Giriş Yap
zaimoğlu mehmet
@oNoMaToPoEiA
Sen, ey çirkinliklerin en müthişinden affedilmiş kimsesizlik, sefillik, itibarsızlık; var ol!..  Üstad
Necip Fazıl Kısakürek
kİtAp SeRsErİsi
a self-made man!
2955 okur puanı
27 Kas 2020 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Sabitlenmiş gönderi
(...)... --- İnanayayım mı bu masala?.. --- İster inan, ister inanma, fakat seyret!..
Sayfa 276 - ALBÜM! / 10. paragraf
·
1 yorumun tümünü gör
Reformist, müfessir, vs...?
Muhammed Esed
... Güya İslâm'la şerefleniyor(!)..!? Alimlik(!), müfessirlik(!) vs... teşebbüs ve iddialarıyla "bodoslama dalmak" deyiminin, müslümanlığa karşı bir yahudi aksülameli şeklinde zuhuru, inanç anarşizmini besleyici ve tetikleyici majör depresif bir haleti ruhiyeyle birlikte megalomani bir tip!
zaimoğlu mehmet
1 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
zaimoğlu mehmet tekrar paylaştı.
DÖRDÜNCÜ MAHKEME (devam) NURULLAH ATÂÇ İddianame: "Yüksek mahkemenizden, sanık Nurullah Ataç için "âmme hukuk" takipçiliği yoliyle ve liyakatsiz ve mazarratlı şöhret istismarı iddiasiyle, adalet tecellisine zemin açılmasını diliyorum. Madde haklarının tanziminden çok daha üstün ve fevkalâde ince ve girift bir dâva olan fikir ve mâna hakları nizamına memur yüksek mahkemeniz, Nurullah Ataç mevzuunda, şiddetle ve her şeyden evvel takip ve tenkide muhtaç mâna dolandırıcılıklarinin baş örneğini bulacaktır. Aşağıdaki, iddianamemizin bütün lefleriyle birlikte en riyazî delillere ve tahlillere bağladığımız mesele üzerindeki terkibî hükmümüzü takdim edelim: Bay Nurullah Ataç, içinde fikir, ölçü, tecrid, teşhis, tahlil, terkip, dünya görüşü ve eşya ve hâdiselere bakış zaviyesi adına tek zerre bulunmayan bir kocakarı uslûbiyle ve gıda bakımından kabak çekirdeği hafifliğiyle çeyrek asra yakın zamandır çırpıştırdığı hissî, infialî nebatî, ilcaî tenkit yazıları etrafında sahte bir şöhret temin etmiş ve bu şöhret yüzünden sanat ve edebiyat kargaşalığımızı büsbütün akamete ve karanlığa sürüklemiş, kendi mânevî zatı noktasından bir HİÇ, fakat genç dimağlarda uyandırdığı münekkit vehmi noktasından son derece ZARARLI bir örnektir. Yazı hayatına 1920'den sonra başladı. İlk yazısı (Dergâh) mecmuasında çıktı. Bu mecmuada bir takım şiir tecrübelerine de yeltendi. Fakat hiç birinde tutunamayarak nihayet halkla sanatkâr arasında bir nevi zevk simsarlığı vaziyetini seçti. (Akşam) gazetesinde tenkit yazıları yazdı. İlk hikayesi (7 Gün)de çıktı. Yâni hikayeye de özendi. Bir zamanlar (Tan) gazetesinde (Ahfeş) imzasiyle tuhaflıklar yapmak istedi. (Son Posta) ya mahut ve meşhur fransız işkembe kazanından her gün bir kepçe ilave etmek işiyle vazifelendi. Hattâ aynı elçabukluğuna memur gazetelerde, telif süsü verilen bu hikâyelerin aynı zamanda çıkmaması, yâni kendisiyle beraber bir başka açıkgözün de aynı elçabukluğunu göstermemesi için (Haber) gazetesinde (Vâ - Nû) ya telefon edip fransızca aşiremento gazeteleri arasında birer nüfuz bölgesi taksimi fikrini, yâni her gazetenin muayyen fransızca gazetelerden aşırması teklifini ileri sürdü; ve bu hâdise o zamanlar çıkan (Ağaç) mecmuasında Necip Fazıl tarafından şiddet ve nefretle teşhir edildi. Zabit katibi birkaç kere öksürdükten sonra iddianameyi okumaya devam etti: - "Daha sonra işbu sanık Nurullah Ataç, (Haber) gazetesinde birtakım gündelik lâflar yazdı. Maarif Vekâletinin mahut (klasik)ler tercümeciliğine karıştı. Birçok resmî ve hususî tercümeler meydana getirdi. Şimdi de Ankarada (Ulus) ceride-i feridesinde hiç değişmeyen kabak çekirdeği üslûbu ve Hotantolar diliyle "söyleşi, eyleşi, beyleşi" diye, kırk yıllık balıkçı Yani'nin kırk yıllık midye dolması gibi hep ayni mutfak marifetini tekrarlamakla ve mukavva kılıcına tevdi edilen bir vazife halinde (Büyük Doğu) kıyasına hamleler (!) etmektedir." Zabit kâtibi bir ân sustu ve kapıdaki mübaşire işaret etti. Mübaşir koskoca bir çuval dolusu gazete, mecmua ve kitabı zabit kâtibinin yanına bıraktı. Zabit kâtibi devam ediyor: "İşte muhterem hâkim, bu imzaya ait her ne intişar etmişse hepsi bu çuvalın içindedir! İçlerinde, sade suya tirit tercümelerden ibaret olan bir kaç eserden başka, kitaplık, hattâ broşürlük çapta hiç bir şey yoktur. Muhterem hâkim, bütün yeryüzünde, Patagonya prensliği de dahil, hangi münekkit vardır ki, dünya görüşünü ve sanat ölçülerini billûrlaştıran bir kitap ve eser temeline oturmuş olmasın?.. Bu, yalnız ve tek kişi olarak Türkiye'de vardır ve ismi Ata bey oğlu 49 yaşında Nurullah'tır. Allahın nuru manasına gelen ismi de Allahın bir hikmeti halinde o nurdan topyekûn mahrumluğunu gösteren muhteşem bir tezat unsurudur. Zira bu fikirsiz ve nasipsiz Bay, fikirsizliğine rağmen iman suvarilerinin yolunu kesmek sevdasındadır. Maamafih isminin delâletiyle ruhunun ifadesi arasindaki tezadı, bedavadan mazhar olduğu "Münekkit" unvaniyle zihni seciyesi arasında aynen bulabiliriz. Sanık Nurullah, ne kadar Allahın nuru ise o nisbette de münekkittir! Muhterem hâkim! Bu şahsa ait her münteşir yazıyı, hattâ bir zamanlar merkum şairlik özentileri gösterirken, sokaklarda şifahen buyurduğu: Sükûna bürünüp mezcet ey gönül Zevkin elemini, elem zevkine! Tarzındaki pestenkeranîliklere kadar yüksek takdirinize arzetmiş bulunuyoruz. Merkumu müşarünileyhin münekkit ve fikirci sıfatiyle yazdığı yazılarda, eğri veya doğru, "iki birden bir fazla ve dört kırkın onda birlik bir parças lır" derecesinde tek fikir unsuru bulacak olursanız, biz, âmme hukukunun temsil makamı, iddiamızın baştanbaşa yüksek takdir ve tesbit makamınızca reddini ve haklı hiç bir tarafının itibara alınmamasını istiyoruz! Yâni biz muhterem hâkim, iddiamızın topyekûn kabûlünden ve hakkımızdan tek cüz'ün bile fedasına razı olmadığımızın görülmesinden başka bir şey istemiyoruz! Bu dünyada insanlar vardır ki, kendilerine nasip olan istidatlarını tam zıddı işlere düşkündürler. Bakarsaniz, kendisi silik ve emekli bir deniz subayıdır, fakat doğramacılık işinde bir harikadır ve evine oymalı eşyalar yapar. Bakarsınız, papağanvarî bir Üniversite Profesörüdür; fakat (bezik)te çıkan boş kâğıtları bile sayacak kadar müthiş ve menfî bir irfan sahibidir. Sabik sefirdir, fakat lâhik ve devamlı halı tüccarı olmak hünerini hiç bir ân kaybetmeyecektir. Daha neler, daha neler?.. Fakat mevzumuz, Nurullah Ataç, nasibin daha başka bir nasib yolundan şaşırttığı bu insanlar arasında, olması lâzımgeldiğiyle olduğu veya olmuş sanıldığı arasındaki tezat bakımından, görülmemiş bir tip hazinesidir! O olsa olsa, iyi bir mizah mecmuası muharriri, orta bir edebiyat karii, son derece aşağı bir felsefe talebesi, zengin bir sinir hastası, (pasyone) bir kumarbaz, bazan çok kuvvetli bir nüktedan, fakat her zaman ve hiç değişmez tarzda bir mesleksiz ve mezhepsiz olabilir. İşte bu son teşhisimiz Nurullah Ataç'ı çerçeveleyecek ve tam