Geri Bildirim
  • Furkan Düzenli
    Furkan Düzenli, Bir İktisatçının Entellektüel Portresi'ni inceledi.
    @aliyaosmanzade·1 sa.·Kitabı okudu·23 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Sabri Ülgener, nam-ı diğer Türk Weber. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nin önemli isimlerinin başında gelir Ülgener. Çünkü Ülgener çağdaşlarının veya seleflerinin yaptığı gibi tercüme ile yetinmemiş tezleriyle birlikte senteze gitmiş bir isimdir.

    1933 yılında Almanya’dan ülkemize sığınan birçok Alman profesör ülkemiz üniversite hayatının önemli yapı taşları olmuşlardır. Ülgener, Gerhard Kessler, Alexander Rüstow, Fritz Neumark, Wilhelm Röpke gibi isimlerin önce tercümanlığını yapmış ardından onlardan öğrendiklerini içinden çıktığı toplumsal öğretilerle harmanlamıştır. Bu yaptığıyla karanlığa ilk kibriti çakanlardandır Sabri Fehmi Ülgener.

    Alman Profesörler kendi dünya görüşleri ile akademik dünyaya şekil verirken Türk Hocalarında “ilmi Türkçülük” gibi bir görevleri doğuyordu. Bu göreve gönüllü olan Ülgener, Batı’nın kuram ve modellerini Türkiye’ye uyarlamaya çalışmış ve bunda önemli ölçüde başarılı olmuştur.

    Yetiştirdiği öğrencilerinin yanı sıra yazdığı eserlerle de günümüzde hala yaşayan Ülgener, Batı ile Türkiye arasında olduğu kadar Osmanlı ile Cumhuriyet arasında da köprü olmuştur. Veblen'den, Weber'den, Sombart'tan alıntıları; İbrahim Hakkı'dan, Nefi'den, Aşık Paşa'dan alıntılarla harmanlamıştır.

    Bu kısa tanıtımın ardından “Bir İktisatçının Entelektüel Portesi: Sabri F. Ülgener” kitabına dönecek olursak, yukarıda yazılanların çok daha detaylı anlatımı ile kitabın birinci kısmı oluşuyor. İkinci kısımda ise Ülgener Hoca’nın asistanı olan Ahmet Güner Sayar “şahsiyeti ve ilmi fikri dünyası”nı kaleme alıyor.

    Kendi adıma Sabri Ülgener’i şimdiki nesillere tanıtmanın önemli bir eğitim adımı olduğuna inanıyorum. Ülgener gibi isimlerin tozlu raflar yerine aktif zihinlerde yaşaması ve gelişmesi gerekiyor. Çünkü ilim başka türlü ilerlemiyor. Günlük safsataların arasında gerçek bilginin kaybolduğu gibi ilmi gerçeklikler de gündelik tartışmalara kurban ediliyor.

    Sırf bu sebeple bile olsa Sabri Ülgener’den öğreneceğimiz çalışma disiplini ve aşkı var. İktisatçı olmasına rağmen sosyolojiye, edebiyata, tarihe önem vermiş entelektüel olarak yelpazesini geniş tutmuştur. Kısacası Ülgener’den öğrenecek o kadar çok ders var ki….
  • Ve güneş,siz,ben ve var olan her şeyle birlikte,kapısı her zaman açık ve sofrası her zaman hazır olan O Hükümdar'ın şöleninde eşit onurla yerini alır.
    Halil Cibran
    Sayfa 20 - iş bankası kültür yayınları
  • Soyut akla musallat olan bir yorgunluk var ki, en korkuncu o. Fiziksel yorgunluk gibi insana ağırlık yapmaz, duyguların öğrettiklerinin verdiği yorgunluk gibi kafa karıştırmaz. Sahip olduğumuz dünya bilincinin üzerimize çöken ağırlığıdır o, kendi ruhumuzla soluk alamaz oluşumuz.
  • "Biliyorsun..." dedi. "Bir çiçeğim var ve ondan sorumluyum. Hem o öyle güçsüz, öyle saf ki! Hiçbir işe yaramayan dört dikeninden başka kendini savunacak silahı yok.
  • -Bay Pablo, metafor ne demek?
    -Bir şeyden bahsederken onu başka bir şeyle anlatmak. Mesela.. “gökyüzü ağlıyor” dediğinde ne demek istersin?
    -Yağmur yağıyor.
    -İşte bu bir metafor.
    -O zaman kolaymış. Neden öyle karmaşık bir adı var?
    -İsimlerin basitliğiyle veya karmaşıklığıyla işimiz yok.
    -Dün sizin kitabınızda okuduğum bir cümle.. “Berber dükkanının kokusu beni hıçkıra hıçkıra ağlatıyor”.. Bu da metafor mu?
    -Hayır. Pek sayılmaz.
    -Anlayamıyorum. O zaman neden Berber dükkanının kokusu beni hıçkıra hıçkıra ağlatıyor dediniz?
    -Bak, Mario… Kullandığım sözcüklerden daha farklı olarak nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Şiir açıklandığında sıradanlaşıyor. Açıklamaktan daha iyisi, şiirin ortaya çıkardığı duyguların, onu kavramaya müsait bir ruh tarafından bizzat tecrübe edilmesidir..

    (Postacı) 1994
  • "Zât’ın dilimize dua vermesi, bize yakarış temrinleri yaptırması, O’nun o duaları çoktan kabul etmeye hazır olduğunu gösteriyor, değil mi? Dua ile duanın kabulü arasında sadece o duanın dilimize değmesi bahanesi var."
    Senai Demirci
  • Kitabı keyif alarak okudum. Fantastik bir tarihi roman olan kitapta yer alan dünyanın sonu ile ilgili korkunç kehanetlerini okurken o günleri görmemeyi dileyerek fakat Türklerin yükselişi ile ilgili bölümleri okurken ise milliyetçilik duygularımın kabarmasına yol açtığı için beğenerek okudum. Umarım yükselişle ilgili olan bölümler bir gün gerçek olur...

    Eserin içerisindeki gerçek ve gizem bir arada oldukça iyi harmanlanmış bu da sayfaları daha büyük bir merakla çevirmeme sebep oldu...

    Kitapta var olan dünyanın ekonomi devlerinin ileri ki yıllarda nükleer savaşlar için nasıl hazırlık yaptıkları, dengeleri şimdiden nasıl değiştirmeye başladıklarını okurken, dünyada yaşayan tüm insanlık adına endişelenmemek elde değil. Biyolojik silahlar üretenler, insan hayatını sırf kendi emelleri için yok sayanlar ve Büyük Ortadoğu projesi ve onları destekleyen ülkeler bu amaçlarına ulaşmak için döktükleri kanın hesabını verebilecekler mi acaba?

    Türklerin ataları asırlar önce bıraktıkları kutsal emaneti teslim ettikleri Cengiz Türker onların dediği gibi "Son Kağan" olup, dünyaya yön verebilecek mi?

    Dünyanın sonu geldiğinde Türkleri nasıl bir son bekliyor?
    İnsan kitapta yazan birçok olayın gerçekleşmesini dilerken, süper güç denilen devletlerin kendi çıkarları uğruna yapabileceklerinden korkuyor. Umarım bir gün tüm dünya halkları, din, dil, ırk farklılığı gözetmeksizin birbirimize hoş görü ile bakıp, yaşamayı başarırız...