1000Kitap Logosu
Geçici İleti*
Malumunuz
Kurtlarla Koşan Kadınlar
Kurtlarla Koşan Kadınlar
kolay okunup bitmediği için temmuz gibi 5-6 kişiyle okuma maratonu şeklinde okumak istiyorum Temmuz başında düşünüyorum. Katılmak isteyen olursa ve kitabı temin etmek isterse diye şimdiden paylaşmak istedim.****
ayt tyt maratonu
Bu yaştan sonra tekrar üniversite okumaya karar verdim. Bunun sebebi yazarlık veya sinema ile başka bir yol seçme kararımdır. Haliyle Edebiyat veya Sinema ile ilgili bir alan hedefliyorum. Mektepli olmak herkesin başaramadığı bir şey. Ve insanı bu engellememelidir Hala bu görüşteyim. Yani yazar veya sinemacı olmak için illede okul şart değil. Önemli olan şey ilgi ve enerji. Fakat kafa dengi eğitimciler. Uzmanlarca hazırlanan dersler ve tanışacağınız aynı karakterde arkadaşlar , yada farklı kişilerle tanışma sağlaması yönüyle okul önemli bir konudur. Alanda uzman olmak içinde bunu artık istiyorum. Bu sebeplerden ötürü yazma ve okuma işleri aksıyor. Wattpad sitesinde yazılarım var hepinizi beklerim. Sınava gireceklere başarılar dilerim
724 syf.
Yıllardır beklettiğim kitaplardan biriydi ama keşke bu kadar beklemeseymişim dedim kitabı bitirdikten sonra. Uzun bir okuma maratonu olmasına rağmen yarım bırakmayı hiç düşünmedim. Okurken, kitaba tutunamadığım zamanlar oldu ama bir yerinden yakalamayı hep başardım. Korkmayın, bekletmeyin, okuyun; pişman olmazsınız️.
Tutunamayanlar
8.9/10 · 44bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
304 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
Her kar tatili benim için yoğun bir okuma maratonu oluyor. Bu tatilde de geçen yıl Nobel ödülü alan yazarın yani Abdulrazak Gurnah'ın Deniz Kenarında kitabını okumaya başladım. Kitabın çevirisini Müge Günay yapmış. Buradan çevirmene teşekkür etmek istiyorum. O kadar güzel bir çeviri olmuş ki büyük bir zevkle okudum kitabı. Hatta öyle ki yazarın diğer kitaplarını da almaya karar verdim, bir şartla tabi çevirmen yine Müge Günay olacak. Yazarımız Tanzanyalı bir müslüman. Çocukluğunda Kur'an kurslarına gitmiş eğitimini ise İngiliz okullarında yapmış. Anladığım kadarıyla o yıllarda Güney Afrika İngiliz sömürgesiymiş. Bir dönem de İngiltere'de yaşayan yazarımız İngiliz edebiyatı üzerine eğitim almış. Yazarımız ilk kitabini 1987'de yazmış. Okuduğum bu kitabı ise 2001 yılında yayınlamış. Gelelim kitabımıza... Spoiler içerir ‼️‼️‼️ Kahramanımız Salih Ömer mülteci olarak İngiltere'ye kaçar. İlk etapta ingilizce bildiğini gizler. Bunun için göçmen bürosu yetkilileri onun dilini bilen birini bulurlar. Bu kişi ise Latif İsmail'dir. Kitap ilerledikçe aslında bu kişilerin birbirlerini çok öncede tanıdıkları hatta aralarında husumet olduğunu öğreniriz. Karşılıklı görüşmeleriyle hem Salih Ömer'in hem de Latif İsmail'in hikâyesini ayrıntılarıyla okuruz. Bir yandan hayat hikayeleri verilirken bir yandan da ülke tarihi anlatılır. Önce İngilizlerin sömürgesi olan ülke, bir süre sonra başbakanlarının Sovyetler Birliği hayranlığıyla sosyalizme kayar, sonrasında Amerika'nın sömürgesi olur. Bu sosyalizm hayranlığı sırasında ülke gençleri Rusya'ya ve Doğu Almanya'ya giderek eğitim alırlar. Kitapta, aşk, ihanet ve mültecilik konuları işlenmiş. Ben severek okudum. Sizlere de tavsiye ederim.
Deniz Kenarında
Okuyacaklarıma Ekle
416 syf.
