• Giderken ardına bile bakmayacaksın neden niçin diye sormayacaksın
    Bitti diye tek cümle dahi kurmayacaksın...
    susmak bilene en güzel cevaptır ıkı gözüm halden gönülden anlamayana...
    Kelimeleri yormayacak sın yüz göz olmayacaksın bırakacaksın kıymet bildiklerine.
    Al bütün zamanlar senin demeyeceksin yormayacak sın cümleleri tüketmeyecek sin sabrını yaşanmamış sayacaksın vuracaksın en okkalısından tek bir cümleye anlarsa anlar anlamazsa bırakacaksın laik olduğu yerde ardına dahi bakmadan çekip çıkacaksın ...
    Kıymet en cok bilene yakışır ...kıymet bilmeyeni kıymet bildikleriyle bırakacaksın.!
    Gözden ırak olan gönülden uzak olurmuş,derlerdi inanmazdım,
    Meğer ne kadar haklılarmış,
    Şimdi artık bende senin kadar vefasız...
    Senin kadar insaf sızım...
    Senin kadar vurdum duymaz....
    Ve senin kadar umursamaz....
    Bir aramanla bir mesajınla hiç bir şey değişmiyor artık...
    Artık eskisi kadar kafama takmıyorum,ağlamıyorum,
    Merak etmiyorum,arar mı ,yazar mı diye beklemiyorum...
    İstediğin gibi uzağım artık...
    Hem gözden ,hem gönülden düştün...
    Sormuyorum nasılsın diye ...
    Farkında mısın...?
    İçim titremiyor artık
    İyimi ,
    Hastamı ,
    Ne yapıyor diye...
    Şimdi sen de ne kadardım ,Ben de o kadarsın....!

    Sonyemin
  • "Ne sen o günkü Azime'sin, ne de ben o günkü Hasan Hüseyin... Biz kendimizi yapa-yarata, ateş çemberlerinden geçe geçe geldik bu yere..."
  • "Erkek, kıza karşı farklı duygular içindeydi. Kızla yüz yüze görüşmeleri şimdilik olanaksızdı. İleride sevgisi karşılık bulacak mıydı acaba diye düşünürken bir mesaj aldı:

    Kız: Günaydın tohumları atılmış gül bahçem. Her gün suluyorum bahçeni. Güllerin açıp açmayacağını sabırla bekleyeceğim. Yine Allah'ın nasib etmesine bağlı. Gece yıldızlarıma bakmışsın. O saatte yıldızlarım başka diyarlara gitmiş oldular ama olsun. Gökyüzü almıştır selamıni.

