• O, yönetim için öğretmenlik yapmaz; öğrenci için öğretmen olmuştur. Üstüne hesap vermeye her zaman hazırdır, ama öncelikle kendi özüne hesap verir.
  • Bence dünyada öğretmenlik gibi hiçbir meslek yok ki sadece bir saatlik bir dersle bile bir insanın kaderini etkileyebilsin.
  • 160 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Anadolu’da öğretmenlik yapan yalnız bir kızın aslında hayatı boyunca hiç yalnız olmadığı onun için hayatın tüm zorluklarına katlanan bir adamı geçte olsa tanıması üzdü beni
  • 544 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sevdiğiniz birisinden ihanet görseniz de onu affeder misiniz? Sevginin bitmesi zor ama affetmek belki de en büyük mesele bu.



    Feride, nişanlısı Kamran'ın ona yaşattığı hayal kırıklığından sonra Anadolu'nun küçük köylerden birine öğretmen olarak gitmeye karar verir. O sevecen deli dolu neşeli biri için bu kararı nasıl verdiğini okurken bile içinizde bir burukluk oluşuyor.



    Öncelikle şunu söylemem lazım, Reşat Nuri'nin kaleminin naifliği kitabı okumanızı sağlıyor. Ben okurken kendimi Feride'nin yanında o köyden o köye giderken buldum. Ben sanki onun valiziydim ve yolcuğuna eşlik ettim. Anılarına eşlik ettim. Defterini yazarken onunla birlikte ağlayıp güldüm. Ama en çok yaşadığı haksızlıklar beni yordu.



    Neşat Nuri Güntekin'in hayatına baktığımda karşıma şu cümleler çıktı: "Güntekin, eserlerinde insan sevgisine geniş yer verir. İyimser bir kişiliğe sahiptir. Müfettişlikle adım adım gezdiği Anadolu'yu, gördüklerini, duyduklarını, kendine özgü tipleri, geleneklerle görenekleri, toplumsal sorunları, pek derine inmeyen bir gözlemle, etkin bir biçimde anlatır. İyi bildiği sahne tekniğini, duygulu bir yoğunlukta, bazen mizahla iç içe işler.



    Romancılığının sırlarını açıklarken şöyle diyecektir: "Konu, pek ilkel şekilde aklıma gelir. Hiçbir zaman, hemen derhal bu konunun planını yapıp da yazmaya başladığım vaki değildir. Bulduğum konuyu, zihnimde bir kenara atarım. Onu francala hamuru gibi kendi kendine kabarması için uzun müddet bırakırım. Çok defa aradan birçok senenin geçtiği de olur. Bu müddet zarfında konuda bazı ilaveler yaparım. Bazı kısımlarını atarım, çıkarırım.""



    Yazdığı dönemdeki Anadolu'yu olayların içinde betimleyerek anlatması okuyucuyu da olayları anlamasını sağlamış. Yazarın Feride'ye biçtiği rol beni o kadar etkiledi ki o güçlü kadını okumak beni çok mutlu etti. 1920'lı yıllarda Anadolu'da yalnız başına hayatını sürdüren öğretmenlik ile geçimini sağlayan ve ne yaşarsa yaşasın insan sevgisini asla yitirmeyen bu güçlü kadını çok takdir ettim.



    Kitabı okurken her ne kadar "Ben Gülbeşekeri severim." bölümlerini buruk bir gülümseme ile okusam da Kamran benim için sevmediğim bir karakter olarak kalacak. Çünkü ihaneti Feride'den ziyade kendisine yaptı. Kendi hayatını elinin tersi ile itti. 5 yıl belki kısa gibi görünse de bir ömre bedel de olabilir. O zamanın geri gelmeyeceğinin bilinci ile hareket etmeliydi. Hatasını fark etmesi de güzel bir şey ancak fark etmek yeterli mi?