belirtecek yegâne ifadedir. Her ân hakikatine sadık ve asla değişmez bir mesleksiz ve mezhepsiz... Bu Bay'ın hayatında gün gelmiştir ki, işin fikir tarafında zerre kadar çile çekmeksizin, merkum, (komünizan)laşmıştır. Akşama yatağına bu sıfatla giren müşarünileyh, sabahleyin, bu işi beğenmediğini ve ondan döndüğünü yazmak için uyanmıştır. Fakat olurken de, dönerken de, ilkesizlik, mesleksizlik, mezhepsizlik, kendisinde esasur ve daima sabit... Bir de bir münekkite düşen vasıfların ulvî mimarisini hatırlayalım ve önümüzdeki çerden çöpten çatıyı onunla karşılaştıralum: Münekkit!.. Bütün bir tarih ve cemiyet çilesi çekmiş ve şahsi bir kıstasa varmış, akıl ve fikir muztaribi... Münekkit!.. Tá başlangıcından bugüne kadar bütün fikir ve sanat zincirinin teker teker belli başlı illiyetlere bağlayan ve o zincire ilişik yepyeni bir halkalanışın muhasebesini kuran üstün yaradılış... Münekkit!.. Müstesna bir irfan, müstesna bir bilgi, müstesna bir tahayyül, müstesna bir terkip, müstesna bir tecrit, müstesna bir zevk, müstesna bir seziş, müstesna bir duyuş, müstesna bir üslûp sahibi insan... Evet efendim! Bu mimarî yakında Nurullah Ataç, Süleymaniye camiinin bitişiğinde kırık bir sardalya kutusudur. Bütün sanat kistası da şundan ibarettir: - "İyi! Çünkü İyi!.. Kötü, aman ne kötü!.. Öf, hiç beğenmedim! Aman ne güzel, ne güzel!.. Bayağı, adi, iğ. renç!.. Harika, enfes, mükemmel!.." Aksaraylı 28 yaşında, (Ayten) romanı okuyucusu ve (Klark Keybl) takdircisi bayan Jale'nin kıymet hükümleri de böyledir! Ve işin faciası şudur ki, Bayan Jale, tekbaşına ve olduğu kadar bilinen mesuliyetsiz bir nebatîlik mümessili iken, bu Bay, bir zamanlar koca bir millet, koca bir edebiyat, koca bir dâva, koca bir dünya temsil etmiş olan bir milletin bir bedbaht devrinde, o bedbahtlığı artırıcı bir "Türk edebiyatı münekkidi" bilinmektedir. Artık söylenecek her sözü lüzumsuz sayıyor ve takdirinize arzedilen bir çuval kabak çekirdeği çöpüne lúifen bir göz atmanız isteğiyle, sanık hakkında münasip cezanın tâyinini istiyoruz!..." Hâkim, müdafaa ve karar için celsenin bir hafta sonraya talik edildiğini bildirdi. Hâkim, Nurullah Ataç'a savcının iddianamesine karşı ne diyeceğini sordu. Bay Ataç şu cevabı verdi: - Hiç!.. Ben aslâ kelli-felli, kitap ve sistem sahibi bir münekkit olmak istemedim ve bunu iddia etmedim. Birkaç yazımda da belirttiğim gibi, ben, duygularımı ve teessürlerimi rastgele kaydetmekten başka bir istek peşinde gezmedim. Onun içindir ki, hakkımda düşülen bu kadar telâş ve gürültüyü lüzumsuz, sarfedilen büyük büyük kelimeleri de garip buluyorum! Kararı mahkemeniz versin, söylenecek başka sözüm yok! Hâkim yine sordu: - Hiç bir müdafaa şahidi de göstermek istemiyor musunuz? Kalem sahiplerinden sizi müdafaa edecek kimse yok mu? Dinleyiciler kalabalığı içinden bir el kalktı; elin bağlı olduğu omuzbaşı ve o omuzbaşının üstünde müthiş bir kafa... Karmakarışık saçlar; kan çanağına dönmüş bir çift çakır göz... Kahkahadan çatlayan çizgiler arasında ağlamaktan bayılan hatların sardığı, yarı ihtilâlci, yarı (Karidesci), yarı mütefekkir yarı apaş, garip bir çehre... Dinleyiciler arasında mırıltılar: - Sait Faik, Sait Faik!.. - Efendim, bendeniz Nurullah Ataç'ın yazılarını bu memleket muharrilerinin hepsinin üstünde bulurum. Onları hiç yorulmadan, harikulâde rahat, tıpkı bir karides'in suyunu emer gibi içerim. Bence muhtaç olduğumuz