Kütüphanede Kafka, Solgun Ateş'i inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 7 günde · 9/10 puan

Solgun Ateş, Vladimir Nabokov’un en bilinen romanı değil ancak başyapıtı olarak gösteriliyor. Ünlü bir şairin uzun bir şiirini kendi hayal dünyasına göre yorumlayan bir delinin (ya da bir kral, ya da bir sahtekâr) notlarından oluşan bir roman. Notların tarih sırasına göre gitmemesi, sıklıkla şiire ve diğer notlara gönderme yapması okumayı oldukça zorlaştırıyor. Ancak sessiz bir ortamda dikkatli bir okumayla oldukça zevkli hale gelen bir kitap, ancak ne yaparsak yapalım zor bir kitap. Zaten tanımında da “karşı roman klasiği” olarak tanımlanmış.
Kitabın en olumsuz yanı bana göre şiir içermesi. 999 satırlık bir şiir ve aslında kitabın konusunu belirliyor. Ancak şiiri başka dillere çevirdiğinizde kaybettiği şekilsel güzellik bu şiirde de geçerli. Orijinalini okuduğunuzda aslında şiirin de güzel olduğunu görüyorsunuz. Zaten yazarın aynı zamanda şair olması bu noktada önemli.
Yazarın, Lolita’dan sonra okuduğum ikinci kitabı. İki kitap arasında büyük tarz farklılığı var ve yazar ikisinde de oldukça başarılı. Bu durum, diğer romanlarını okumak için okuyucuyu da motive ediyor. Bence oldukça başarılı ve zaten 20. yüzyılın en iyi romanları arasında kabul ediliyor. Ancak önemli bir eser olmasına rağmen, az okunması kolay bir roman olmamasından kaynaklanıyor.

Geçen yıl kutüphanede elime geçen bir sesli kitapta hiç tanımadıgım bir yazarın yazarlık ve edebiyat anlayışı hakkında bir söyleşisi ilgimi çekmişti! Sesli kitaplarda yazarlar ender iyi bir sesli okuma yaparlar! Ama bu adamcağız oldukca sakin ama etkileyici bir biçimde nasıl yazdığını sabah uyanmasından yazma, düşünme, kurma, kağıda geçirme, dinlenme ve günlük işleriyle uğraşısını anlatıyordu! Sabah kalkıp tam bir alman disipliniyle yazacaklarinı kağıda geçiriyor, sonra her gun gittiği kahveye gidip kahve içip pasta yiyerek kahvaltı yapıyor, yürüyüşe çıkıp hikayesini kuruyor, dinleniyor, eve gelip hep aynı müzik parçasını dinleyerek yazıyor ya da yazdıklarını düzenliyor... bu arada kısa ve uzun yuruyüşlerle hep aynı yollarda yurüyüşlere çıkıyor! Bu günlük yazma eylemini anlatırken özgeçmişine dönerek yazma serüvenini yaşamındaki yaratıcı dönemleri anlatıyordu.... saarland civarında küçük bir şehirde yaşıyordu!
Bu sesli kitap beni etkilemiş, onun diğer kitaplarını da okumak istemiş, ancak sonra unutmuştum. Arada bir onu anımsar, ancak adını getiremediğim için hayıflanırdım.
Bugün der spiegel dergisindeki bir taziye yazısında yeniden karşıma çıktı! Hemen tanıdım: Ludwig Harig. 5 mayıs 2018 de 90 yaşında vefat etmiş. Alman edebiyatında hiç bir gruba katılmamış, edebiyat çarkından uzak kalmış, otobiyografik bir üçleme ile, 'wer mit den Wölfen heult, wird Wolf' (kim kurtlarla ulursa, kurt olur', adıyla yayınlanmış! Okuyacağim kitaplar arasına koyuyorum! Hele sesli kitap bulursam hemen! Unutmayayım diye işte buraya kaydediyorum!

