• “Gitme seni bakan yapacağım.”
    “Ne bakanı?”
    “Iıı adalet bakanı.”
    “İyi de burada yargılanacak kimse yok ki?”

    “O zaman kendini yargılayacaksın. Bu en zorudur. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaya benzemez. Şayet kendini yargılamayı başarabilirsen işte o zaman gerçek bir bilge olmuşsun demektir.”
  • "O noktaya varmanın tek yolu, gerçekle yüz yüze gelmen, korkun yok olana
    dek korkularının nesnesiyle karşı karşıya kalman; yoksa senin meçhul
    karşısındaki kaygım büyütmekten başka bir işe yaramayan bir sığınağa
    saklanmak değil."
  • 128 syf.
    ·Beğendi·9/10 puan
    Simon Stalenhag - Döngüden Hikayeler

    Bu kitaptan Amazon Prime ile Döngü’den Hikayeler dizisini izlerken haberim olmuştu ancak Türkçesi yoktu ve ingilizcesini de almak için üçyüz lirayı gözden çıkarmam gerekiyordu. O sebeple hem indirime girmesini bekledim. Ne yazık ki girmedi. Tam bu süreçteyken İthaki’nin bandrol aldığı kitaplar arasında görüp çok heyecanlanmıştım.

    Kitabın anadilinden çevrilmiş olması gerçekten harika bir şey çünkü hangi kitap olursa olsun ikinci bir dilden çeviri yapıldığında okuduğunuz cümleler ağzınızda yavan bir tad bırakıyor.

    Kitabı bu kadar övdükten sonra içeriğinin nelerden oluştuğunu söylemem gerekiyor sanırım. Kitap --yarım-- kısa öykülerden oluşuyor. Yazar aynı zamanda çizer olan Simon retro-futuristik çizimlerine bir arkaplan evreni oluşturmuş ve bu evrende yer alan öyküleri de kitaba koymuş. Her öykünün sonu yok bazıları sadece görselle ilgili. Hepsini sevdiğimi söyleyemem ama genel itibariyle hem çizimleri hem de öykünün kendisini çok beğendim. Çizimler özellikle benim gibi cyber punk hayranları için ayrı bir güzel. Çeviri ise gerçekten iyiydi.

    Yazar kitabın içerisinde bulunan çizimleri kendi sitesinde ücretsiz olarak yayınlamış durumda. Öncesinde çizimleri görmek isterseniz yazarın official sitesine gitmelisiniz. Ben bu gönderiye birkaç tanesini ekliyorum. Kendi hesabını da takip etmek isterseniz instagramdan @simon_stalenhag hesabına bakabilirsiniz.

    Diziyi soranlar da olabilir belki; dizi Amazon Prime’ın Black Mirror’ı diye geçiyor ama ben daha çok Dark’a benzettim. Hem hikayelerin birbirine bağlantısı hem de oyunculuklar gerçekten çok güzel. Bazen saçma sapan gibi görünen öyküler bir bakıyorsunzu ağzınızı açık bırakabiliyor. Bilimkurgu seviyorsanız mutlaka göz atın derim.