İnci Aral'ın kalemiyle tanışma kitabımdı Mor. Yazar, romanı iç konuşma tekniğiyle ele almış. Yeni Yalan Zamanlar serisinin ikinci kitabı aynı zamanda Mor ancak serideki kitaplar birbirinden bağımsız okunabilir. Aral'ın kitaptaki sosyolojik analizlerini sevdim. Çünkü sosyolog edasıyla didaktik bilgiden ziyade karakterlerin gözünden saptamalar şeklinde vermiş analizlerini. 4-5 cümleyle ülke siyasetinin son 40 yılını özetlemiş mesela göze sokmadan. Kitabın başında - bir rüyayla- hissettirdiği olayla bitirmek yerine kitabı, o olayla başlatıp karakterlerin analizlerini o olay sonrasında verseydi eğer kitabın sonundaki bitmemişlik hissi ya da hadi olsun artık o olay hissi olmayabilirdi diye düşünmüştüm. Ancak böyle yapmasının sebebini, postmodern roman ve gerçek yaşam paralelinde çok güzel anlattı Aral. (
Kitap Dünyam
Kitap Dünyam
ın düzenlediği #güncelikeşfet okuma maratonu sürecinde yazarla yapılan söyleşi sırasında Aral, kitabın sonuna dair durumu açıkladı, 28 Mart 2022.) Ben kendi açımdan kitabın böyle bitmesine ikna oldum açıklamadan sonra. Ben en çok Armağan ve Adem bölümünü sevdim. Armağana sempati duyacak kadar empati yaptım. Bazı karakterlerin daha derin ele alınabileceğini hissettim ama yine de sevdim kitabı. Fazla karamsar olduğum için belki de. *Yazar, bu eserle Orhan Kemal ödülünü almış.
Mor
6.8/10 · 1.307 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
690 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Merlin'in Pantolonu! Harry Potter Serisini Bitirdiğime Hala İnanamıyorum...
2022’nin başında aldığım en iyi kararlardan birisi kesinlikle Harry Potter okuma maratonu oldu. Meğer ne kadar farklıymış kitaplarının verdiği haz. Aslında ne kadar az şey biliyormuşum kitapları okumadan önce. Çünkü her ne kadar filmleri bize asıl hikâyeyi verse de kitaplardaki detaylar çok önemliymiş, bunu bir kez daha anladım. İlk kitaptan son kitaba kadar ben de kahramanlarımız Harry, Hermione ve Ron gibi sevgiyi, korkuyu, heyecanı, öfkeyi, nefreti hissettim. Ron ile çikolata kurbağalardan yedim, Hermione ile SBD’lere çalıştım, Harry ile Dumbledore’dan birçok şey öğrendim. Kendi arkadaşlarıma veda etmişim gibi hissettim kitap bittiğinde... Harry Potter serisi benim için öylesine bir kitap serisi değil, kitap sayfalarının arasından açılan bir portal ile geçiş yaptığım bir dünyaydı… Ve bu sihirli dünya benim için “her zaman” çok özel olacak…
394 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
EZİK VE AŞAĞILIK BİR ROMAN: “Ezilmiş ve Aşağılanmışlar” Romanın orijinal adı bu: ‘’Ezilmiş ve Aşağılanmışlar’’ (1861) Dostoyevski’nin idam mahkumluğundan sonra 9 yıl boyunca yaşadığı Sibirya sürgünü dönüşü yazdığı ilk romanı olma özelliğini taşıyor. Bu süreçte Dostoyevski’nin ruhunu ızdırapla doldurmuş, ruhu kor bir ateş yana yana kaleminin üzerine akmış ve bu eseri ortaya çıkmıştır. Sürgün yılları sonrası Dostoyevski için dönüm noktasıdır. Çünkü, sürgün öncesi ve sonrası eserleri arasındaki ciddi makas farkları artık göze çarpmaktadır. Eserlerini kronolojik sırayla (yazılma tarihi sırasına göre) okuduğum için bu makas farkını bariz bir şekilde okuyarak deneyimledim. Sizlere de kronolojik bir okuma maratonu yapmanızı tavsiye ederim. Oldukça faydalı. Budala, Karamazov Kardeşler, Kumarbaz adlı romanlarından önce yazdığı, çıraklıktan ustalığa geçiş emareleri barındıran ilk romanı olarak da tanımlanabilir. ‘’Ezilenmiş ve Aşağılanmışlar’’, zamanında çok rağbet görmüştür. Ancak yine de Dostoyevski'nin çıraklık eseri olarak addedilir. Çıraklık eseri buysa ustalık eserleri kim bilir nasıldır? diye sorgulatan cinsten bir kitaptır. Yarı otobiyografik unsurlar içerir.Dostoyevski, Vanya karakteridir. Hatta kitapta somut bir şekilde Dostoyevski’nin silüeti beliriverir; Dostoyevski’nin ‘’İnsancıklar’’ eserinde eleştirmen Belinski’den aldığı olumlu eleştiri, Vanya'nın ilk romanı sonrası eleştirmen B.*den olumlu eleştiri alması olarak kitapta kendini gösterecektir. Vanya da Dostoyevski gibi tavan arasında derme çatma odasında büyük yazarlığın tohumlarını atmakta, büyük yazar olma yolunda sancılar çekmektedir. Diğer bir benzer nokta da Dostoyevski’nin ilk eşi Mari Dimitriyevna İssayev’in aynı romandaki karakter Nataşa gibi Öğretmen Vergunov’a âşık olması ve Dostoyevski’nin bunu kabullenmesi hatta sonrasında Vergunov’yla arkadaş olması bunların en belirgin izlerdendir. Lakin Dostoyevski, hayatında deneyimlemediği hiçbir şeyi romanlarına koymak gibi bir adeti yoktur. Dostoyevski’yi anlamak, ancak onun yarattığı karakterleri iyi analiz edebilmekte yatar. Lakin her bir karakter Dostoyevski’nin kendisidir ve her bir karakter aslında herkestir, bu kitabı okuyan her kişidir. (!) ● DOSTOYEVSKİ KARAKTERLERİ: Dostoyevski karakterleri, ilk bakışta hayalperest kimseler gibi gözükse de bu dışarıdan bakıldığında ilk görülen etkidir. Ancak o karakterlerindeki avareliğin, kayıtsızlığın ve boş bakışların sebebi, geçici dış hayatsal unsurlarla irtibat kurmamalarından kaynaklıdır. Yani, onların asıl odak noktası, kendi iç dünyaları ve ruhsal aleminde kopan fırtınalar ve bu fırtınalar sonucunda kendi ruhlarını anlama çabalarıdır. Kendi varoluşlarına dönük bir iç okumadır aslında. Dostoyevski, romanlarında insan türünün evriminden bu yana sahip olduğu tüm davranış kalıplarını aynılık/benzerlik/tezatlık halleriyle karakterin en küçük parçasından en büyük parçasına kadar en koyu yoğunlukla adeta bir Hadron çarpışması gibi birbirleriyle çarpıştırır. İşte bu, tam olarak ‘’Dostoyevski Aroması’’ dır. Onun yüzdüğü suların dalgaları, vurduğu sahildeki kayaları yaracak kadar sert ve zalim olmalıdır. Onun karakterlerinin her şeyden haberi vardır. Ruhları, geçmiş/şimdi/gelecekte aynı anda yaşıyor gibi sonsuz bilgelik içindedirler. Sanki romanın en başını bildiği halde romanın en başından sonunda kadar rol aldıklarının bilincindedir her biri. Biraz ‘’Peygamber Karakterli’’dirler. Peygamber karakterli Dostoyevski karakterlerini eserde analiz edelim; EZİLMİŞ VE EZMİŞ KARAKTERLERİN ANALİZLERİ: VANYA KARAKTERİ: Dostoyevski’nin kendisidir. Fakirdir. Yayınevinden avans alıp borçlarını ödedikten sonra kuru çay ve ekmeğe tamah edip tavan arasında soğukta titrek halde romanının çıkması için çabalar. Karşılıksız aşkın en başından beri hükmen mağlup kahramanıdır. Vanya, eserin lokomotifidir. Çünkü, romandaki bütün karakterleri birbirine vagon gibi bağlayıp lokomotif gibi çekmektedir. Romandaki en çalışkan karakterdir. Bütün karakterler arasında hiç durmadan gelir gider didinir. Sanki ‘’Mekik Diplomasi’’si yapar gibi her bir karakterin yanına gider diyalog kurar, arabuluculuk yapar. Aslında tüm bu saf tertemiz çabalarının toplamı, Nataşa’nın mutluluğu içindir. Ancak gel gör ki, bu kadar fedakarca sadakatle çabalayan Vanya’yı Nataşa kardeşi gibi görmektedir: ‘’Vanya bizim kardeşimizdir’’ der. Hem Nataşa hem sevgilisi Alyoşa hayatlarında hep yanlarında sadık dostları Vanya olsun isterler. Öyledir de ancak bu saflığı tertemiz çabaları aslında dışarıdan bakıldığında pek de öyle değerlendirilmemektedir. Aşağılık Prens’in, aşağılayıcı sözlerinden nasibini alacak, hatta ayıplanacaktır: ‘’Alyoşa nişanlınızı elinizden alalı beri Schiller gibi yırtınmaktan, yaralarına çalışmaktan bir an geri durmuyorsunuz. Neredeyse ayak hizmetlerine koşacaksınız. Kusura bakmayın ama, bu hayli çirkin bir yücelik oyunundan nasıl bıkmadığınıza şaşıyorum! Ayıp doğrusu. Sizin yerinizde olsam hırsımdan çatlardım. Doğrusu ayıp, çok ayıp!’’ (Prens Valkovski, sy 272) Vanya’nın kaderi 2 numaradır. İkinci adam olmak kaderi olacaktır hep. Prensle içki masasında aralarında geçen o meşhur diyalogda Prens’in yüzüne patlattığı sert tokatlardan biri de bu cümleler olacaktı: ‘’….Belki en büyük kahramanlık, insanın hayatta ikincilikle yetinmesidir.’’ (Prens Valkovski) Vanya, hayatları boyunca hep ‘’İkinci Adam’’ olarak kalanların bir temsilidir… NELLİ KARAKTERİ: ‘’İyi insanlar karşılık beklemeden yardıma koşarlar. Dünya iyi insanlarla dolu kızım. Yazık ki, bunlar gerektiği zaman senin yoluna çıkmadı.’’ Nelli’yi açıklayan en güzel cümle… Hayatı boyunca sefilliğin, ezilmişliğin dibini yaşamış; kahpe hayatın kirli tokatı tertemiz yüzüne vurmuş, 14-15 yaşlarında sara hastası küçük bir kızdır. Oldukça gizemlidir. Gizeminin sırrı, kör düğümle bağlanmış kadar sıkıdır. Lakin gizemi, kitabın en sonunda ancak çözülebilecektir. İhmenev’in tahlili onu en iyi açıklayan satırlardan biridir: ‘’Ruhunda hala nüfuz edemediği gizli köşeler vardı. İhmenev haklıydı, Nelli ağır bir hakarete uğramıştı, yaraları henüz pek tazeydi. Garip davranışlarıyla, bizlere cephe alarak gösterdiği güvensizlikle sanki yaralarını deşmek istiyordu. Deyim yerindeyse, acısını körüklemenin verdiği üzüntüden zevki alıyordu. Bu zevk bana da yabancı değildi. Kaderin baskısı katında ezilen daha niceleri uğradıkları haksızlığın üstüne üstüne gitmekten acı bir zevk duyarlar.’’ (Sy, 314) O kadar ağır tesir bırakan karakterdir ki, kitabın yarısından sonra adeta Nataşa-Prens-İhmenev üçgeninden konuyu bir ara tamamen koparıp romanı kendine esir edecektir. Romanın en başından en sonuna kadar hep vardır ve romanın finalinde okurun kalbini en çok dağlayan satırların da müsebbibidir. Nelli, o kadar güçlü bir karakter ki; belki de sadece bambaşka bir romanın yegâne konusu olmalıydı diye de düşündüm bir ara. Hatta belki de sırf Nelli'nin akıbetini merak ettiğim için bitirdiğim Dostoyevski romanı oldu gibi sanki. Sanki Nelli’ye ait satırları okurken, onu bunu boşver de bu Nelli’ye ne olacak ya da romanın neresinden tekrar ortaya çıkacak bu kız tekrar, esrarını nasıl öğreneceğiz bu kızın der gibi heyecanlı beklenti içine sokuyor okuru. Dostoyevski’nin, sadece Nelli Karakterini romandaki kurgunun içine yerleştirmesi olay örgüsü içine dahil etmesi bile edebiyat dehası olduğunun somut bir kanıtı. (Spoiler vermeyeceğim eseri okuyunca anlayacaksınız…) Nelli… ‘’Ezinlerin en talihsizi’’... 14 senelik kısacık yaşamı boyunca ne yaşadıysa hep o yaşadıklarının altında ‘’EZİLMİŞTİR’’… NATAŞA KARAKTERİ: Onsuz yaşamayı ölümden beter gören, kadınlık onurunu çiğneyip sokak sokak peşinden giden, hatta bu uğurda çok sevdiği anne-babasının evinden kaçıp babasıyla ömür boyu dargın kalmayı dahi göze alan bir genç kızdır. Romandaki varlığının büyük bölümü, havai/toy sevgilisi Alyoşa’nın kendisini ziyaret etmesini sabırla bekleyen bir saflıkla geçmektedir. Vanya, onun bu halini şu şekilde tasvir etmektedir: ‘’Kendi dünyasında yaşayanların çoğunda olduğu gibi toplum hayatından neredeyse hiç çıkmadan kendi dünyasında geçirmişti. Ayrıca Nataşa’nın belki babasından geçmiş, bütün iyi kalpli insanlara has bir özelliği vardı: Karşısındakini olduğundan iyi görür, daha ilk bakıştan büyük bir heyecanla meziyetlerini büyütürdü. Bu çeşit insanların hayal kırıklığına, hele sebebin kendileri olduğunu bilerek uğramaları pek acı olur. Ne diye kendilerine verebilecekken fazlasını umarlar sanki? Böyleleri, her an hayalkırıklığı tehlikesiyle karşılaşmaktansa, köşelerine çekilip dünyayla bağlantıyı kesmeli en iyisi. Dikkat ettim, köşelerini öyle severler ki, zamanla bütün yabanileşirler. Üstelik Nataşa birçok felaket, acı, hakaret görmüştü. Bu bakımdan onu sağlam yapılı saymaya imkan yoktur. Yani, onun için söylediklerimde bir kusuru varsa bile hoş görülmeliydi.’’ Lakin Nataşa, Vanya’yı her ihtiyacı olduğunda yanına çağırmakta ve Vanya, itaatkarca sabah öğle akşam demeden yanına gitmektedir. Vanya, bu saf kızın mutluluğu için saf bir edayla çabalamakta yeri geldiğinde onu kendine getirmek için sopasını dahi göstermek zorunda kalmaktadır: ‘’Nataşa’nın bu hali hiç aklımdan çıkmaz. Bazen Alyoşa’dan dert yanarken, dokunaklı bir konu açınca ya da ilk sözünden anlamam gereken bir sırrını anlatırken sesi başkalaşır, dişlerini gösteren gülümsemesinde, gözlerinde bir yalvarış okunurdu; benden yardım uman, sorununun çözümünü bekleyen bir bakıştı bu. Bu gibi durumlarda hemen sert haşin bir sesle, azarlar gibi konuşmaya başlardım. Bunu bile b ile yapmadığım halde, daima iyi sonuç alırdım. Sert, ciddi halim ona çok iyi gelirdi. İnsanlar bazen azarlanmaya, hırpalanmaya gerek duyar.’’, sy. 149 Beyaz Geceler romanındaki genç erkeğin saf aşkı, Ezilenler romanında Nataşa’nın karşılıksız aşkı işlenmiş. ‘’Beyaz Geceler’’ deki genç erkeğin gayretleri sonucu çok kısa sürelik de olsa ikili birbirine karşılıklı aşka tutlurken; ‘’Ezilenler’’de romanın başından sonuna kadar ‘’Vanya’nın Karşılıksız Aşkı’’ sürüp gitmektedir. * * * ‘’Çılgınca bir arzuyla sevilme arzusundaki Natasha için biçilmiş bir kaftandı. Sevdiğine sırf sevdiği için işkence etmenin de tadına varmıştı ve belki de bu yüzden kendini feda etmeye bu kadar hevesliydi.’’ Nataşa ve Nataşa Karakterli İnsanlar İçin Bir Soru: Ebedi mutluluğu yakalayabilmek adına koskoca bir ömrü paylaşmayı göze aldığın kişinin tüm zaafları göz ardı edilebilir mi? PRENS VALKOVSKİ KARAKTERİ: Dostoyevski, Vanya karakterine ağırlıklı olarak bürünmüş gibi gözükse de aslında bir parça da Prens Valkovksi’nin de vücut bulmuş halidir. Bu savımın en büyük kanıtı, pahalı bir restoranda içki masasında karşılıklı oturduklarında aralarında geçen o efsane diyalogda yatar. Bu kısım, birbirlerine karşılıklı sarfettikleri en vurucu sözlerin söylendiği kısımdır. Her bir söz, suratta patlayan tokat darbesi gibi yüzü ateşler içinde bırakır. Prens ve Vanya sanki içki masasında değil de birer boks ringinde kozlarını paylaşmaktadır; birbirlerine sarfettiği sözler, suratı hamur gibi ezen birer yumruk darbeleri gibidir. Bu sert diyalogların sonucunda Prens, Vanya’yı ezmiştir. Doğal kanun tekerrür etmiş, güçlü güçsüzü yine alt etmiştir. Ezen Prens; ezilen Vanya’dır – ezilen haklı olsa bile.- En aşağılık tiksinilen kahraman, Prens’tir. O kadar çok tiksinti vermektedir ki, Vanya ondan tiksinti veren bir canlı gibi iğrenmektedir: ‘’İnsanın içinde ezmek için dayanılmaz bir istek uyandıran iğrenç bir hayvan, iri bir örümcek gibi görüyordum onu. Benimle alay etmekten keyif duyuyor, elinde olduğumu sanarak benimle kedinin fareyle oynaması gibi oynuyordu. Galiba (onun bu halini çok iyi anlıyordum) arsızlığı, küstahlığı, maskesini atmaktaki kinizmi ona şehevi bir haz veriyordu. Şaşkınlığımın, duyduğum öfkenin tadını çıkarmak istiyordu. Beni içten küçümsüyor, alay ediyordu. Zaten baştan bir oyuna geldiğimi sezmiş, altından ne çıkacağını bekliyordum. Fakat ne olursa olsun, sonuna kadar dinlemek zorundaydım. Bu Nataşa’nın çıkarı içindi ve dişlerimi sıkarak hepsine dayanmam gerekiyordu.’’ (sy, 274) Her ne kadar Prens, tiksinti veren iğrenç karakterli bir yapısı olsa hakkını da iade etmek gerekir ki ; eserdeki bütün kahramanlarda daha dobra ve açık sözlüdür. İnsan türünün bilinç altının dehlizlerindeki en iğrenç davranışsal köklerinin dibine kadar iner, bu çamur deryasının içindek bulup çıkardıklarını da tokat gibi karşıdakinin suratına çarpar. Aslında açık sözlülüğü ve dobra karakteriyle tipik bir Rus olduğunu kendisi de kabul etmektedir: ‘’Ben tam bir Rus’um, içinde katıksız Rusluk taşıyan bir yurtseverim, içimi olduğu gibi dökmeyi sever, hayatın zevkini çıkarmayı bilirim. Hem öbür dünyada ne var ki?’’ (Prens Valkovski) “Keşke imkân olsaydı da (ki insan tabiatı için bu asla mümkün değildir) herkes, hepimiz, benliğimizin en gizli köşelerini olduğu gibi açığa vurabilseydik; başkalarına, hatta en yakın dostlarımıza, sırası gelince kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz ne varsa, hepsini korkmadan ortaya dökebilseydik, dünyayı saracak pis kokudan hepimiz boğulurduk. Parantez içinde söyleyeyim, toplumu düzenleyen yasalar, görgü kuralları bu bakımdan iyidir zaten. Derin bir fikir gizlidir bunlarda; ahlaki olduğu iddia edilemeyecek ama, koruyucu, bize rahatlık sağlayan bir fikir. Bu da azımsanmamalı, çünkü ahlak da rahatlıktan başka bir şey değildir, yani rahatımız için icat edilmiştir. Son olarak şunu söyleyeyim: Kusurlarımı, ahlaksızlığımı, sefihliğimi başıma kakıyorsunuz; oysa bütün suçum başkalarından daha içten olmam, o kadar. Demin de dediğim gibi, başkalarının kendilerinden bile sakladığı gerçekleri ben açıkça ortaya döküyorum.” (sy 279) ALYOŞA KARAKTERİ (PRENSİN OĞLU): Işıl ışıl bir çocuksu bir gülümsemeye sahip, girdiği ortama ışık saçan çekici ve zarif bir karakter. Babasının gölgesinde yetişmiş, hayatında sıkıntı yüzü görmemiş, kirlenmemiş duygulara sahip bir karakter. Bunların yanısıra havai, kendini beğenmiş ve küstah tarafı da var. Yalan söylemeyen, söylese de art niyetli asla olamadığı için saflığından söyleyebilecek, bencilliği bile sinsi değil apaçık olduğundan insana batmayan cinstendir. Hassas ve narin yapılıdır. İradesi yoktur. Sanki gelişmemiş bir çocuktur. İnsanın aklına heralde bu çocuk kırk yaşında bile bu haliyle çocuk kalacak endişesi doğuran bir karakterdir. Vanya onun için ‘’Böyle insanlar ömürlerinin sonuna kadar olgunlaşmazlar’’ diyecektir. Alyoşa’nın gerçek hayat hakkında asla bir fikri olmayacak, kendi toz pembe saf dünyasında sürüklenecektir. Yolda bir kelebek görse ona bile aşık olup peşinden gittiği yere kadar gidebilecek saflıktadır. Alyoşa’yı tanıyıp da sevmeyecek bir insan yoktur. ‘’Ancak bir kötülük yapsa başkasının etkisiyle güdümüyle kötü bir şey yapabilirdi. Saflığından yaptığı bu hata için farkına varınca belki de kahrından ölürdü’’ der Vanya. Risk de zaten burada. Kendini feda edebilecek kadar saftır, sevdiği adına. Lakin Nataşa onun bu hallerini şu satırla izah edecektir: ‘’Hep yanında olmasam benden soğur, unutur, bırakır beni. Tabiatı böyle.” Dostoyevski karakterlerinin her biri çok güçlü; her karakter özelliğini yoğun haliyle yansıtıyor. Gücü burada. Alyoşa karakteri bile en naif karakter olmasına rağmen böylesi yumuşak karakteri romanın böğrüne taş gibi oturtuyor. İHMENEV: Her ne kadar yoksul çiftçi sınıfından olsa da Prens kadar olmasa da gaddar bir karakterdir. Kızı Nataşa’nın, annesini ve babasını ezip, Alyoşa’yla kaçması babası İhmenev’i çileden çıkartmış, çok uzun zaman bu harekete duyulan kinden dolayı kızını affetmemiştir hem de kızının ona çok ihtiyacı olduğunu bile bile. Duygularını çok açıkça sergileyemeyen karakterli İhmenev, eşine karşı da kendini tam açamaz kapalı konumdadır. Lakin eserde onun bu hali şu satırlarda tanımlanacaktır: ‘’Bazı müşfik, ince duygulu kişiler, en sevdikleri varlığa bile yalnız başkalarının yanında değil, baş başa kalınca da yaklaşıp şefkat gösterme konusunda son derece inatçı, neredeyse utangaç olurlar; ama nadir görülen sevgi taşkınlıkları sırasında bastırdıkları duyguları duyguları da ölçüde sıcak, heyecanlı olur. İhtiyar İhmenev, karısına karşı gençliğinden beri öyleydi.’’ Prensten sonra en itici 2. karakter gibi duruyor sanki İhmenev. Baba olmanın gereğini yapmayıp ketum ve bağnaz tavırlar sergiliyor. İlk başta Nataşa ailesini hiçe sayarak evi terketmesi ile ailesini ezmiş; daha sonra da babası İhmenev kızı Nataşa’yı bağışlamayacak tavırları ile ezmiştir. Herkes birbirini bir şekilde ezmektedir. MASLOBAYEV: Özünde iyi ve yardımsever bir insan ama içten pazarlıklı bir tüccar edasında da bir cinliğe sahip. Çok zeki değil ama kurnaz ve girişken. Hem kendi hem de eşi Nelli’nin hastalığında seferber olmuşlardır. Aslında romanın gizli kahramanı Maslobayev’dir. Çünkü en gizeli karakter Nelli’nin gizemi, Maslobayev’in çabaları ile aydınlanacaktır. Tipik bir Rus’tur. Hayattan keyif almak yaşam felsefesidir: - ‘’Dergilerde filan mı çalışıyorsun? - Evet Maslobayev. - Yani yük beygiri oldun? - Onun gibi bir şey. - Böyle olunca içmek en iyisi birader! Kafayı çekip divanıma uzandım mı dünyalar benim oluyor. Yaylı bir divanım var, görmelisin! Hayalimde kendimi Homeros, Dante, Fredrik Barbarossa olarak canlandırıyorum. Keyif benim değil mi, dilediğim gibi hayal kurarım. Ama sen kuramazsın…’’ ● KİTABIN KAPAĞINI KAPATTIĞIMDA BANA DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ? ‘’EZİLME’’ kavramının düşündürdükleri; 1️⃣ Karakterler, kendi içlerinde dolaylı ya da direkt olarak döngüsel halde birbirlerini ezmekte midirler? 2️⃣ Ezmek zenginlere; ezilmek sadece yoksullara özgü bir kavram mıdır? Romanlarda işlenen temel konu, zenginin fakiri ezmesi olarak işlenir. Toplumda hep aşağılanan ve hor görülen insanların, nüfuzlu kimselerin bencilce hesapları arasında ezilişine tanık oluruz. Yoksul insanların – hatta hiyerarşik olarak eşit yurttaşların - kendi aralarında birbirlerini ezdikleri bir ayrı bir hiyerarşi var mıdır? Varsa neden dışarıdan bakıldığında hiç göze çarpmaz? Nataşa Vanya’yı, İhmenev eşini Nelli’nin yoksul dedesi yoksul ve hasta kızını romanda ezmemiş midir? Buradan hareketle; Her bir karakter kendi içlerinde döngüsel bir halde birbirlerini ezmektedirler. ‘’Ezilmek’’ kavramının hiyerarşi ile bir ilgisi kalmamıştır. a-) Zengin yoksulu ezer: Prens, Nataşa’yı, Vanya’yı, İhmenev’i hatta Nelli’yi ezmiştir. b-) Yoksul yoksulu ezmiştir:  Nataşa, Vanya’yı karşılıksız aşk acısı çektirerek ve ikinci adam sıfatına mahkum ederek  İhmenev, öz kızı Nataşa’yı en zor anında bile affetmeyerek görüşmeyerek, eşinin anne yüreğini sızlayarak ezmiştir.  Nelli’nin dedesi, zamanında annesini ezmiştir.  Nelli ise zaten doğduğundan beri hemen hemen herkes tarafında ve her türlü koşullarda topyekün ezilmiştir. 3️⃣ Nataşa başkasını ısrarla sevmesine rağmen yine de hep onun yanında olan karşılıksız aşk besleyen hatta Prens tarafından aşağılanarak ikinci adam olmakla yetinen’’ şeklinde ithaf edilen gariban Vanya karakteri, en çok ezilen karakter değil midir? Asıl mağdur hakikaten Nataşa mıdır yoksa Vanya mıdır? Romandaki herkes çuvalın en dibinde kalan incirler gibi ezilmiş olmasına rağmen altta kalanın canı çıksın denilen karakter kimdir? Vanya mıdır yoksa değil midir? KİMLERE ÖZELLİKLE OKUTULMALIDIR?  Aşkı haketmeyen kişilere verip gerçekten seven insanları can dostu hatta ikinci adam olarak görenlere.  