    Erkek: Sen umudunu hep diri tut . Sulamaya devam et ve sonrası tevekkül . Umarım Rabbim emeklerinin ve sabrının karşılığını en yakın zamanda verir ve çiçek açar umutlar . Selamımı aldıklarına inanıyorum zaten . Rabbim hakkımızda hayırlı olanı olanı nasip etsin yıldızım . Benim yıldızım Sen'sin . Gökyüzündeki bütün yıldızlardan daha parlaksin ve gönlümü aydinlatiyorsun . InsaAllah ışığın hiç eksilmez üzerimden . Dikkat et kendine ."
  • Yağmurlu bir Kasım günü,
    Cebimde ıslanmış bir mektup,
    Zar zor toparlamışım kendimi,
    Sol yanım alev, alev,
    Seni bekliyorum okul bahçesinde,
    İçimde deli bir cesaretle,
    Hayatım boyunca unutamayacağım
    O ses yankılanıyor uzaklardan ve gittikçe yaklaşıyor,
    Merdivenlerde bir koşuşturmaca,
    Acı siren sesleriyle bir ambulans geliyor okulun bahçesine,
    Bilinmez bir korku kaplıyor içimi,
    Ve sedyede görüyorum seni rengin soluk bembeyaz, bir melek gibi,
    Koşuyorum hiç durmak sızın boş sokaklarda yağmura karışan göz yaşlarımla, mezarlıkta alıyorum
    soluğu Annemin başucunda,
    Bir yandan dua ediyorum, bir yandan kendime, kaderime kızı yorum, ben sevdiğim için mi ölüyor
    insanlar önce Annem şimdi sen,
    Sevmem bir daha kimseyi,
    Mezarlıkta biraz ağladıktan sonra eve gidiyorum, dua ediyorum sabaha dek,
    Ve ertesi sabah okulda alıyorum acı haberi küçük kalbin hayata dayanamayıp durmuş kalp krizi
    geçirmiş sin ve melek olmuşsun.
    Şimdi yıllar geçti hala aynı mahalledeyim, evlendim çocuklarım oldu, hatta kızım bizim okulda okuyor
    o bahçede geziyor, seni son gördüğüm yerde, Annemi her ziyaretimde, senin yanında uğruyorum, her
    seferinde iki gülle gidiyorum mezara, biri sana biri Anneme iki beyaz gül, hayatıma giren iki meleğe.
    Birde o mektup var senden kalan,
    Sana vermek için beklediğim o ıslak mektup hala saklıyorum onu,
    Merak ediyorsundur ne yazıyor diye,
    Şöyle başlıyor;
    Bunları yazı yorum çünkü seninle konuşacak cesaretim yok, sana saçma gelebilir ama öyle işte,
    Annemi kaybettikten sonra fazla çevrem olmadı yalnız gezdim hep, sessiz yalnız bir çocuk oldum , bu
    yüzden okulda deli diyende oldu bir sürü şey zırvalayanda oldu, ama sen, sen başkaydın benim için,
    Annemin gülüşleri vardı sende, belki bu yüzden farklıydın, seni her gördüğümde boğazım
    düğümleniyor konuşamıyordum bu yüzden bu mektubu yazma kararı aldım bilmiyorum cesaret bulup
    da vere bilir miyim sana, ha birde ricam var senden tek sen okursan sevinirim, sana olan hislerime
    karşılık vermesen bile aşkıma saygı duymanı isterim...
    Sen hatırlar mısın bilmiyorum ama, benim hiç unutamadığım bir gün var. Hani okul gezisine çıkmıştık
    ya, sıcak bir haziran günüydü, okulların kapanmasına sayılı günler kala, hayatımda ilk defa uzun bir
    yolculuğa çıkacaktım çok korkuyordum. Cam kenarında oturuyordum, korkularım epilepsi nöbetlerimi tetiklemişti, kriz geçiriyordum ve sen yaklaştın o an, gözlerinden süzülen bir iki damla yaşa inat, güçlü
    gözüküyordun. Elini saçlarıma atıp kulağıma fısıldadın " ölmek için çok küçüksün lütfen yaşa" dedin .
    Boynuma , yüzüme kolonya sürüyordun. Öğretmenler dahi panik olmuşken, sen o minicik kalbinle,
    minnacık ellerimle bana şifa olmuştun. O gün aşık olmuştum sana, evet sana aşığım...... Yazıyordu o
    mektupta, bak ben hâlâ yaşıyorum, bak hâlâ ölmedim. O gün, o minik ellerini tutup sana şifa
    olamadım, " ölmek için çok küçüksün" diyemedim. Sanki sen doğa üstü güçlere sahiptin, sanki orada
    bütün gücünü bana verip beni hayata döndürdün, sanki bu yüzden, benim yüzümden yorgun
    düştün... Sen, sen öldün. Maalesef ben hâlâ yaşıyorum...

    Cem BOSTAN - Sana Adanmış Şiirler
  • Ey nüsha-i cânı ehl-i dînin!
    Ey nâsih-i şânı münkirînin!

    Ey meş'ali-i hikmet-i İlâhî!
    Ey mecma'-ı feyz-i bî-tenâhî!

    Takdîr-i meziyyetinde efkâr
    Heyhât eder mi kudret izhar?

    Sen cilvegeh-i cemâl-i Hak'sın,
    Âyine-i Hak desem ehaksın.

    Tenzîl-i celîl-i kibriyâsm,
    Bürhân-ı celâlet-i Hüdâ'sın.

    Feyz aldı cihan senin yüzünden,
    Bir bârika-i kemâlsin sen,

    Bir bârika kim bekâya mazhar,
    Her lem'ası tâ zamân-ı mahşer,

    Ettin bizi feyz-i Hak'tan âgâh,
    Ey nûr-i mübîn tebârekallâh!

    Mahlûk değil kelâm-ı Hak'sın,
    Âli-i sunûf-i mâ-halaksın.

    Kur'an'ı görüp duhât-ı urbân
    Hep kalmadılar mı lâl ü hayrân?

    Furkan ki zâhir-i mü'minîndir,
    Misbâh-ı münîr-i mü'minîndir,

    Şehrâh-ı hüdâ onunla mekşûf,
    Meçhûl kalır o olsa mekşûf,

    Ya Rab bu nasıl kitâb-ı âli?
    idrâke sığışmıyor meâli.