    Kitabı okurken bu kitaba bir kelime bulsam galiba naif derdim. (Bir çok yorumda da bunu okudum.) Galiba bunu yazarın dili sağlıyor. Sizi o diyarlara sürükleyen bir dili var ve kendinizi şimdiki zamandan çıkarıp onun yazdığı yere doğru hareket etmenizi sağlıyor. Severek okuyacağınız size tebessüm bıraktıracak ve kitabı bitirdiğinizde yeniden okuma isteği uyandıracak bir kitap.
  • 243 syf.
    İnsan, insan olabilmek için de yine bir insana ihtiyaç duyar, toplumsal bir varlık olarak. Tıpkı yazarın da baba olduktan sonra hayatın farklı boyutuna geçtiğinden, olgunlaşmaya başladığından söz ettiği gibi. Bir insanın sorumluluklarını almaya başlamak, onu yetiştirmeye başlamanın da ilk adımlarıdır.
    Çocuklar ilk adımlarını düşe kalka atmayı öğrenirken birden koşmaya başlamasını arzularız. Biran önce ve herkesten fazla matematik öğrensin yabancı dil öğrensin de onun başarılarıyla mutlu olalım isteriz eksikliklerimizi tamamlamak istercesine. Bu hatada, başarı düzeyini arttırmak hatta öğrenci sorumluluğunu üstünden atmaya çalışan eğiticilerin de büyük bir payı vardır. Çoğu veli de bu açmazın içine düşer, öğretmenin direktifleri doğrultusunda.. Her ikisi de ister ki öğrenci başarılı olsun aynı zamanda robot gibi yerinde otursun, mümkün olduğunca konuşmasın, sormasın hep çiçek olsun kaktüs olup rahatsızlık vermesin. Oysa çocuklar ya da gençler, fikirlerini, edindiği bilgileri sorgulayıp tartışmadığı sürece gelişme imkânını elde edemeyecek, sadece verilenle yetinmeyi ezberlemeyi öğrenecektir.
    Başkalarına tabi yetişen öğrenci modeli kendi mesleğini seçemez dahası yeteneğini keşfetmek gibi bir farkındalığa sahip olamaz. Gelecekleri hakkında da onları tanıdığını iddia eden günün popüler mesleklerini tercih eden ebeveyn ya da rehber öğretmenler karar verici olur. İşte mutsuz verimsiz sadece günü kotarma peşinde olan, çalışan modelleri de böylesi yanlış tercihler sonrası ortaya çıkmaktadır.
    Yazar yol göstericiliğini tecrübelerinden çıkarımlar ve örnek hikâyelerle süsleyip anlatımına canlılık katmış. İlgi çekici olanlara değinmekte fayda görüyorum. Öğretmenin sıkıcı olması birçok öğrencinin derse odaklanamaması dersin içine girememesinde olumsuz etkendir. Öğretmenin heyecandan uzak aynı ses tonuyla dersi okuyarak bitirmesi zamanla öğrenciyi o dersten ve konudan uzaklaştıracaktır. Öğrenciyle aktif yapılmayan söz hakkı verilmeyen ders sadece öğretmenin zamanını doldurup görevini tamamladığı hissi yaşamasına yarar. Yazar ne kadar ilgi çekici olduğunuzu denetlemek için de küçük bir testle yine kendinizin kontrolü yapmanız gerektiğini, basit bir ses kaydıyla fark edebileceğinizi söylüyor. Bu konu temelde önemlidir çünkü öğrenci derse odaklanıp katılmadıktan sonra öğretmeye çalıştığınız hiçbir şey kazanım haline gelmeyecektir.
    Yine ilerleyen sayfalarda rastladığım bizzat tanık da olduğum, ‘bir linç takımına katılmak’ diye nitelendirilen öğretmen odalarında rastlanan kulis olayı. Bir dönem vekil öğretmenlik yaparken her gün bir öğrenci masaya yatırılır; olumsuz görülen bütün özellikleri, tembel yaramaz, dersin akışını bozuyor diyerek gündeme oturtulur, nöbetçi öğretmen de koridorda bahçede de yaramazlık ettiğini söyler ona şahitlik ederdi. O çocuk öyle kabul edilip neden ya da ne yapılabilir gibi çözümün peşine pek düşülmezdi. Yazar da basit ama insan hayatında fark yaratabilecek ‘yankı’ hikâyesinden bahsediyor. Yankıyı “hayatın kendisi” olarak nitelendiriyor. Eğer daha fazla sevgi istersen daha fazla sevgi ver, daha fazla nezaket ve anlayış istersen daha fazla nezaket ve anlayış göster. Aslında hayatın düsturu olmalı, çünkü hayat verdiklerinizi bir şekilde size döndürüyor. Bunu da kendini doğrulayan kehanet varsayımıyla bağdaştırıyor. Tıpkı büyüklerimizin dediği gibi: “Bir insana kırk defa deli dersen deli olur.”
    Çocuklara olumsuz şeyleri söyleyip eleştirel yaklaşmaktansa ‘gelecek sefer’ kelimesiyle başlayıp devamında pozitif bir alana sürüklemeliyiz. Bu yaklaşım hem suçlama ifadelerinden uzaklaşıp kendini değersiz hissettirmeyecek hem de negatif davranışları ortadan kaldırmasına yardımcı olacaktır. Verilen cezalar yapılan hatanın bedelini ödemiş hissi yaratır ki bu da o davranışta hiçbir şekilde olumlu değişim getirmez. Çünkü ödediği bedel aynı hatayı tekrarlama isteği uyandıran bir kısırdöngü halini alır.
