Kalbi Allah-u Zülcelal’e bağlamanın da bir takım alametleri vardır. Kalp, Allah’a bağlandığı zaman, daima O’nun yolundan, aşk ve muhabbetinden bahseder. Onun için bir adam bir Evliyanın yanına gelerek: “Allah’a nasıl kavuşulur?” diye sormuş. Evliya ona: “Sana müjdeler olsun!” demiş, adam: “Niye?” diye sorunca Evliya şöyle cevap vermiştir: “O yolu soran kimse, o yola meraklı demektir. Allah ona nasip edecektir inşaallah!”
Demek ki Allah’ın yolunu merak etmek, daima onunla meşgul olmak, Allah-u Zülcelal’in yanında çok makbuldür. Sehl bin Abdullah şöyle demiştir: “Kim kalbini Allah-u Zülcelal’e teslim ederse, Allah-u Zülcelal onun âzalarına sahip çıkar.” İnsan kalbini Allah’a teslim ederse, O da o kimsenin gözlerine, ellerine, ayaklarına, diline yani bütün âzalarına sahip çıkar. Gözünün harama bakmasını engeller, dilinin haram konuşmasına engel olur. Ayaklarının günah yerlerine gitmesine engel olur.
Kalp, bir şey değildir ki! Allah-u Zülcelal’in yaratmış olduğu bir et parçasıdır. Peki, neden onu Allah’a teslim etmiyoruz? Onu Allah-u Zülcelal’e teslim edip: “Ya Rabbi! Bu kalbi sen yaratmışsın. Onu sana teslim ediyorum” diyerek, O’nun önüne koyalım. O zaman Allah-u Zülcelal’in rahmeti kalbimize girer ve bütün âzalarımız da Allah-u Zülcelal’e teslim olur ve Allah-u Zülcelal’in katındaki ecir ve sevaplara doğru gider.