    Yazarın Elektric State kitabı da yakın zamanda İthaki’den çıktı ama henüz okuma fırsatı bulamadım.
  • DERLİ TOPLU HATIRLATMA..
    Önce kanıtlanmış gerçekleri söyleyelim.
    1- Corona virüs’ünün normal bir insanda hastalık yaratabilmesi için, çok kısa süre içerisinde belli bir miktarda vücuda nüfuz etmesi gerekiyor. Bu durum “virüs dozajı ile hastalık ilişkisi” dir.
    Maruz kalınan virüs miktarının hastalığın şiddetinde ve ölüm ihtimalinde oynadığı kilit rolü ifade eder.
    2- Kullandığımız yüz maskeleri havadaki virüs ve virüs içeren partikülleri (damlacıklar vs.) filtre eder. Yani maske yüzeyinde ve maskenin iç katmanlarında biriktirir. Bu filtreleme kabiliyeti maskeden maskeye, ortamdaki nem ve ısı değişikliklerine, maske takan insanın nefes alma gücü ve sıklığına göre değişir. Ama az ama çok olmak kaydı ile maskelerin bir filtre gibi yüzeylerinde virüs biriktirdikleri bir gerçektir.
    3- Covid-19 tipi virüsler yapıştıkları yüzeylerde uzun süre hastalık yapma yeteneklerini kaybetmeden tutunabilirler.Bu süre maske yapımında kullanılan sentetik kimyasal veya doğal elyaflar için sekiz saatten başlar ve üç gün’e kadar sürebilir. Maske’nin ısı ve nem oranı bu süreyi etkiler.
    4- Covid-19 insan cildinde en az dokuz saat hastalık yapma etkisini kaybetmeden yaşayabilir.
    5- Covid-19 tipindeki virüsler vücudumuza başlıca üç yoldan nüfuz eder. Gözler, burun ve ağız.
    Gözler ve burun delikleri ve kanalları bu tip virüsler için doğal bariyerler ve salgılar nedeni ile nispeten daha dirençli giriş kapılarıdır.
    Hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bu bilgiler bundan sonra anlatacaklarımı anlayabilmek için çok önemli.
    ….
    Herhangi bir yüz maskesi taktığınız zaman maskenizin yüzeyinde ve içinde taktığınız süreye paralel olarak virüs birikmeye başlar.
    Kabaca bir örnek verelim.
    Bulunduğunuz ortamda havada az miktarda ve sizi hastalandırma dozunda olmayan virüs partikülleri olduğunu varsayalım. Ki günlük yaşantımızın geçtiği pek çok yer bu şartları barındırır.
    Evimiz, alış veriş merkezleri, toplu taşıma araçları ve iş yerimizin atmosferinde mutlaka bu virüs ve bu virüs partikülleri az da olsa bulunur.
    Ancak özellikle hastane ortamı veya aktif hastalık geçiren bir insanın bulunduğu ortamlar ve yakın çevresi virüs yükü açısından yoğundur.
    Maskesiz bir insan gün içerisinde ama az, ama çok virüs saldırılarına maruz kalır.
    Normal bir insan pey'der pey gelen bu saldırıları vücudunun savunma sistemi ile bertaraf eder.
    Ve aynı zamanda bağışıklık kazanmaya başlar.
    Bu durumu şuna benzetebiliriz.
    Türkiye’nin sınırlarında her saat beş-on düşman askerinin sızdığını düşünün. Elbette bu sayıdaki düşman çok kısa süre içerisinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kısa süre içerisinde etkisiz hale getirilecektir.
    Ve bu zayıf saldırılar askeri personeli devamlı uyanık ve teyakkuz halinde tutacaktır.
    Sızmanın olduğu bölgeler özellikle tahkim edilecektir.
    Pekiyi aynı şartlarda maske takarsak fena mı olur?
    Maskesiz vücudumuza giren beş-on virüs yerine maskemize takılan ve vücudumuza giremeyen veya en fazla bir-iki tane nüfuz eden virüs olmasının ne gibi bir zararı var?
    Haklısınız.
    Maske takmanız, taktığınız süre içerisinde sizi virüs istilasından belli bir oranda korur.
    Günlük yaşantınızda bulunduğunuz yerler ve atmosferdeki zayıf virüs yoğunluğu dikkate alındığında maskeniz sizi ciddi bir şekilde koruyacaktır.
    Ama aynı koruma garantisini atmosferde yoğun virüs olan ortamlar için söylemek çok zor.
    Özellikle hastaneler, hastane yoğun bakımları, Covid hastalarının yattığı servisler ve Aktif Covid hastasının bulunduğu odalar da salt maske koruması hiçbir işe yaramaz.
    Madem maske iyi-kötü koruyor.
    O zaman siz neden maske kullanımına karşı çıkıyorsunuz?
    Sorusuna biraz sonra cevap vereceğim.
    Maskeniz ile bir saat, iki saat veya gün boyu dolaştınız diyelim.
    Ve maskeniz gerçekten sizi korudu.