    Ulviyyetin eyleyenler inkar,
    Bir mislini eylesinler izhar.

    Elhak o kitab-ı bî-nazîre,
    Meydana getirmeden nazîre,

    Âciz bu cihâniyân âciz,
    Kim muktedir, ins ü cân âciz?

    Mâdâm ki iktidar yoktur,
    Tanzîre de ictisâr yoktur.

    Ahmed ki nebiyy-i bi-gümandır,
    Kur'an ile feyz-yâb-ı şândır.

    Fe'tû diyerek Resûl-i Ekrem,
    Eylerdi muannidîni mülzem.

    Fe'tu denilince ehl-i inkâr,
    Kâbil mi ki eylesinler isrâr.

    Da'vaya mahal kalır mı artık?
    Gavga ve cedel kalır mı artık?

    Furkân ki kitab-ı Mustafâ'dır,
    Bir mu'cize-i Hüdâ-nümâdır.

    Ey zîver-i dest-i ihtirâmım!
    Âlemde muhassalü'l-merâmım,

    Pîrâye-i hâfızam sen oldun,
    Sermâye-i hâfızam sen oldun.

    Sensin hele ey kitâb-ı a'zem
    Hâşâ buna hiç tereddüd etmem,

    Dünyâda refik ü hemzebânım,
    Ukbâda mu'în ü müste'ânım..
  • .
    "İşan Hüseyni..
    Pakistan'lı bir tıp doktoru. 
    Ülkesinde de çok tanınan ve sevilen birisi..
    Ülke çapında yaptığı büyük hizmetlerden dolayı ödül almak için uluslararası bir konferansa gidiyordu. Uçağa bindi, ancak hava çok yağmurlu ve fırtınalıydı.. Uçak bir müddet olumsuz hava şartlarına direndi ve üstüne üstlük bir de yıldırım çarpması sonucunda en yakın havalimanına inmek zorunda kaldı..Neyse ki, ne uçağa ne de yolculara bir şey olmamıştı..Ama indikleri şehir ufak bir yerdi.. Gideceği yere bir sonraki uçak 16 saat sonra kalkacaktı.. O an sinirlendi ve o toplantıya muhakkak yetişmem lazım, 16 saat bekleyemem, diye söylendi..Görevliler gideceği şehrin kara yoluyla 6 saat uzaklıkta olduğunu ve isterse araba kiralayarak gidebileceğini söylediler..İşan Hüseyni tamam diyerek ve alelacele bir taksi kiralayarak yola çıktı ama aksilik ya, bu sefer de yolda şiddetli yağmura yakalandı.. Yağmur o kadar çok yağıyordu ki, göz gözü görmez olmuştu ve oluşan selden dolayı da araba yürüyemez hale girmişti..
    Hayırdır inşallah, diyerek arabadan aşağıya indi İşan Hüseyni.. Yağan yağmur kendisini adeta su içinde bırakmıştı.. Kısa bir süre yürüdükten sonra bir anda yol kenarında eski püskü bir kulübe gördü.. Kulübenin kapısını hızlı hızlı çaldı.. Kapıyı yaşlı bir kadın açtı.. Buyur evladım, dedi yaşlı kadın İşan Hüseyni'ye.. İşan Hüseyni biraz sinirli biraz da çekingen bir tavırla; telefonunuzu verir misiniz telefon etmem lazım, dedi.. Yaşlı kadın tebessüm ederek; evladım ne telefonu, burada değil telefon, elektrik bile yok.. Bir tek gaz lambamız var.. Bir de teneke sobamız.. Hadi sen geç biraz dinlen, ALLAH ne verdiyse önüne yemek koyayım da ye ve dinlen.. Sonra düşünürsün işlerini..
    İşan Hüseyni üşümüştü.. Yorgundu ve bedbindi.. Çaresizce peki dedi.. Yaşlı kadın yanan sobasının üzerinde pişen çorbadan doktora ikram etti.. Doktor çorbayı içti.. İçi ısındı.. O an da yaşlı kadın namaza durmuştu.. Kadının namazını bitirdikten sonra uzun uzun dua ettiğini ve ederken de ağladını gördü.. Yaşlı kadın namazı ve duayı bitirdikten sonra İşan Hüseyni'ye, rahat ol evladım, diyerek bir de çay ikram etti.. Daha da memnun olmuştu doktor Hüseyni.. Sanki kendi evinde gibi hissetmişti kendisini.. O an aklına ne kaçırdığı uçak, ne de gidemediği konferans geliyordu.. Sanki farklı ve gizemli bir alemde bulunuyordu.. 
    Ardından İşan Hüseyni'nin gözüne kadının yaptığı bir başka şey daha ilişti.. Dikkatle baktı ve yaşlı kadının bir beşik salladığını ve beşikte küçük bir bebeğin hareketsiz bir biçimde öylece yattığını gördü. Dayanamadı ve kimin bu bebek anacığım, hem hayırdır, niye ağlayarak dua ettin namazdan sonra?..

    Anlatayım evladım, dedi, gözleri dolan yaşlı kadın.. 
    Beşikteki bebek yetim olan torunumdur.. Annesi de babası da öldüler.. Ağır bir hastalığı var.. Bölgedeki hiçbir doktor çaresini bulamadı.. Dediler ki; İşan Hüseyni adlı çok meşhur bir doktor var.. ALLAH'ın izniyle bu hastalığın çaresi ondadır.. Ancak o doktor bize çok uzaktadır.. Ben de birkaç gündür ALLAH'ıma dua ediyorum.. Ey kudret ve merhamet sahibi ALLAH'ım, bu bebeğin işini kolaylaştır, ona hayırlı ve sağlıklı ömürler ver, Ey Rabbim, diyorum..

    Bu sözleri duyan Doktor Hüseyni duyduğu sözlere inanamadı.. Yerinden ağlayarak kalktı ve ey anacağım, ALLAH (CC) senin duanı kabul etti.. Senin o samimi ve hasbi yakarışın, yıldırımlar çaktırıp uçağı yere indirdi.. Yağmurları yağdırıp selleri akıttı ve sonunda beni sana ulaştırdı.. Dr. İşan Hüseyni benim, anacığım.. ALLAH'ın inayetiyle bebeği tedavi edeceğim, sen rahat ol.. 
    Yaşlı kadın duyduğu sözlere adeta inanamadı.. 
    Ellerini açarak ve de ağlayarak, Rabbine bu defa şükür duası etti.. İşan Hüseyni'de ağlıyordu.. Hem de hıçkıra hıçkıra..Açtı ellerini ve ey hayırda şerri, şerde hayırı olduran Rabbim, Sen ne büyük ALLAH'sın.. Beni ne kadar hayırlı bir işe memur ettin.. Sana ne kadar şükretsem azdır..
    Zihnimi aç, bilgimi tazele ki şu masumu tedavi edeyim, şifasına Senin izninle vesile olayım.. O an ince bir ses duyuldu..Ses beşikten geliyordu..Bebek ağlıyordu.. Ama dikkatlice bakıldığında ise sanki gülüyordu..Görünüşe bakılırsa o da Alemlerin Rabbi'ne hamd ediyordu..

    Evet kıymetli dostlarım.. 
    Bu kıssadan alınacak hisse çok büyük.. 
    ALLAH'ın kendisine gönülden iltica eden mahzun kullarına nasıl yardım ettiğinin açık seçik bir misali bu..Halik-i Zülcelal, kendisine yürekten teslim olan hiçbir kulunun yakarışını geri çevirmez..
    Yeter ki dua, O dua olsun..

    Ne demiş Ziya Paşa o ünlü Terkib-i Bendinde;

    "En ummadığın keşfeder o esrar-ı derunun..
    Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın.."

    ALLAH (CC) sırat-ı müstakimden ayırmasın.. 
    Vesselam.."

    SAMİ ÖZEY
  • SEN YOKMUSUN SEN
    Ah sen yok musun sen..
    Gözlerimdeki hasretin nedeni,
    Yüreğimdeki sancının sebebi,
    Sensin o sen.!
    Ah sen yok musun sen..
    *
    Vazgeçemediğim
    Sevdamın adısın sen,
    Damarlarımda dolaşan..
    Kanımsın sen.
    Esen yellerden, uçan kuşlardan
    Sorarım seni ben.
    Ah sen yok musun sen..
    *
    Özlemim sin hiç bitmeyen
    Sevilen çok sevilen
    Şiir gibi, roman gibi özlenen
    Sensin o sen..!
    Ah sen yok musun sen..
    *
    Burcu, burcu akarsın yüreğime sen,
    Canımsın, kalbimsin, sevdamsın sen,
    Özlenen, özlenen, özlenen,
    Sensin o sennnnnnn..!
    Ah sen yok musun sennn...
    Munise KESKİN
    Birtaneme