Evladı aile ve onayı dışında bir seçim yapmış ve bundan dolayı ömür boyu evlatlarına tavır alan ebeveynlere,  Ebeveynleri ile ömür boyunca küs kalmakta ısrar eden kalbini kapatan evlatlara, KÜÇÜK BİR FİNAL NOTU: ️ Kitabın son sayfalarına doğru ilerledikçe eserin burukluğu daha da sarıyor. Metin olan kişilerin bile okurken bu romanın sonundaki burukluğa kayıtsız kalamayacağı, zorlanabilecekleri tarzda bir son sizi bekliyor olacak. Duygusal hassas yapılı okurları son bölümü okurken ağlatabilir. Zaten güzel olan eser, kitabın sonlarına yaklaştıkça deminin en koyu haliyle daha da güzelleşiyor. ● ALINTILAR: ‘’Yaşama arzum, hayata inancım vardı!.. Fakat bu düşüncenin ardından bir kahkaha attığımı da hatırlıyorum. (sy 56) ‘’… karanlık basar basmaz yavaşça mistik korku adını verdiğim bir ruh hali gelir üzerime…’’ (sy 57) ‘’… Ölülerden korkan insanların duydukları sıkıntı da böyle bir şeydir sanırım.’’ (sy 57) “Ayaklarınız bağlı, zevkiniz hastalıklı olduğu için siz bu görüşünüze katılamazsınız. Her şeyi idealleriniz, erdeme uygunluk yönünden düşünürsünüz. Hepsini kabule hazırım ama ne yapayım ki insan erdemlerinin temelinde bencillik olduğunu bir türlü aklımdan çıkaramıyorum. Erdem arttıkça bencillik de çoğalır. Kendi kendini sevmek kuralına taparım ben.” (sy 284) ‘’Okuyunca az kala adam oluyordum. Az kala. Sonra düşündüm taşındım, namussuz kalmayı tercih ettim. Böyle işte…’’ (Maslobayev) ‘’Dünya iyi insanlarla dolu kızım.Yazık ki bunlar gerektiği zaman senin yoluna çıkmadı.’’ (Nelli için söylenen bir cümle) ‘’Belki en büyük kahramanlık, insanın hayatta ikincilikle yetinmesidir.’’ (Prens Valkovski) “Kendimize bile itiraf etmekten kaçındığımız şeyler vardır belki bazen zor da olsa itiraf edebildiğimiz, yine de bir ikincilliğe müsade edemeyecek kadar korkunç ve herkes bunları açığa çıkaracak olsa dünyayı saracak o pis kokuda hepimiz boğuluruz.” (Prens Valkovski) ◾️◾️◾️◾️◾️◾️◾️◾️◾️◾️◾️◾️◾️ ÇEVİRMEN NİHAL YALAZA TALUY: Tertemiz harika bir çeviri. Cumhuriyet döneminin ilk çevirmenlerinden olan Nihal Yalaza Taluy’a ait. Nihal Yalaza Taluy çevirisinden okumak ayrı bir keyif. Belki de en sıkıcı ağır romanı bile Nihal Yalaza Taluy çevirmiş olsa o roman yine akıp giderdi.
Ezilenler
Ezilenler
Fyodor Dostoyevski
Fyodor Dostoyevski
Ezilenler
8.7/10 · 12,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
Katılmak isteyenler için ;
Merhaba, kendime ait telegram üzerinden kitap grubum var katılmak ister misiniz? — Kitap okuma, kitap tavsiyesi, öneri, ileti, alıntı, inceleme, bilgi, pdf, epub bulunmaktadır, her konu da bilgi ve cevap vermeye özen gösteriyoruz. ☺️ Kitap Okuma Maratonu📚 t.me/okuyangrup
289 syf.
Süper İyi Günler, Kitap Dünyam okuma kulübünün #güncelikeşfet maratonu ile 24 saatten kısa bir sürede okuyup bitirdiğim bir kitap oldu. Yazı puntosunun büyük, dilinin sade olması ve bazı sayfaların görsellerden oluşması sebebiyle de oldukça kolay okundu. Otizmli bir çocuğun gözünden anlatılan bu hikaye için çok sıra dışı, muhteşem gibi aşırı yorumlara katılmamakla birlikte, yoğun edebi okumalar arası bir duraklama, farkındalık oluşması açısından kıymetli olduğunu söyleyebilirim. Hikayede beni en çok düşündüren kısım Cristopher'ın mı yoksa bizim dünyamızın mı daha karmaşık, anlaşılmaz olduğudur. Son olarak Nedim Saban'ın yönetmenliğinde tiyatroya uyarlanmış ve esas tiyatro teknikleri açısından oldukça sıra dışı ve yenilikçi bir tarz yarattığını izlediğim kısa videolardan gördüm. Umarım sahnede izleme olanağı bulurum.
Süper İyi Günler
8.3/10 · 2.503 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
...
200 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.