• "Ve huve me'aküm" ezu haber mî-âyed
    Der-sîne ezîn haber, şerer mî-âyed
    Zânî nâ-hoş, ki hîş neşnâhteî
    Çun beşinâsî, diger çi der-mî-âyed?

    | Hz. Mevlânâ

    "O, sizinle beraberdir." haberi O'ndan gelir. Bu haber yüzünden gönülden kıvılcımlar saçılır. Sen, kendini tanımadığın için, huzurlu değilsin. Kendini bir tanısan, başka kapıya ne hâcet var?
  • Discharge of an obligation means that this obligation has come to an end. The normal way o discharge an obligation is performance. Apart from performance, there are some other ways to discharge an obligation regulated in the Code of Obligations.

    1.Discharge (extinction) by Agreement: The parties to a contract may agree to discharge an obligation. No particular form is required for the discharge of an obligation by agreement even if the obligation itself could not be assumed without satisfying a certain form requirement.

    2.Novation: It constitutes a new obligation in the place of an old one. The pre-existing obligation is discharged and a new obligation is created. The parties should conclude an agreement and in this agreement the intention of novation should be clearly stated.

    3.Merger: The obligation is deemed to be discharged by merger where the capacities of creditor and debtor are united. In other words, the creditor and the debtor become identical.

    4.Impossibility: Impossibility means it is no longer possible to perform the obligation. An obligation is deemed to be discharged where its performance is made impossible by circumstances not attributed to the debtor, in other words the debtor should not be faulty in the obligation’s becoming impossible. If the debtor has fault, then the obligation is nor discharged but turned to a compensation payment.

    5.Set-off: Where two persons owe each other sums of money or performance of identical obligations, and provided that both claims have fallen due, each party may set-off his/her debt against his/her claim. A set-off takes place only if the debtor notifies the creditor of his/her intention to exercise his/her right of set-off.
  • Cesur Doruk'un, "biradambirbebek" kitabından alıntılar;

    S 26- Ölü doğum vakasını bildiğimden mi yoksa yetiştirilme şeklimden mi bilmiyorum ama hep şefkatli oldum kardeşime karşı. Hiç kıskanmadım. Mama yedirdim, oyun oynadım, uyuttum.

    S 37- Tamam kabul ediyorum beş yaşımda karşı komşumla oynadığım evcilik oyunlarından biraz daha zor ama olsun böylesi daha güzel. Artık bir bebeğimiz mi olsa?

    S 43- Tıbbi bir sorun yoksa her isteyen çocuk sahibi olabiliyor. Onu doğru, yanlış, dürüst, hırsız, sevecen ya da kötü yetiştirmek çevresel faktörlerle beraber büyük oranda anne ve babasının elinde. Bu düşünce bende büyük bir baskı yaratıyor. İnşallah iyi bir evlat yetiştirebilirim.

    S 70- O hastane odasında geçen günlerin sonunda kızımızı kucağımıza sağlıklı olarak alabilmenin dünyadaki her şeyden önemli olduğunu anlamıştık.

    S 95- Mesela kime "Baba" diyoruz? Ameliyathane kapısında bebeği kucağına alınca gözleri dolan adama baba diyoruz. Akşam evde oyuncaklarla oynarken şirinlerdeki Şirin Baba değil de Şirine olmayı kabul eden adama da baba diyoruz. Pişen balıklardan en büyüğünün kılçıklarını beyin ameliyatı yaparcasına ayıklayıp çocuğuna yediren adama baba diyoruz. Bazen çatlayan sabır taşını, Japon yapıştırıcısıyla yapıştırıp yerine koyan adama ermiş baba diyoruz.

    S 101- Tek başınıza kitap okuyun, bir filme gidin, hobinizle ilgilenin, hobiniz yoksa bir köşeye çekilip neden bu yaşa kadar bir hobi edinmemişim diye dertlenin ama mutlaka yalnız vakit geçirin. Yalnız vakit geçirin ki pil tekrar dolsun.

    S 113-114 Madem bu çocuk senin, her yaptığını yapmaya çalışan bir kopyacı, kitap konusunda da kopyacılık edecek tabii. Senin elinde ne kadar çok kitap görürse o kadar çok okuyacak, ne kadar cep telefonu ya da tablet görürse bu aletlerle o kadar çok ilgilenecek. Hani "çocuklarla kaliteli vakit geçirmek" diye bir söylem var ya, bence ailece beraber kitap okumak en kaliteli eylem...

    S 142- Seni hastane odasında o mart ayının soğuk gününde kucağıma aldığımda ilk his endişe oldu içimde. Sensizlik endişesi. Tüm varoluş sebebim değişti sanki bu dünyadaki.

    S 145- Sen bir şeye kızıyorsan ve çocuğun onu yapmasına izin vermiyorsan aynı tutarlılığı anne de göstermeli. Birinin kızdığı konuyu diğeri tolere etmemeli.

    S 152- Hiçbir zaman teknolojinin esiri olmasını istemedim kızımın ama nimetlerinden faydalanmamak da enayilik olur.

    S 161- Burada okuyup öğrendiğimiz taktikler devreye giriyor. Kaybeden yok taktiğini uyguluyoruz. "İlla etek mi giymek istiyorsun? Peki etek giyip nasıl üşümeyebilirsin bir düşünelim mi beraber? Senin bir önerin var mı? Mesela çorabı mı değiştirsek?"

    S 165- Biz hiçbir telkin edici söz ya da harekette bulunmadan kendi kendine harika bir düzen tutturdu kuzu.