    Daha iyi ve doğruyu elde ederek doyuma ulaşan, bir hayata sahip olmak da sürekli öğrenme sonucu gerçekleşebilecek bir kazanımdır. Yazarın da vurguladığı gibi öğrenmenin yaşı yoktur; öğrenmek ve gelişmek en büyük zenginliktir. Yarattığınız farkla bunu daha çok hissederek yaşayacaksınız. Yaş haddine takılmadan öğrenmeyi, gelişmeyi hayat felsefesi edinen insanlar aynı zamanda bu zenginlikten payını alanlardır.
    Yazarın öğretmenlere önemli vurgularından biri de öğrencilere öğretmeyi hedeflediği ders konusunu hazırlarken öncelikle kendisinin bu konunun önemini kavraması ve hayata geçirmede örnekler verebilmesi gerektiğidir. Aksi takdirde hedeflenen kazanımların hiçbiri gerçek anlamda kazanılmayacaktır. Aslında öğrenci de kendini önemli hissetmek, öğretmeni tarafından takdir edilmek, varlığının farkına varıldığını bilmek ister. Her birinin farklı değerler taşıyan birbirinden apayrı acı ya da tatlı birçok hikâyesi vardır. Sizin tavrınız, bu hikâyenin bir parçası olmanızı sağlayacak ya da hep dışında bırakacaktır. Tıpkı yazarın hatırlattığı kırlangıç hikâyesindeki gibi.
    Hayatta tek başına gösterilen çabayla, hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanmanın bir acizlik olduğunu düşünüyorum. Kendi yaşamımdan bir örnek vermek isterim. İş dolayısıyla bir dönem bulunduğum kırsal alanda öğrendiklerimi paylaştığım anneler ve derslerine destek olduğum birkaç öğrenciyle yaşadığım manevi doyum pek az şeyde hissedebileceğim türdendi. Çünkü yaptığınız iyilik ya da gösterdiğiniz fayda bir başkasında çoğalıp zincirleme bir etki yaratabilirsiniz, kurtarılan her bir denizyıldızı hikâyesi örneğindeki gibi. Öğretmenin görevi de öğrenciyi kaybetmek değil kazanmaktır. Herkesin ayrı bir değer taşıdığına ayrı bir dünya olduğuna inanmasıdır.
    Öğretmen öğrencinin psikolojik durumunu hissedebildiği gibi, öğrenciler de aynı şekilde bunun farkına varabilir. Öğretmenin mutsuz ya da gergin halini hissedip olumsuz bir şekilde etkilenebilir. Sınıfta bulunan birçok öğrencinin o günkü ruh haline zarar verebileceği gerçeğini hatırlayıp gülümseme gibi pozitif etkisi olan mimik ve jestlerini öğrencilerinden esirgememelidir. Hata yaptığında özür dilemeyi ya da yapılan basit de olsa güzel bir davranış için teşekkür etmeyi bilmelidir. Sadece başarı değil gayret göstermek de takdir edilmelidir ki öğrenci o sınıfa korku ve kaygıyla girmesin. Korkunun başarının önünde daima önemli bir engel olduğu unutulmamalıdır.
    Yazar hayatında olumlu değişimle fark yaratmayı esas alan kişisel eğitim kitabı tarzında aynı zamanda kutsal bir amaca hizmet eden değerli bir eser ortaya çıkarmış. Hayat uzun bir yolsa, öğretmen olma yolunda da tecrübelerden, hikâyelerden ders çıkarılarak oluşturulan rehber niteliğindeki bu eser, insan yetiştiren herkesin okuması hatta yetinmeyip notlar da alması gereken bir kitap..
  • Endüstri 4.0 ile başta hizmet sektörünün bazı dalları olmak üzere pek çok meslek ortadan kalkacak. Diğer yandan mevcut bazı mesleklere rağbet artarken yeni meslekler de ortaya çıkacak. Sözgelimi mimar ve mühendıslere duyulan ihtiyac artacak. Fabrikalardaki robotlasma artacağı icin düz fabrika iscilıği tarihe karışacak. Fakat arıza yapan fabrika robotlarını tamir edebilen teknisyenler öne çıkacak. Geleceğın en gözde mesleklerinden biri ise şüphesiz büyük veri analistliği.Benzer şekilde arayüz tasarımcılarının da uzun bir süre daha meslekleri güvende. loT çözüm mimarları ve endüstriyel bılgısayar mühendıslerı de tahmın edebileceğinız gibi iş bulma sıkıntısı cekmeyecekler arasında. Doktorlara, disçilere ve öğretmenlere her daim ihtiyacımız olacak.Özellikle uzaktan eğitim olanaklarının yaygınlaşması, formal eğitim konusunda akla yeni modeller getirse de öğrenciler için öğretmenler sadece bilgi veren değil aynı zamanda motive eden hatta rol model olan kisiler. Dolayısıyla sanılanın aksine öğretmenlik de geleceğin parlak meslekleri arasında.

