"O dönemde [1960'lar] felsefeciler için temel mesele, çoğunluğun nasıl sömürüldüğünden ziyade, halkın belirli bir kısmının nasıl dışlandığını anlamakla ilgiliydi. Buradaki asıl sorun ise eskiden göz ardı edilmiş hâkimiyet biçimlerinin görülmesi değil, bu hâkimiyet biçimlerinin herhangi bir sömürü anlayışından bağımsız olarak teorileştirilmesiydi. Dışlanma ve sömürü arasındaki ilişkiyi inceleyen bir teorik bakış açısından yararlanmak yerine Foucault, zaman içerisinde dışlanma ile sömürüyü birbirine zıt, hatta birbirleriyle çelişen şeylermiş gibi görmeye başladı."
Daniel Zamora