Tuğba, Yasak Meyve'yi inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Jojo Moyes kitaplarını severim.
Ebook olarak okudum. İlk başlarda biraz sıkıldım ama sonrası sürükledi. Ben karakter olarak en çok Dasny’i beğendim. Biraz feminist bakacağım olaya ama kimse kusura bakmasın. Kadınlarda lohusa dönemi varken bir erkeğin yeni doğum yapmış bir kadını ve bebeğini terk etmesini kabul edemiyorum. Tabi ki kadınlar kendilerini toplayacak sadece biraz sabır ve zaman vermelisiniz onlara.
Ayakları üzerinde durmasını ve yeniden aşık olmasını okumak oldukça keyifliydi. Bir de tabi Joe var. Aşkın en güzel örneği. Karşılık beklemeden yıllarca sevebilen ve sadece yanında olmasıyla yetinebilen güzel bir yürekti. .
.
Keyif aldım ama öle of çok güzeldi falan diyemem. Okunabilir.

huseyin demir, Gölgesizler'i inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Zamanın ve mekanın, köyün ve kentin, berberin, kunduracının, muhtarın, bekçinin, delinin, akıllının, ihtiyarların gençlerin hatta çocukların, kadınların, erkeklerin ve hatta ayının ve atın, herşeyin ve herkesin birbirine geçtiği, birbirine dönüşüp, birbirinde kaybolduğu ve kimin kim olduğu veya olmadığını düşünürken ve umarken öğrenmeyi karın neden yağdığını ve öğrenmeyi umacak bir çok sırla karşı karşıya kalan sayfalar arasında değilde bir gizin içerisinde paranoyaklaşan okuyucuyu hiç düşünmedin mi Sevgili Toptaş...

Okumak güzeldir.. okuduğunu anlamak daha da güzeldir.. ama bu kez okuduğumu anlamakta zorlandığımı inkar etmeyeceğim.. yalnız bir şeyi, anladığımı anlamadığımı anladığımı anladım..

Yeri gelmişken sana Doğunun Kafkası demek bir övgü niteliği taşısa bile, kalemini bir başka değere benzetebilmek pek samimi gelmedi bana açıkçası. Bence kişinin başarısını veya meziyetini bir başka kişinin meziyetiyle eşleştirmek övgü değildir. Röportajını okurken pekte mutlu olmadığını görmüştüm zaten bu durumdan. Sevgili Hakan Gündayın da dediği gibi her yazar edebiyatın ayrı bir klasörüdür.. ve sen Sevgili Toptaş edebiyatın beyin yakan en kalın klasörlerinden birisin ve unutmadan, anladım ne demek istediğini bu adamın; “Sadece Hasan Ali Toptaş okumak için bile Türkçe öğrenmeye değer.”
STEFAN WEIDNER, Frankfurter Allgemeine Zeitung

@Pesa, Alemdağ'da Var Bir Yılan'ı inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · Puan vermedi

Merhaba sevgili okurlar. Öncelikle, uzun zamandır okumayı düşündüğüm Alemdağ'da Var Bir Yılan kitabını okumama vesile olan https://beta.1000kitap.com/gingerbread ve https://beta.1000kitap.com/AkakiAkakiyevic a teşekkür ederek yazıma başlamak istiyorum.

İlk önce size kitabı nasıl elde ettiğimi yazayım. Bir gün sitede dolaşırken bir kitap hediyesi çekilişi gördüm. Sevgili https://beta.1000kitap.com/Aczbirisi "Alemdağ'da Var Bir Yılan" kitabını hediye ediyordu. Normalde pek katılmam bu tür etkinliklere ama Sait Faik'in bu kitabını okumak istiyordum. Neden olmasın, dedim ve katıldım. Kitap bana çıktı. Çok mutlu oldum. Kendisine tekrar teşekkür ederim.

Kitabı çok istiyordum, çünkü; Sait Faik deyince aklıma ortaokul yıllarım geliyor. Türkçe öğretmenim, bize okuma alışkanlığı kazandırmak için Sait Faik'i anlatmıştı. Bilirsiniz. Hani şu malum hikaye: Sait Faik'in Seçme Hikayeler kitabındaki, "Haritada Bir Nokta" adlı hikayesinde geçer. Hikayenin sonunda şöyle yazar: "Söz vermiştim kendi kendime. Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."