tenkit ve zevk yalnız onda vardır. Ben ukalalıklardan, iman miman laflarından, ölçü mölçü lâkırdılarından hiç birşey anlamam; ve anladıklarını, benimsediklerini söyleyenlere şaşarım. Necip Fazıl'dan nefretim, yalnız bundan dolayıdır. Benden romanımı (Büyük Doğu)ya 100 liraya satın aldıktan sonra yüzüme karşı bu romanın on para etmediğini, benim olsa olsa tek ve münzevî bir ânı donduran iyi ve şair bir hikâyeci olduğumu ve bir romanın muhtaç olduğu fikir ve (sentez)den mahrum olduğumu söyleyen bu adama, cihanın en tahammül edilmez, ukalâsı göziyle bakıyorum. Mahkemeniz Nurullah'ı değil, asıl onu muhakeme etmelidir. O zaman da biz huzurunuza çıkıp şahitlik etmeliyiz! Ve o zaman asıl o, Birinci Kısakürek hazretleri kendisine müdafa şahidi aramalıdır! Hâkim ihtar etti: - Mevzu ve sadedi aşıyor ve dâva üzerinde hiç birşey söylemiyorsunuz! Buyurun, söyleyin, Nurullah Ataç'ı yâni onun fikir ve üslûbunu niçin seversiniz? Sait Faik'in gözleri korkuyla açıldı: - Ne bileyim ben?.. Severim işte!.. Ve bir ânda mahkeme salonunun içi, mendillere, şapkalara, avuç içlerine gömülmek istenen boğuk kahkahalarla doldu. Hakimin tok sesi: - Sükût!.. Karar veriliyor! Ve hâkimin tane tane söylediği sözlere refaket eden daktilo makinesi (tuşlarının noktalamaları içinde karar: "Edebiyat mahkemesi heyeti, savcının iddiası ve bir çuval içinde sanığa ait olarak bize sunduğu eserler ve sanıktan aldığı intibalar karşısında ittifakla şu hükme varmıştır: 1 - Nurullah Ataç'ta hiçbir tenkit anlayışı yoktur. 2 - Nurullah Alaç'ta fikirlerini ve görüşlerini istinad ettirdiği hiçbir dünya görüşü yoktur! 3 - Nurullah Ataç'ta fikir ve kıstas alâkasını doğurucu, içtimaî, tarihî, ruhî, bedihî muhasebe ve murakabe adına hiç bir sermaye; ve ilcaî, infiâli, hissî bir ruh seciyesinden başka hiçbir vasıta yoktur! 4 - Nurullah Ataç'ta, ezbere tekerlenen ve sadece zarafet oyunu halinde beliren nakillerden başka, kafasında zatî idrak ve ölçü merkezine ulaşabilmiş hiçbir irfan hamulesi yoktur! 5 - Nurullah Ataç isimli bir münekkit yoktur! Yüksek mahkeme, sanığın, fransızca muallimliğinde, edebiyattan bahsetmemek şartiyle ibkasına, gazetelerde, menba ve aslını göstermek şartiyle tercümeler yapabileceğine, fakat her türlü edebiyat ve (söyleşi) yazılarından men'ine ve savcılık makamının iddianamesini ezberleyip Türkiye'nin en büyük şehirlerindeki halkevlerinde birer kere ezbere okumasına karar vermiştir.
·
Küfür...
Küfür, pis olduğu kadar ahmaktır.
Çöle İnen Nur
/ KOYUN GÜDEN TAC
Habaset prototipi 1k sitesi yöneticilerinin zihniyeti
Edepsizlik mefhumunun edepli kalacağı reklam adı altındaki görseller malumunuz! Dün bu necis uygulamaya üsturuplu bir şekilde tepki gösterdim. Göstermiş olduğum tepki, "topluluk kuralları"na "aykırı" olduğu gerekçesiyle kaldırılmış!?... Onların menfur görselleri topluluk kurallarına aykırı değil! Miş..? Mi! Vay bee...
zaimoğlu mehmet
1 yorumun tümünü gör
Hoca Ubeydullah Taşkendî: -- Biri uzaklardan Şeyh Ömer Hazretlerine, tarikat telkini almaya gelmiş... Şeyh sormuş: <<Sizin memleketinizde mescit var mıdır?>>... <<Var!>>... <<Müslümanlık hükümlerini biliyor musun?>>... <<Biliyorum!>>... <<Ya ne diye zahmet edip buralara kadar gelmiş bulunuyorsun?>>...
Reşahat
/ HOCA UBEYDULLAH TAŞKENDÎ ETRAFINDA sh.267
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
2427
24,3bin öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.17