    KENDİNİ İYİ DONATAN,İŞİ ALACAK

    Geleceğin iş yapıs modeli ve çalısan ihtiyacı gıttıkce sofıstıke bır hal alıyor ve ısverenler artık tek bır dıplomayla yetinecek gibi değil. Hatta su anda bile büyük sırketler mühendıslerı ıse alırken yan dal olarak sosyal bilimler eğitimi almış kisileri tercih ediyor.Bunun sebebi sosyoloji,psikoloji, felsefe veya antropoloji gibi dalların bize farklı bakıs açıları katıyor olması. İsverenler, yaratıcılığın ve farklı bakış acılarına sahıp olmanın is hayatındaki problemleri çözmede çok önemli olduğunu düşünüyor. Bunu yapabilmek için de tek bir üniversite diplomasına sahip olmak yerine bunun yanında baska diplomalar, sertifikalar gerekiyor. Hatta kisisel ilgi alanları bile sandığınızın aksine bu noktada çok önemli. Sirketler, is görüsmelerinde adaylara bos zamanlarını nasıl değerlendırdıklerını, dığer bir deyisle hobilerıni özellıkle soruyor. Bu soruya "kitap okumak, müzik dinlemek' türü alısılageldık bır cevap vermek artık yeterli değil. Dolayısıyla belli konulara yönelik kitapları okuyor olmanız ve bir müzik aleti çalmanız muhtemelen isi almanızla sonuclanabilecek.
  • 208 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Henüz atama bekleyen bir öğretmen adayıyım ama öylesine etkilendim ki mesleğe başlamadan aşık oldum mesleğime.. çoğu zaman gözlerim nemlendi.. okuyup da köşeye bırakmayacağım, daima baş ucumda tutacağım, zaman zaman tazelenmek için tekrar okuyacağım oldukça faydalı bir eserdi. Öğretmenlik yapmak ve öğretmen olmak birbirinden oldukça farklıymış.. bu ayrımın ayırdına varmamızı sağlayan Doğan Cüceloğlu iyi ki var..