Öğretmenim bu hikayeyi anlattığında içim yazmak ve okumak aşkıyla dolup taşmıştı. (Yalnız, öğretmenim de öyle tutkulu, öyle yaşayarak anlatırdı ki; sanırsınız Sait Faik mezarından kalkmış gelmiş kendini anlatıyor. Kendisi bana şiiri de sevdirmiştir. Ahmed Arif'i, Cahit Sıtkı'yı, Orhan Veli'yi, Atilla İlhan'ı ve daha nicelerini onun sayesinde tanıdım ve sevdim. Her ders mutlaka bir şiir okuyarak başlardı derse. Türkçe derslerini iple çekerdim. Edebiyata olan merakım buradan gelir.)

Bu hevesle ben de yazayım dedim. Bir şeyler karalamaya başlamıştım. İlk yazdığımda, sanki şaheser yazmışım gibi mutlu olmuştum. Bir ay sonra yazdıklarımı tekrar okuyunca "Bunları mı yazmışım?" deyip, yırtıp, çöpe atmıştım. Şimdi elimde hiçbir şey yok. Yazmayı da bıraktım. İleride belki tekrar denerim.

Kitaba döneyim. Alemdağ'da Var Bir Yılan, hepsi birbirinden güzel 17 hikayeden oluşuyor. Ben en çok; "Yalnızlığın Yarattığı İnsan", "Dülger Balığının Ölümü", "Kafa ve Şişe" ve "Yılan Uykusu" hikayelerini beğendim. Sait Faik yine; denizi, maviyi, balıkları, ağaçları, yeşili, bulutu, yalnızlığı ve sevgiyi kendine has üslubuyla yazmış. Günlük hayatımızda sadece bakıp geçtiğimiz, önem vermediğimiz ayrıntıları görmüş, görmemizi sağlamış, anlatmış. Tadına doyamadım.

Herkesin kitaplığında olması gereken bir kitap. "Yazmasam deli olacaktım." diyen yazarın kitabı. İyi ki yazmış.

Liliyar, Anarşist Banker - Şeytanın Saati'yi inceledi.
 8 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

"... olanaksızdan da öte bir mesafede, saçılmış yıldızlar gibi.."

İki farklı kısımdan oluşan bu eser, iki kapak arası çok fazla sayfa sayısı içermemesine rağmen ağzına kadar dolu. Özellikle Şeytanın Saati isimli kısım bir solukta okunacak mahiyette.

Pessoa okurken baştan güçlü bir sarsıntıyı göze alarak okumak lazım. Gerçek ve gerçek dışı başta olmak üzere her şeyi zıttıyla bütünleştiren, kendi kendine günlerce, aylarca konuşup, yine kendi kendini her konuda ikna edebilecek mükemmel bir düşünce dinamiğine sahip.

Her şeyi sorgulama ve geçersiz kılma boyutunda müthiş bir münazara yeteneği var.

Deli bir rüzgar gibi insan zihnini savurup duruyor, bir bakıyorsun ki nereden nerelere gelmişsin..

Bir şeyin kendisinin değil bize hissettirdiklerinin üzerinde yoğunlaşması en sevdiğim özelliği.

İnandırmak istediği şeye inandırmak, varmak istediği noktaya varmak için hiçbir kural tanımıyor.

Önsözünde bahsedildiği gibi, bu eser tam bir ateş gemisi..

Hasan Kenar, Hz. Muhammed'in Hayatı'ı inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ne desem bilemiyorum insanın tüyleri diken okuyor yüce bir insan var bize örnek bir hayat yaşıyor ama biz onu tanımıyoruz Okumak öğrenmek lazım dediklerimizin başında gelmeki bence bu hayat

Her çocuk kitabı önce büyükler için yazılmıştır der Cahit Zarifoğlu. Çocuk kitabı okumak dünyaya çocukların gözünden bakmayı sağladığı için tercih ettiğim bir okuma türüdür. İnsan, kadın, öğretmen, anne rolleri bu tercihimde şiddetle etkili 😊