı o büyük nötrlük hali. Klavyeye notlarıma yazı yazmak için büyük cümleler kurmak için değil, sadece içimdeki o durağanlığı notlara aktarmak için. Kelimeler ağır ağır dökülüyor. Beynimdeki uyuşukluk parmak uçlarıma geçiyor sanki. Ama garip bir şekilde, bu ağır akış beni rahatlatıyor. Bir şeyleri zorlamayı bıraktığımda, hayatın benden beklediği o mükemmellik algısından sıyrıldığımda hafifliyorum. Bu köşe benim dünyam, bu notlar benim aynam. Ve bugün aynamda sadece dingin bir sessizlik izlemek istiyorum. Zihnim bugün suskun bir nehir gibi. Akıyor ama ses çıkarmıyor. Bazen en derin düşünceler, en sessiz anlarda demlenir.🍃
İnsan bazen uzun uzun cümleler kurmak istiyor ama kelimeler o kadar yorgun ki. Sadece bu üç kelimeye sığınıyorum. Oldu bir şeyler; ama ne olduğunu, nasıl başladığını ya da nereye evrileceğini ben bile henüz kendime itiraf edemiyorum. Belki bir kırgınlık, belki sessiz sedasız bir kabulleniş, belki de artık maskeleri indirip sadece kendim olma isteği. Gökyüzüne baktığımda gördüğüm o gri bulutlar gibi içim. Ne tam fırtına kopuyor ne de güneş açıyor. Bazı melodiler vardır; size geçmişi hatırlatmak için değil, bugünün gerçeğini yüzünüze çarpmak için çalarlar. Şu an o derin düşüncelerimle birlikte zihnimde açılan o geniş boşlukta, sadece dürüstlüğün o sert ama ferahlatıcı rüzgarı esiyor. Kendi köşemdeyim; burası güvenli. Burada kimse sırtımdan vuramıyor beni, kimse yüzüme gülüp arkamdan kuyu kazmıyor. En derin düşüncelere indiğimde, bir zamanlar hayatımda 'dağ' gibi duran insanların ne kadar küçük gölgelere dönüştüğünü izliyorum. Birer birer eksildiler; ya ben onları sildim ya da onlar kendilerini yok ettiler bu sessizlikte. Ama eksilmek, her zaman azalmak demek değilmiş. Bazen birilerinin gidişi, insana kendi gökyüzünü daha net görme fırsatı verirmiş. Şimdi gökyüzünü öyle bir aydınlatıyor ki; dürüst bir yalnızlığın, sahte bir aidiyetten bin kat daha asil olduğunu tüm hücrelerimle hissediyorum. Şimdi bu satırları yazarken anlıyorum ki; yaşamak, biraz da o "olan şeylere" rağmen yürümeye devam etmekmiş. Her şeye rağmen gülümsemek değil, her şeye rağmen "hissetmek". 🍃
Bazı insanlar bir kalbe kök salar, bir hikâyenin başrolü olur; bense sadece bir gölge gibi geçiyorum hayatlardan. Hiç kimsenin 'aklına gelen ilk kişi' değilim; kimsenin hayatındaki o büyük boşluğu doldurmuyorum. Bu, hem çok hafifletici hem de ruhu yoran koca bir boşluk... Bir yere ait olamamak, aslında her yere ve her yüze biraz yabancı kalmak demekmiş. Bu yabancılığın en büyük sebebi ise dilimdeki o eğilip bükülmeyen gerçekler. Ben insanlara duymak istedikleri yalanları değil, gördüğüm doğruları sundukça aramıza o aşılmaz duvarlar örüldü. Onlar yalanlarla süslenmiş sahte bir huzuru seçerken, ben gerçeklerin getirdiği o sert yalnızlıkta kalmayı yeğledim. Onlara aynayı uzattıkça, onlar aynayı kırmayı; beni tanımak yerine benden uzaklaşmayı seçtiler. Şimdi hiç kimsenin bir şeyi değilim; ne birinin sığınağıyım ne de birinin yarası. Sadece kendi başıma bir ada gibiyim. Kimseye yaranamayan o dürüstlüğüm, bugün benim en büyük rütbem. Yalanlarla örülü bir kalabalığın içinde alkışlanmaktansa, dürüstlüğümün getirdiği bu onurlu kimsesizlikte dimdik duruyorum. Yaralanıyorum belki ama eğilmiyorum; bıkıyorum ama kendimden ödün vermiyorum. Sonunda anladım ki; birinin 'her şeyi' olmaya çalışırken kendimi kaybetmektense, hiç kimsenin 'hiçbir şeyi' olup kendimi bulmak en büyük zafermiş.🍃
Takvimler 1 Mayıs’ı gösterdiğinde, bir yılı daha resmen geride bıraktım ama içimde ileriye gitme isteği hiç yoktu. O gün annem ve kardeşim bir şeyler kutlarken, benim dileğim ne bir hediye ne de bir başarıydı. Sadece bu yükün omuzlarımdan düşmesini, vaktin artık dolmasını diledim. Kendi doğum gününde ölümü dilemek, hayata verdiğim en dürüst ama en ağır cevabımdı. O gün geçti gitti ama o sessiz dileğim hala şuramda, satır aralarında saklı duruyor. 1 Mayıs bitti, mumlar söndü, ama içimdeki o boşluk yerli yerinde duruyor. İnsan, takvimlerin ilerlemesine rağmen kalbinin durduğu yerde nasıl devam eder, bilmiyorum. Belki de bu dilek sadece bir son isteği değil, artık taşımaktan yorulduğum bu 'ben'den kurtulma arzusuydu. Şimdi o günün gölgesinde, her sabah yeni bir güne uyanırken aslında neyi beklediğimi sorguluyorum. Şahit olduğum tek şey; zamanın geçmesi, acıların ise sadece şekil değiştirmesi. "Sevdiklerim 'iyi ki'lerle başlayan cümleler kurarken, ben 'keşke'lerin içinde boğuldum. O gün bir veda diledim; sessizce, kimseyi incitmeden çekip gitmeyi... Ama hayat beni burada tutmaya, bu zorlu hikâyeyi yazdırmaya devam ediyor. Şimdi bu yazılan sayfalarına dökülen her kelime, aslında o gün gerçekleşmeyen o dileğin birer parçası.🍃