“Mesela duvardan bir sada işitirsen, bilirsin ki duvardan değildir ; duvarı söyleten bir kimse vardır. İşte evliya da böyledirler; kable’l-mevt ölmüşler ve duvar hükmüne girmişlerdir; onlarda bir kıl ucu kadar varlık kalmamıştır.”
"Nihayet ben Leyla'nın suretine muhabbet etmiyorum ve Leyla suret değildir. Benim elimde bir kadeh gibidir; ben o kadehten sarab içiyorum. Binaenaleyh ben ondan içtiğim şaraba aşıkım; halbuki sizin nazarınız kadehedir. Şaraptan âgâh değilsiniz. Eğer bana cevher ile murassa' zerrin kadeh getirseniz ve onun içinde sirke veya şarabın gayri bir şey olsa, o benim ne işime yarar! İçinde şarab bulunan, eski ve kırık bir kabak, benim indimde o kadehten ve onun gibi yüz kadehten daha a'lâdır.”
“Ashabımıza vasiyyet ederiz ki, ma'na arusları batında sizlere yüz gösterdiği ve esrar münkeşif oldugu vakit, sakın, sakın ağyara söylemeyiniz!…Ya'ni "Hikmeti ehlinin gayrine vermeyiniz, [hikmete] zulmetmiş olursunuz; ve ehlinden diriğ etmeyiniz, yine [hikmet ehline] zulmetmiş olursunuz."
“Mecnun Leylaâ’nın aşkında o kadar müstağrak olmuş idi ki, Leylâ’nın gayrine bakmasi öldürücü bir kılıç idi. Nihayet başkalarında da göz, dudak, yanak ve burun vardı. Acaba onda ne görmüş idi ki onunla böyle olmuş idi?..“
“Eğer ağaçlar kış vaktinde yaprak ve meyve vermiyorlar ise, onların iş görmedikleri zannolunmasın; onlar daima meşguldür. Kış irad ve yaz masraf vaktidir. Masrafı herkes görür, iradı görmez.”