    S 170- Benim inatçı kendim, bu yazdıklarımızın ne kadarını becerebileceksin bilmiyorum ama sen ben ol, hep "sev" ve sevgini hep göster olur mu!

    S 174- Kızım benim arkadaşım, içimdeki onunla aynı yaştaki çocuğun arkadaşı. Ben onu beklemişim büyümek için, beraber büyüyoruz şimdi biz.
    "Hadi gel yalnız bıraktın beni, tekli kırmızı parça bul bana baba!"
    O halde ben kaçtım, bitti zaten yazacaklarım, pat diye bitti, affınıza sığınarak ben kızımla oyun oynamaya gidiyorum.
  • Sual: اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ [ 2 ] sırrınca, dost dostuyla beraber Cennette bulunacaktır. Halbuki, basit bir bedevî, bir dakikada sohbet-i nebeviyede lillâh için bir muhabbet peydâ eder; o muhabbetle, Cennette Peygamberin yanında bulunması lâzım gelir. Halbuki, gayr-ı mütenâhi feyze mazhar Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın feyzi, bir basit bedevî feyziyle nasıl birleşir?


    Elcevap: Bir temsille şu ulvî hakikate şöyle bir işaret ederiz ki:
    Meselâ, gayet güzel ve şâşaalı bir bağda, muhteşem bir zat, gayet büyük bir ziyafet, gayet müzeyyen bir seyrangâh öyle bir surette ihzar etmiş ki, kuvve-i zâikanın hissedecek bütün lezâiz-i mat'umâtı câmi', kuvve-i bâsıranın hoşuna gidecek bütün mehâsini şâmil, kuvve-i hayaliyeyi keyiflendirecek bütün garaibi müştemil, ve hâkezâ, bütün havass-ı zâhire ve bâtınayı okşayacak ve memnun edecek herşeyi içine koymuştur. Şimdi iki dost var, beraber o ziyafete giderler; bir locada, bir sofrada oturuyorlar. Fakat birisinin kuvve-i zâikası pek az olduğundan, cüz'î zevk alır. Gözü de az görüyor. Kuvve-i şâmmesi yok. Sanayi-i garibeden anlamaz, harika şeyleri bilmez. O nüzhetgâhın, binden ve belki milyondan birisini, kabiliyeti nisbetinde ancak zevk ederek istifade eder. Diğeri ise, bütün zâhirî ve bâtınî duyguları, akıl ve kalb ve his ve lâtifeleri o derece mükemmel ve o mertebe inkişaf etmiştir ki, o seyrangâhtaki bütün incelikleri, güzellikleri ve letâifi ve garaibi ayrı ayrı hissedip zevk ederek ayrı ayrı lezzet aldığı halde, o dostla omuz omuzadır.
    Madem bu karma karışık, elemli ve daracık şu dünyada böyle oluyor. En küçükle en büyük beraberken, serâdan Süreyyaya kadar fark oluyor. Elbette, dâr-ı saadet ve ebediyet olan Cennette, bittarîkı'l-evlâ, dost dostuyla beraberken, herbirisi istidadına göre sofra-i Rahmânü'r-Rahîmden, istidatları derecesinde hisselerini alırlar. Bulundukları Cennetler ayrı ayrı da olsa, beraber bulunmalarına mâni olmaz. Çünkü, Cennetin sekiz tabakası birbirinden yüksek oldukları halde, umumun damı Arş-ı Âzamdır [ 1 ] . Nasıl ki, mahrutî bir dağın etrafında, birbiri içinde, birbirinden yüksek, kaidesinden zirvesine kadar surlu daireler bulunsa; o daireler birbirinin üstündedir, fakat birbirinin güneşi görmelerine mâni olmaz, birbirinden geçebilir, birbirine bakar. Öyle de, Cennetler de buna yakın bir tarzla olduğu, ehâdisin mütenevvi rivâyâtı işaret ediyor.
  • 252 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Iskender Pala'nin kullandığı dilini sadelestirdigi bir romanı daha.o dili seven okuyucuları için yetersiz kalacak bir kitap nazarimda. Fakat yine de ilginç konusu ve tarih öncesi devirleri anlatış şekliyle anlatmak istediği mesajını okuyucuya vermiş.
    Göbeklitepe 'nin heyecanına bizi de ortak ederek mekânın asıl sahiplerinin yasama biçimini hayalgücünü kullanarak yeniden kurgulamış.
    Soru sorarak romanı bitirmis olmasi devamı yazılabilir gibi bir his oluşturdu.

    Ilkel değil de kadim insanlar dediği insanların sınırlarını, sırlarını,kuşaktan kuşağa aktarılan bilgilerle önümüze sunan yazarin klasiklerinden farklı bir Pala romanı.
  • Onunla çok şey de yaşamış olsan, henüz neredeyse hiç yaşamamış da olsan, bir gün önce de görsen, hiç görmemiş de olsan, çörekleniyor içine o melun his.
  • Birazdan hava aydınlanacak. Bu işe en çok, yanmayan o patlak sokak lambası sevinecek. Kendini gereksiz hissetmenin nasıl bir his olduğunu bilirsin.
    Ayakların üşümeyi bıraktığı zaman bahar gelmiş olacak. Önce çiçek açıp, ardından kiraz verecek kapının önündeki ağaç. Ve kimse toplamadığı için tek tek çürüyüp dökülecekler. Zamanla çürümenin ne demek olduğunu da gayet iyi bilirsin.