    Havadaki virüsleri adeta bir filtre gibi üzerinde toplayarak ağzınıza, burnunuza girmesine engel oldu.
    Ve geçen süreye paralel olarak artmak kaydı ile maskenizin üzerinde virüs birikti.
    Tüm bu süre içerisinde ellerinizi arkadan kelepçeleme imkanımız olsa ve yaklaşık her dört saatte bir, birisi yavaşça ve tozutmadan eski maskenizi çıkartıp izolasyonlu bir tıbbi atık poşetine koyup yok etse ve yerine bir yenisini takabilse hiçbir sorun yok. Ve bu süre içerisinde eski maskeniz takılı iken asla hapşırmamanız, öksürmemeniz ve şiddetli bir şekilde nefes alıp vermemeniz de lazım.
    Tüm bu şartları yerine getirebilirseniz,
    İşte o zaman mükemmel maske koruması altındasınız diyebilirim.
    Aksi taktirde maske’nin öldürücü özelliklerinden sadece biri ile karşı karşıyasınız demektir.
    O özellik de “virüs biriktirir, öldürücü doza ulaştırır ve bulaştırır şeklinde özetlenir.”
    Neden ellerimiz arkada bağlı olmak zorunda?
    Neden öksürmeyeceğiz, hapşırmayacağız, derin nefes alıp vermeyeceğiz?
    Çünkü hapşırduğunuz ve öksürdüğünüz zaman maskenizin üzerinde biriken virüsler havalanıp doğrudan gözlerinize nüfus eder. Rüzgara karşı tükürmek gibi bir hadisedir.
    Ayrıca derin nefes alıp vermeye başladığınızda maskenizin geçirgenliği artar ve maske üzerinde birikip yoğunlaşmış virüsleri tek dozda aspire edersiniz (içinize çekersiniz.)
    Neden elleriniz arkanızda bağlı olmalı?
    Bu soruya ben cevap vermeden önce lütfen düşünün.
    Ama hepiniz dürüst olun. Özellikle sağlık profesyonelleri dürüst olsun.
    Gün içerisinde maskenize kaç kez elinizi değdiriyorsunuz?
    Gün içerisinde kaç kez maskenizin orasını burasını çekiştiriyorsunuz?
    Kaç kez burun altına indirip kaldırıyorsunuz?
    Kaç kez çene altına indirip yeniden olması gereken yere yerleştiriyorsunuz?
    Kaç kez burnunuzu kaşıyorsunuz?
    Kaç kez çıkarıp, katlayıp cebinize koyuyorsunuz?
    Bir maskeyi kaç saat kullanıyorsunuz?
    Hatta kaç gün kullanıyorsunuz?
    Kendi kendinize dürüstçe cevap verin.
    Çok defa değil mi?
    Hem de çok çok defa!..
    Az veya çok süre kullandığınız o maskelerin yüzeyinde sizi hastalandıracak, çok ağır hastalandıracak ve hatta ölümünüze sebep olacak miktarda virüs biriktirdiğini biliyor musunuz?
    Ve o birikmiş virüsleri gün boyunca defalarca kürek, kürek parmaklarınıza aldığınızın farkında mısınız?
    Ya katlayıp cebine koyanlar?
    Belki günlerce hayatta kalacak bir virüs bombasını cebinde, çantasında taşıyacaklar. Bu bomba ile evlerine gidecekler!..
    Yok hocam biz öyle yapmıyoruz, biz bu işte profesyonel olduk diyenleriniz var değil mi?
    Ben 30 yıldır maske kullanıyorum, etrafımda otuz yıldır maske kullanan cerrahlar var..
    Biz maske kullanma konusunda henüz profesyonel olamadık. Gün içerisinde hata yapıyoruz.
    Siz profesyonel olduysanız alnınızdan öperim.
    Maske kullanmak maalesef “kendilerini korusunlar" diye çocukların eline silah ve bomba vermek gibi bir faciadır.
    Zaten uzun lafa gerek yok. Tüm dünyada maske kullanım oranına paralel olarak “ağır hasta” ve “ölüm” oranı artıyor.
    Toplum aynı toplum, virüs aynı virüs ise “ağır hasta ve ölüm “ oranını yükselten değişken ne?
    Bu basit soruya cevap var mı?

    Dr.Bilgehan Bilge
  • “Bedeni burada, bilinci derin bir uykuda, zihnin elinde geçmişte ya da gelecek düşüncelerinde kayıp. Ve işte insan vaktini ne kadar çok oralarda, geçmiş ya da gelecekte geçirirse; o kadar yok, o kadar yaşamıyor, o kadar boşlukta yuvarlanıyor.”
  • Mesafelerin hiç bir önemi yok. Insan kalbindekini hep sever, hep özler.
  • - Kendini öldürmeye cesaret edebilen, Tanrı'dır. Bugün herkes bunu yapabilir ve böylece Tanrı'yı yok edebilir... böylece her şeyi yok edebilir. Ama bunu daha kimse yapmadı.
    +Milyonlarca insan kendini öldürdü.
    - Ama onların hepsi korkularından öldürdüler kendilerini. Korkuyu öldürmek için değil. Korkuyu öldürmek için kendini öldüren, hemen o anda Tanrı olur.
    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Sayfa 144 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları